Toplam yorum: 3.285.281
Bu ayki yorum: 6.807
E-Dergi
asliozbek Tarafından Yapılan Yorumlar
Çocukluğundan ölümüne kadar hayatının başrolünde 'sanat' olan Picasso hakkında bu kadar çok yazılmış olmasının sebebi, sanatı kadar yaşamının da ilgi çekmesi. 1881'de İspanya'nın Malaga kentinde doğan sanatçı 'konuşmadan önce resim yapmaya başlamış', 1973'te ölene kadar paletini asla elinden bırakmamıştır. Herkese göre o bir 'dâhi'dir. Ingo F. Walther bu durumu şöyle tanımlar: "Picasso'nun sanatı, kuşkusuz hem nitelik hem nicelik bakımından benzeri görülmemiş bir başarının ürünüdür, Yüzyılın Dâhisi nitelemesini hak eden bir sanatçının elinden çıktıklarını yine kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyar... Eğer değişik bir kişiliğe sahip olsaydı, böylesine yükseklere ulaşabilir miydi? Evet, insan bir devrimci olabilir, sanatta sayısız yeniliğe imza atabilir, modası geçmiş geleneklere bağları koparmadan öncülük edebilir, ama bunlardan hiçbiri bir kişinin neden bir dahi sayılması gerektiğini açıklamaya yetmez. Picasso'da hem eleştirmenleri hem de hayranları büyüleyen başka bir şey daha olmalıydı; belli bir çekiciliği vardı belki de. O şey her ne idiyse, Picasso'da bolca vardı... (Picasso Yüzyılın Dâhisi, s.7)"
Son Yeniçeri, Osmanlıyı zaferden zafere taşımış ama çeşitli nedenlerle yıpratılıp devletle karşı karşıya gelmek zorunda kalmış, kendine özgü köklü bir geleneğe sahip bir askeri ocağın son yıllarını çarpıcı bir biçimde anlatıyor. Kitabın en ilginç yanlarından biri, olayların bir savaşta esir alınıp sonradan Müslüman ve Osmanlı olan bir 'kâfir'in gözlemleriyle anlatılmış olması; Osmanlıyı üç kıtada hükümran kılmayı başaran 'devşirme' olgusunu çok çarpıcı bir biçimde, bir roman dokusu içinde anlatması. Kâfiri esir alan yeniçerinin, birkaç yıl sonra on kızıyla evlendirmekte herhangi bir sakınca görmeyişi, imparatorluk ahlakının tipik bir örneği.
İsmail, Anadolu tarihini doğudan batıya bakarak romanlaştıran bir kitap.
Erdebil'deki Alevi tarikatının piri Haydar, Uzun Hasan'la Trabzon Rum İmparatoru Kalo İoannes'in kızı Despina'dan olma Marta ile evlidir. Bu, "birden fazla hükümdarlığın bir tarikatla evliliği"dir aslında . 1487 Temmuz'unun on yedinci günü bu çiftin ikinci bebeği doğar. Tekkenin piri Haydar, yani Marta'nın kocası,oğlunun adını İsmail koyar. Kimdir bu İsmail? Batıdan doğuya bakarak yazılmış tarihin, tahtını savaş meydanında bırakarak kaçan Şah İsmail'idir.
Batıdan bakan tarih için, bozguna uğratılıp hükümranlığı elinden alınan bir düşmandır İsmail. Doğudan bakan tarih içinse, Anadolu birliğini kurmaya çalışan Türk hükümdarlarından biridir. Reha Çamuroğlu işte bunu anlatıyor İsmail romanında.
Mario Puzo'nun başyapıtı Baba'yı bilmeyen olduğunu sanmıyorum. Kitabı okumamış olanlar bile Marlon Brando'lu, Al Pacino'lu Francis Ford Coppola filmlerinden Corleone ailesini hatırlayacaklardır. Otuz altı yıl geçmiş bile olsa Corleoneler'in ünlerinden bir şey kaybetmedikleri ve kurmaca bile olsalar, hâlâ dünyanın en meşhur mafya ailesi oldukları kesin.
İşte Mark Winegardner'ın Baba'nın Dönüşü isimli kitabı, bildiğimiz Corleone ailesinin bilmediğimiz yönlerini anlatan bir kitap. Hem bir devam kitabı, hem de başka bir bakış açısı sunduğu için Puzo'nun kitabına paralel bir çizgiye yerleştirilebilecek apayrı bir eser. Asıl sorun da burada başlıyor zaten: Bir klasiğe devam yazılabilir ya da başka bir bakış açısı getirilebilir mi? Bazıları Mark Winegardner'ın kolaya kaçtığını, 'Baba' serisini ve Corleone ailesini kullanarak hazır reklama konduğunu söyleyebilirler, oysa bu kadar büyük bir klasiğe bulaşmak bir yazarın yayımlandığı kadar çabuk çarmıha gerilmesi riskini de beraberinde getirir. İçinde yer alacağınız çemberi seçtiğinizde, rakibinizi kiminle kıyaslanacağınızı da belirlemiş olursunuz ve herkes takdir etmeli ki Puzo'nun Corleoneler'i kolay lokma değil.
Erhan Bener'in bugüne kadar yazdıklarıyla kanıtladığı olgu, yazdıklarındaki arayışının anlatının biçim ve biçiminde yenilik değil, anlatılanda/olayda değişiklik olduğudur. Onun olay öykücüsü/anlatıcısı oluşu, olayların odağındaki insanların birbirinden farklı katmanlar taşıyan tutkularını anlatmasını hazırlar. Okur onun kahramanlarında kimi zaman ,bir masal içinde gibi, girilmesi yasak kırkıncı odayı açıyor. Kimi zaman bir aynaya yaklaşıyor. Yüzleştiği çoğunlukla kendi düşleri, yasakların, yasaların, kuralların örtmeye çalıştığı tutkuları.