Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
asliozbek Tarafından Yapılan Yorumlar
Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi gündemindeki en meşakkatli toplumsal sorunları dört ana başlık altında toplayabiliriz: Kıbrıs, Ermeni soykırımı, Kürt ve başörtüsü sorunları. Bunlardan ilk ikisi, dış dinamiklerin ve diplomasinin görece ön planda olduğu sorunlar olarak karşımıza çıkarken, diğer ikisi, kendi toplumsal ve siyasi dinamiklerimizle bir türlü çöz(e)medeğimiz sorunlar olageldi. Her birinde ağır aksak ve sancılı gelişmeler yaşanırken, başörtüsü sorunu, çözüm konusunda bir toplumsal uzlaşı olmamasına rağmen 28 Şubat'tan sonra derin dondurucuya kaldırıldı. Başörtülü öğrenciler hâlâ üniversiteye giremiyor; ailesi zengin olanlar kapağı yurtdışındaki üniversitelere atıyor; bazısı peruğu çözüm olarak kullanıyor, bazısı ise üniversiteye gitmiyor. Başörtüsü sorunu, hiç süphesiz kendinden menkul bir sorun değil. Bu nedenle, ele alınırken, siyasal İslam, devletin siyasi tercihleri, sermaye dinamikleri, merkez-çevre ilişkisi gibi parametrelerle birlikte değerlendirilmeli.
İnsan hayatının en sancılı dönemlerinden biridir ergenlik. Ne çocuksunuzdur ne de tam anlamıyla bir yetişkin. Eşikte asılı kalmış gibi savrulur durursunuz. Sıkıntı ve huzursuzluk el ele tutuşup çileden çıkartır ruhunuzu. Kimse sizi anlamaz, hele de aile büyükleri. Neyse ki arkadaşlar vardır etrafta, yeniyetmeliğin yarattığı kaşıntıları dindiremese de anlayacak ya da oturup birlikte kaşınılacak türden. Delişmen hislerin peşinden sizinle birlikte koşacak cinsten. Çoğumuz için çok gerilerde kaldı o yıllar. Ama şimdi Kemal Selçuk'un kaleminden yeniden hatırlama, ilkgençlik anılarını yâd etme zamanı.
Kemal Selçuk'u 2002'de yayımladığı Ağaç Adamlar isimli öykü kitabıyla tanımıştık ilk kez. Sonra Ay Aşkları ve Hüznün Kantosu romanlarıyla sevdik onu. Şimdi de Yeniyetmeler'le aynayı, o ilkgençlik yıllarımıza tutuyor.
Romandaki kahramanımızın adı Cenk; lise birde devamsızlıktan kalmış, sınıf tekrar edecek bir öğrenci. Yaşama karşı öfkeli, alıngan, karamsar ama olabildiğine de cesur. En büyük şikâyeti ailesi. En sevdiği dostları Tonti, Berbat, Çakal ve Avarel. İçindeki susturamadığı ses ve agrasif ruh hâli onun en büyük derdi.
Umberto Eco'nun başyapıtı Gülün Adı'nın, Michael Ende'nin Hiç Bitmeyen Öykü'sünün ve Kubrick'in 'Gözü Tamamen Kapalı'sının bir üçgen oluşturduğunu düşünün. José Carlos Somoza'nın İdealar Mağarası kitabı bu üçgen üzerinde yer alıyor. Antik Yunan, gizli örgütler, ayinler, çözülmeye çalışılan bir esrar, yamyamlık, romanın gerçek hayata müdahale ettiği sahneler. Dan Brown'ın Da Vinci Şifresi'nden hoşlandıysanız bu kitabı da seveceğinize kesin gözüyle bakabilirsiniz.
İdealar Mağarası, daha ilk sayfasında çevirmenin dipnotuyla dikkat çekiyor: "İlk beş satır eksik". Kısa zamanda anlıyorsunuz ki roman, birincisi sayfalar boyunca devam eden ve 'idealar mağarası' adını taşıyan anonim Antik Yunan eseri, ikincisiyse çevirmenin dipnotlarından oluşan ve sayfa altlarında devam eden olmak üzere iki öyküden oluşuyor. Dipnotlarla ikinci bir öykü anlatmak çok da yeni bir tavır olmasa da ('70'lerde ABD'li yazarlarca çok kullanılmıştı) her iki eksen birbirinin içine geçtikçe bu durumun ilginç bir hâl aldığını kabul etmek gerek. Romanın sayfaları ilerledikçe ve esrar perdesi aydınlanmak yerine daha da karıştığında iyice yerine oturuyor bu 'ilginç' kelimesi.
Kitapta bugüne kadar Türk otomotiv sanayinde bilinmeyenlere de yer veriliyor. Örneğin, Anadol ithal etmek için on bir şirket Londra fuarına başvuruda bulunmuş. Bunların arasında bir ABD şirketi de varmış fakat o dönemin yöneticileri Anadol'u ihraç etmeye yanaşmamışlar. Hatta İngilizler Anadol'un aynısını Yeni Zelanda'da üretmek için çaba gösterdiği için bugün hâlâ Yeni Zelanda'ya ait bir adada Anadol yoğun olarak kullanılmaktaymış. Yine Huzurlarınızda Anadol'dan öğrendiğimize göre, seri olarak üretilen Türk tasarımı ilk otomobili yapan Eralp Noyan iş hayatına yirmi yaşında Ferrari'de hademelik yaparak başlamış. Türk otomotiv sektörünün babası rahmetli Bernar Nahum ise Anadol piyasaya çıkmadan kısa bir süre önce Vehbi Koç'a yazdığı mektupta 'Çetin Altan bu otomobille alay edecek' demiş. Her şeyi bir yana bıraksanız bile kitabın sonunda yer alan Anadol STC'nin (Sport Turkish Car) kullanım kılavuzunu görmelisiniz. Kılavuzda kontak ve marş anahtarı, küçük ve büyük farların anahtarı, cam silgileri anahtarı, kalorifer motoru anahtarı ve kalorifer ısı kontrol kolu olarak adlandırılan araba kısımlarını fotoğraflar yardımıyla görebilirsiniz. 'Ayrıntı' tutkunuysanız, Anadol yıllar sonra yeniden ayaklarınızı yerden kesecek!
Almanya ağır sıklet boks şampiyonu Franz Diener'i çalıştıran ve onu bir kardeş gibi gören Sabri Mahir, dünya ağır sıklet şampiyonu Max Schmeling'in de en büyük takipçilerinden biri... Sabri Mahir'in gerçek hayatını araştırdığınızda, bu konuda biraz kafa karıştırıcı bilgilere ulaşıyorsunuz. Bazı kaynaklar, Max Schmeling'i Sabri Mahir'in keşfettiğini ve şampiyon yaptığını yazıyor, oysa kitapta Schmeling'i bir başkası keşfedip çalıştırıyor ve şampiyon yapıyor. Burada Gökhan Akçura'nın İnsanlar Alemi kitabı için de bir parantez açmakta fayda var. Akçura, bir müzayedede karşısına çıkan kartpostallarda adını ilk kez gördüğü Sabri Mahir hakkında araştırma yapmış ve kitabına dahil etmiş. Onun buldukları, Aşk ve Boks'ta her yazılana ters düşmese de, örneğin, Sabri Mahir'in yurtdışına gidişinin, resim eğitiminden başka nedenlere dayandığı ortaya çıkıyor. Galatasaray Lisesi'nde okurken futbol ve boksla tanışmış olan Sabri Mahir, yumruklarına çok da hâkim olamayan birisi ve bu yüzden başı belaya girdiğinde, Marsilya'ya giden bir gemi onun için kurtuluş anlamına geliyor. Ayrıca, kitapta onun kavgacı yaratılışı vurgulanmış değil, olsa olsa hırslı denilebilir... Burada karar vermek okurlara düşüyor. Ya sürekli gerçeği hatırlayarak okuyacaksınız kitabı ya da 1911'de Madrid'de, İspanya kralının da izlediği maçta İspanyol bir boksörü 'sol kroşe'si ile nakavt etmiş Sabri Mahir adlı ünlü Türk boksörünün hayatına başka gerçekler ışığında bakacaksınız. O hâlde kitabı okurken bu yazının başa dönün: Diyelim ki boks sporunun tarihi hakkında fazla bilginiz yok, Sabri Mahir'i de tanımıyorsunuz...