Toplam yorum: 3.285.020
Bu ayki yorum: 6.526

E-Dergi

Kitabuskurdus Tarafından Yapılan Yorumlar

27.11.2024

Hiç beklemeden sıcağı sıcağına paylaşmak istiyorum bu kitabı. Mükemmeldi. Çocuk edebiyatında “ötekileştirme” kavramını öylesine güzel işlemiş ki… üstelik bunu yaparken akran zorbalığını da ele almış. Yani karşılıklı duyguları ele alarak üstüne bir de empati yaptırmış. Franz isimli kahramanımızın gözüne “Ambliyopi” teşhisi konulduktan sonra hayatı ve hayata bakış açısı tamamen değişiyor. Aslında tedavisi hiç de zor olmayan bir göz tembelliği… ancak tedavi için gözüne takması gereken bantla bir anda arkadaşları tarafından normal olmaktan çıkarılıp “öteki” sınıflandırmasıyla etiketleniyor. Ne oluyor peki sonra?.. pes mi ediyor?.. ezilip kendini gerçekleştiremeden yok olup mu gidiyor?.. Bir ipucu vereyim: Kitap bana göre çok güzel bitiyor. Tüm veliler, tüm öğretmenler kesinlikle okumalı. Sınıfta da parça parça bölümler öğrencilere okunup empatinin geliştirilmesi adına düşünme etkinlikleri yapılabilir.
27.11.2024

“‘Bize benzemeyeni neden sevmiyoruz?’ diye sordu sonra. ‘Çünkü dünyanın sadece bize ait olmadığını hatırlatıyor. Onun yüzüne baktığımızda, bizde olmayan bir şey görüyoruz. Sandığımız gibi mükemmel değil de eksik olduğumuzu anlayınca, kendimizi zayıf ve çaresiz hissediyoruz. Zorbalar da böyle ortaya çıkıyor. Kendilerine benzemeyeni bunun için yok etmek istiyorlar. Eksik olduklarını unutabilmek için.’” Yazarın günümüzdeki çocukların problemlerine değinme biçimi çok güzeldi. Bir karga (Roko) ve bir kız çocuğu (Nisa) üzerinden küçük yaş grubunun aklını karıştırabilecek sorular dizisine cevaplar bulunmuş. Paylaştığım alıntı cümlesini sınıfta okumuştum. Öğrencilerim hemen: “Irk ayrımına mı dikkat çekmek istemiş hocam?” diye sordular. Hayranlıkla bakakaldım. Ayrıca kitapta tek dikkat çekilen konu farklılıklar değil; korkularımız, bizi biz yapan şeyler, “öz”müzün güzelliği, değişimin kaçınılmazlığı, zorbalıklar… daha ne olsun?..
27.11.2024

“Hayatı küçüktü, dardı ama kendi elindeydi.
İçli dışlı olunca insanlar hayatını elinden alıyorlardı. O zamandan beri uzak durmaya çalışıyordu insanlardan.” Yine yeni yeniden Ayfer Tunç. Kuru kız, hem evde kalmış kız kurusu hem de sıska cılız… nereden baksan “Kuru Kız” insanların gözünde!.. hayatını tüm aile bireylerine sırasıyla adamış bir kız… ismi yok, olmasına gerek de yok. Toplum tarafından ona zaten bir isim yakıştırılmış. Hayatta iyi hiçbir şeye layık görülmemiş. Marketten yaptığı alışveriş bile biraz lükse kaçınca başkasının alışverişini yapıyormuş gibi bir role bürünmek zorunda bırakılmış… kalbi o kadar kararmış insan var ki gerçekten bu dünya bazen yaşanılması çok zor bir yer hâline geliyor. Ayfer Tunç’un kalemine tekrar dönecek olursam yine enfesti. Yalın ama derin. Aynı anda. “Dönmek için dönüşünü bekleyecek biri gerekliydi insana, bir canlı, bir kedi bile olabilirdi, bir kanarya ya da hoş geldin diyecek bir muhabbetkuşu. Onun yoktu.” Kitapla kalın.
27.11.2024

“‘Bunca eşya!’ Sofanın ucundaki ahşap basamakları tırmanarak Mücellâ teyzenin yatak odasına girdiğimizde eşyanın, sahibinden geri kaldığında nasıl bir yüke dönüştüğünü ilk kez anladım.” Mücellâ… Kitap bitti, kelimeler koca bir düğüm olarak geldi boğazıma oturdu. Ne kadar hüzün ne çok yaşanmışlık… yaşlanmışlığın içinde eriyen umutlar… Kitap gerçekten çok hüzünlüydü. Konu olarak yakın zamanda bitirdiğim Ayfer Tunç’un “Kuru Kız”ı ile neredeyse aynıydı. Bu tarz benzer konuları işleyen kitapları arka arkaya okuyunca üslup farkını karşılaştırma imkânı da doğuyor. İkisini de çok beğendim. Nazan Bekiroğlu’nun kaleminin ne kadar kuvvetli olduğunu söylememe gerek yoktur herhâlde. Kitapla kalın. “Her şeyi ciddiye almaya yazgılı, yalnız ve mutsuz ama mutsuzluğunun farkında bile değil, kendi içinde bir nabız gibi atarak çoğalıp duran bir kız çocuğu ile kuruyup gitmiş yaşlı bir kız arasında yaşanması her zaman için olası bir sahneydi bu. Tek farkla: Gerçek oldu.”
27.11.2024

“İnsanlar kitapların kaderlerini de değiştirir.“ Yazarın o kadar farklı bir üslubu var ki… Yer yer okurken Marquez’in kalemini hatırlattı bana ama sonlara yaklaştıkça asıl tanıdık gelen kitabı buldum: “Körleşme” (Elias Canetti). Bir kitap sevdalısının başına ne gelebilecekse (ama gerçek bir kitap sevdalısından bahsediyorum hatta aşırıya kaçan bir kitap tutkunundan…) her şey bu kitapta var (Körleşme’de de vardı.): kitapları saklamak, okuduklarını dosyalamak, kitabın raftaki düzeni, böceklerden korumak, aşırı okuma tutkusunun vermiş olduğu insanlardan soyutlanma isteği… kısacası okumayarak yaptığınız yanlışın farkına okuyarak varabilirsiniz. Böyle kitaplar beni bir yandan korkutmuyor da değil. Sonuçta evini kitaplarla (tuğla yerine) ördüren bir adamın hikâyesi var. Daha ne kadar ileri gidebilirdi ki?.. Alıntılarımı bırakıyorum. Kitapla kalın.
“İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla.”