Toplam yorum: 3.285.048
Bu ayki yorum: 6.574

E-Dergi

asliozbek Tarafından Yapılan Yorumlar

06.12.2005

Genç bir savcının nedenini araştırdığı intihar, onu içinden çıkamayacağı bir tutku çemberine sürükleyecektir. Kendisine âşık iki kadın arasında kalmak belki her erkek için baş döndürücü bir gurur nedenidir. Ama bu kadınların ana kız oluşunun yarattığı ahlâk sorunları özellikle genç bir erkek için yıpratıcıdır. Üstelik, görevinin bu kadınlarla ilgili soruşturma yapmak oluşunu unutur bir süre sonra. Polisiye bir yapı üzerine kurulan anlatı, bir yandan çözümlenirken, öte yandan kahramanların yaşamı açısından iyice çözümsüzlüğe yönelecektir. Öyküyü anlatan genç savcının incelediği davadaki kişi gibi intihar edişi öyküyü sonlandırmaktan çok yeni devamlar çağrıştıran niteliktedir.
28.11.2005

Öykülemek sözünün yakıştığı yazarlardan oluşur '1950 Kuşağı'. Anlatmak/öykülemek fiilini ayrıntılara, çelişkilere, dilde özene odaklamışlardır. Ama tek ortak noktaları budur. Anlatımları birbirlerini andırmaz. Aynı şehri anlattıklarında bile öyle değişik noktalara odaklarlar ki kameralarını, ikiz karelere rastlanmaz. Demir Özlü, '50 Kuşağı'nın öykücüsüdür. Romanlarında da öyküleme öğeleri öne çıkar. Özlü'nün anlatılarında ana kahramanın sokaklar ve yapılar olduğu yapıtlarını ilk kez okuyanın bile fark ettiği bir özelliktir. Anlatımın projektörü yapılardan sokaklara, sokaklardan çatılara oradan gökyüzüne sıçrarken bir anda insanlar çarpacaktır okurun gözüne. Bu insanların arasında, yazarın ilgisine değer bir kadına rastlamak da olasıdır. Bazen bir selamlaşma kadar doğal bir sevişme öyküsüne geçilir bir saç savruluşuyla. Bazen de özlenen bir kadının öyküsüne.
28.11.2005

Yirmi dokuz casus romanı yazan, yazdıkları otuzdan fazla dile çevrilen, kısa sürede Hollywood'un gözde yazarlarından biri olmuş olan Robert Ludlum'un aslında bir tiyatro oyuncusu ve yapımcısı olduğunu birçok okuyucu bilmez. Özellikle soğuk savaş döneminde geçen romanlarıyla özel bir okuyucu kitlesi oluşturmuş olan yazarın başarısını, kendi tabiriyle 'romanlarındaki teatralliğe' bağlaması da bundandır. Kolay değil, bir yazarın kitapları dünya çapında 290 milyondan fazla satmışsa, söyledikleri de ayrı bir önem kazanıyor bu işin nasıl olduğunu kavramaya çalışanlar için
28.11.2005

Şimdiye dek ülkemizde verilen pek çok edebiyat ödülünün sahibi olduğu hâlde sesini çok da duyamadığımız yazarlardan biri Burhan Günel. 1972 yılında yayımlanan ilk kitabından bu yana birçok roman, öykü, deneme, şiir ve çocuk kitabına imza atmış olan yazar, en son Ateş ve Kuğu adını taşıyan romanıyla 2005 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Kitap on iki yıl önce Sivas'ta, Madımak Oteli'nde yaşanan katliamı konu alıyor. Güncel siyasal ve toplumsal değişimlere kitaplarında sıkça yer veren Günel'in yakın zamanda raflarda yerini alan bir diğer kitabı da Baraka. Yazarın ilk olarak 2000 yılında yayımlanan bu romanı Türkiye'nin yakın tarihine, bu defa 1974 yılına götürüyor bizi.
Baraka, Kıbrıs Barış Harekâtı sıralarında yeni bir birliğe atanan yüzbaşı Burhan'ın İstanbul'dan Adana'ya yaptığı otobüs yolculuğuyla başlıyor. Burhan'ın ruh hâline odaklanan bu yolculuk, hem özel yaşamındaki sorunlara hem de savaş psikolojisinin ağırlığıyla, dışındaki dünyanın kargaşalarına kafa yoran, orta yaşlı bir adamın karamsar bir resmini getiriyor önümüze. Yeni birliğine ulaşan Burhan, başka askerlerle paylaştığı, birkaç odalı eski bir barakaya yerleşiyor. Burası, roman kahramanlarını birbirine bağlayan, bir araya getiren tek yer.
28.11.2005

Bazı kitapları okumak zordur. Her şeyden önce sabır gerektirir. Bir kere ele aldığı konu itibarıyla daha işin başında okuyucuyu zorlar kimi kitaplar. Nasıl mı? Kimi kitapların okuyucuyu zorlamasının başlıca nedenleri arasında ilk önce bu kitapların hemen herkesin üzerinde konuştuğu bir konuyu ele almasının sebep olduğu tekrar hissi yer alır. Ayrıca okuyucunun zihninde herkesin kendi meşrebince uzun süredir tartıştığı bir konu hakkında bu noktadan sonra farklı olarak neyin söylenebileceği meselesi de önemli bir soru işareti olarak yer alır.
Konunun tartışılma biçiminin sebep olduğu zihinsel yorgunluk ve düşünsel erozyonun da etkisiyle söz konusu kitaplar, okuyucu açısından bu sefer farklı olarak ne bulacağım ki yaklaşımı dolayısıyla piyasaya bir parça dezavantajlı olarak gelirler. Bu zorluklar sebebiyledir ki, Etyen Mahçupyan'ın kaleme aldığı İçimizdeki Öteki adlı kitap da okunmak için bir parça sabır ve gayrete ihtiyaç var. Ama en önemlisi onlar kadar demokrat bir zihniyet dünyasına da ihtiyaç duyuyor.
Eğer bütün bu özellikllerin bir okuyucu olarak kendinizde var olduğuna kanaat getiriyorsanız, içinizdeki ötekinin kim olduğunu keşfetmeye başlıyabilirsiniz. Karşımızdaki sorun son yıllarda çokça dinlediğimiz ama ne olduğuna bir türlü karar veremediğimiz bir mesele. Yazarın bizzat kitaptaki ifadesiyle Türkiye Cumhuriyetinin yanlış yaklaşımlar neticesinde kendi ayağına doladığı bir konu aynı zamanda.