Toplam yorum: 3.285.218
Bu ayki yorum: 6.744

E-Dergi

asliozbek Tarafından Yapılan Yorumlar

24.11.2005

İnsan ömründe kaç film izler ki? Eğer sinemayla aranız çok iyi değilse on bini geçmez herhalde, bu rakam az da değil hani. İşte Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film kitabı, bu binlerce film izleme serüveninde izleyiciye kılavuzluk edebilecek bir kitap. Steven Jay Schneider'ın genel editörlüğünde hazırlanan kitap, okuyucuyu sinema tarihi içeresinde bir gezintiye çıkarıp 'denk gelirseniz şu 1001 filmi izlemeye çalışın' tavsiyesinde bulunuyor, elli sekiz sinema yazarının kaleminden.
Georges Melies'ın Aya Seyahat, Edwin S. Poter'ın Büyük Tren Soygunu ve D. W. Griffith'in Bir Ulusun Doğuşu gibi yapımlarla açılan kitapta, Yurttaş Kane, Rüzgâr Gibi Geçti, Rashomon, 12 Öfkeli Adam, Kuşlar, Bonnie ve Clyde, Burjuvazinin Gizli Çekiciliği, Kumpanya, Yıldız Savaşları, Brazil, Sıkı Dostlar, Kuzuların Sessizliği, Matrix, Yüzüklerin Efendisi gibi çoğu sinema tarihine geçmiş önemli filmleri bulmak mümkün. Ama kitabın özelliği bu bildik filmlerin dışında genelde bağımsız sinemacıların çektiği ya da ABD ve Avrupa dışında üretilmiş ama 'gözden kaçmış' yapımların da seyircinin gündemine getirmesi
24.11.2005

Cankurtaran, son yılların en çok satan dedektif serilerinin yazarı James Petterson'ın son romanı. Soluk kesen bir macera filmini aratmayan kitap, kahramanımız Ned Kelly'nin Florida'da, Palm Beach'in ışıltılı dünyasında başlayıp, soygunlar ve cinayetlerle dallanıp budaklanan macerasını anlatıyor. Tüm bu maceranın merkezindeyse Ned ve en yakın arkadaşlarının 'mükemmel vurgun' dedikleri olay yer alıyor. Bu olay, Ned ve en yakın beş arkadaşının artık hayatlarını bir düzene sokabilme ve hayallerini gerçekleştirme yolunda buldukları son çözüm: Florida'nın en zengin evlerinden birinde yapılacak büyük bir soygun. Soygun'u düzenleyen esas kişi, ortalarda görünmeyen Gachet kod adlı bir adam, çalınacaklarsa Picasso, Cezanne ve Pollock'ın orjinal birer tablosu... En ince ayrıntısına kadar planlanan soygunda Ned'in tek görevi polisi şaşırtmak için civardaki birkaç evin alarm sistemini çalıştırmaktır. Beklenen saat gelir ve Ned kısa bir sürede görevini başarıyla yerine getirir, fakat arkadaşları soyacakları eve adım atar atmaz tuhaf bir oyunun içinde olduklarını anlarlar. Picasso, Cezanne ve Pollock tabloları daha onlar gelmeden çalınmıştır. Bir saat içinde Ned Kelly'nin hayatı tamamen altüst olur, çünkü önce en yakın arkadaşlarının teker teker vurulduğunu, ardından da bir hafta önce aşık olduğu kadının, Tess'in bir otel odasında öldürüldüğünü öğrenir. Roman boyunca biribirleriyle bağlantılarını çözmeye çalışacağımız bu felaketler dizisiyle romandaki esas kovalamaca da başlar. Soygunla ilgili çok az bir bilgiye sahip ve daha eline bir kez bile silah almamış Ned'in arkasında artık Florida'nın en zengin adamlarından biri, polisler ve FBI vardır.
Olayların bir yandan karmaşıklaşırken bir yandan da teker teker çözülmeye başladığı ikinci yarısında yazar, iz sürmeler ve yeni ipuçlarıyla baş başa bırakır bizi. Temposu hiç azalmayan bu dedektiflik hikâyesinde acemi kahramanımız Ned Kelly, her an aleyhine işleyen bir karmaşaya rağmen sevdiklerinin öcünü almaya kararlıdır. Zenginler ve kötüler, polis desteğindeki inanılmaz komplolar, sahte soygunlar, sanat eseri kaçakçılığının akıl almaz boyutları ve birbirinden değerli klasik tablolar arasında, Ned'in en büyük destekçisi FBI ajanı Elie'yi ve Ned'le yaşadıkları zorlu aşkı da unutmamak gerek. Okuru sürprizli bulmacaları tamamlamaya çağıran Cankurtaran, Amerikan macera filmi meraklılarının ve polisiye tutkunlarının kaçırmaması gereken bir roman.
24.11.2005

New York'ta ünlü bir pastacı olan Jane doğup büyüdüğü kasabaya geri döner. Kardeşi Sylvie bu dönüşün altında mazide kalan bir şeylerin yattığını bilmektedir. Gerçekten de Jane'in dönüş sebebi, annesinin ısrarıyla doğar doğmaz bir aileye evlatlık verdiği kızı Chloe'yi görmek istemesidir. Chloe ise üvey anne-babasıyla çok iyi anlaşamamaktadır. Aralarında kuvvetli bir sevgi vardır; ama... "Chloe'nin yaşamlarını tamamen değiştireceğini bilseler yine de onu isterler miydi? Bu açık renk saçlı, kahverengi gözlü aileye, şeytan tohumu Chloe gelmişti. Siyah saçlar, mavi gözler, bir kızdan çok bir kedi gibi görünen protestocu ve asi Chloe."
Kitapta yabancı basında çıkan yorumlara da yer verilmiş. Ağırlıklı olarak Rice'ın yarattığı yardımcı karakterler takdir topluyor. Herhalde bu karakterlerin başında Dylan Amca (Chloe'nin üvey amcası) geliyordur. Tanık koruma bölümünde çalışan Dylan Amca bir çatışmada karısını ve kızını kaybetmiştir. Bu olayın etkisiyle hayata küser. Bütün vaktini aile yadigârı elma bahçesinde geçirmektedir. "Hayat ne garipti. Gerçekten sırlarla dolu ve romantikti. İnsanlar ve elma tohumları. Tıpkı tohumların ağaç olması gibi insanlar da çocuk sahibi oluyor ve hayat böyle bir döngünün içinde sürüp gidiyordu. Ya da çocuk sahibi olamıyor, çocukları ölüyordu ve hayat böylece bitiyordu." Jane'in gelişi yalnız Chloe'nin değil onun da hayatını derinden sarsacaktır.
Rice'ın eserinde, Jane hariç, 'terk edenler', geride bıraktıklarının hayatlarında asla silinmeyecek bir yara olarak iz bırakanlar, pek gözükmüyor ortalarda. Chloe'nin babası Jeffrey örneğin, ona Jane'in 'geri-dönüşleri' ve kâbusları dışında rastlamıyoruz. 'Yaralamış' ve ortadan kaybolmuş. Jane ve Slyvie kardeşlerin yıllar önce evden ayrılan babaları da keza öyle. İşte bu noktada başka bir karakter ortaya çıkıyor; Zeke... Romandaki bütün 'korkak' erkeklerin de günahını sırtlanan serseri, umursamaz, kadersiz Zeke... Dylan Amca'nın silahını, küçük Chloe'yi 'yaralayan' bu vurdumduymaz sarışın oğlana çevirdiği an... Bütün filmin geriye sarıldığı an geldi çattı işte! 'Dönüş Yok' diyenler bir daha düşünmeli. Hayat kaderi doğrultusunda ilerlerken, bir 'bezgin' onu rayından çıkartabiliyor basbayağı. Hem de 'yaralayan' bütün hemcinsleri adına kadınlardan af dileyerek. Onlara taptaze bir hayat bahşederek...
Terk edilenleri yazar şiirler, romanlar ya da terk edilenler yazmıştır zaten onları. Ya terk edenler? Mazi denen büyük boşluktan nasıl bir iz kalmış mıdır belleklerinde? Onu yeniden yazmakla mı geçirmişlerdir yıllarını, vicdanlarını ferah tutabilmek için? Suçu üzerine atabilmek için yeni bir Tanrı mı yaratmışlardır yoksa? Her nefes darlığında koynuna sığındıkları... "Jane, evliyim ve üç çocuğum var. Bazı şeyler geçmişte kaldı artık." Her 'terk eden' bir zavallıdır belki de. Ömrü boyunca vurdumduymazlık maskesi takması gereken. Eğer öyleyse sormak isterim, maske sahiden de serinletiyor mu diye?
24.11.2005

Tv8'de 'Derya Gibi' programı başlarken Derya Baykal'la yaptığımız röportajda "hayata dair her şeyi izleyicilerimle" paylaşacağım demişti. El sanatları üzerine marifetlerinden, hayata karşı duruşundan bahseden Baykal'ın kendinden emin lafları dikkatimizi çekmiş, programı izlemeye ve değerlendirmeye koyulmuştuk. Hani bir dönem iki farklı bacağı kaçan külotlu çorapları değerlendirmeyi öğrendiğimiz televizyon, yıllar sonra Baykal'ın yaşamından süzdükleriyle aynı işlevi yerine getiriyordu. Şimdi de Derya Baykal iki kitap aracılığıyla sevenleriyle buluşuyor.
Medya+ik Yayınları'ndan çıkan ilk kitap Yaratıcı Fikirler tv8'deki programı kaçıranlar için rehber niteliğinde. Kitap, en ilginç defter kaplama yöntemlerinden, deri çantalarınızı aile fotoğraflarıyla yeniden yaratmaya kadar birçok konuya yer veriyor. Peçeteyle abajur nasıl süslenir biliyor musunuz örneğin? Tarif etmek gerekirse, peçetenin katlarını ayırmadan abajurun üzerine yapıştıracağınız deseni kesiyorsunuz. Üç kat olan peçeteyi katlarından ayırıp, peçeteyi abajurunu iki yanına yerleştiriyorsunuz. Sonrasında ortasından dışına doğru tutkal yardımıyla yapıştırıp kurumaya bırakıyorsunuz. Boyutlu boyayla peçetenin etrafını süslediğinizde hoş bir materyalle karşılaşıyorsunuz. Anlayacağınız kitap, yeniliklerden hoşlanan moda tutkunları için biçilmiş kaftan.
Şekerleme Yapmayın Hayatı Yakalayın!'la ise hayat tecrübelerini paylaşıyor Baykal. Özel yaşamını ve iş hayatını açık yüreklilikle yazdığı bu kitap ise ancak hayranlarının ilgisini çekebilecek nitelikte. Anne kimliğinin yanında iş kadını kimliğini kitap boyunca konuşturan Baykal kadınlara "Evinizde oturup kendi kabuğunuza çekilmeyin! Kendinizi yenileyin ve mutlu olun!" mesajı veriyor. Baykal'ın kendisiyle yapılan gazete haberlerinden küpürlere yer verdiği kitabında en alâkasız bölüm ise 'Şans Kapıyı Kırınca' galasını ve gazetecilerin nasıl Ferhan Şensoy'la kendisini yan yana getirerek haber yapma çalışmalarını anlatması olmuş. Uzun yazının kısası Yaratıcı Fikirler kendini yenilemek isteyen herkese, Şekerleme Yapmayın Hayatı Yakalayın! ise Baykal'ın hayranlarına önerilebilecek bir kitap.
24.11.2005

Son derece hoş bir masada arkadaşlarınızla yemek yediğinizi düşünün... Masada harika mezeler ve yemekler size eşlik ediyor. Muhabbet son derece koyu. Tüm isteğiniz bu masada herkesin gülebileceği bir fıkra anlatmaksa eğer bu kitaba göz atmanız da fayda var. Yemek kültürüne yazdıklarıyla katkıda bulunan Deniz Gürsoy da bunu düşünmüş olacak ki, rakı masasında hoş beş yaparken sevdiklerinizle paylaşacağınız iki kitabı art arda yayımladı.
Çilingir Sofralarında Dem Muhabbetleri'ne göz attıysanız eğer bu kitap da sizi tatmin edecek kıvamda demektir. Kitabın ismi Yeme İçme Fıkraları. Sayısız yemek kitabına imza atan, yemeklerle fazlasıyla haşır neşir Deniz Gürsoy, Yeme İçme Fıkraları'nın önsözünde: "Yeme içme konusu günlük yaşamımızdaki önemi oranında fıkralara da girmiştir. Gülmek, gülümsemek insan doğasında karın doyurmak kadar önemli bir yer tutar. Hele kahkaha; omuzlarımızdaki ağır yükler kahkahayı günlük yaşantımızdan çoktan söküp atmıştır bile. Hayat gaddarlaşmış. Birazcık tebessüm bile bize çok görülüyor. Oysa insan için bir ilaçtır kahkaha.
İnsanın içindeki gerginiliği boşaltır. Boşalan yere ise pozitif duygular yerleşir. Ben bu kitapta yeme içmeye düşkün insanlar için yeme içme fıkralarını topladım, konularına göre sıralayarak sundum. Düşündüm ki boğazına düşkün insanlar, genellikle nüktedan da olurlar" diyor.
Çok yeni fıkralarla karşılaşacağınız kitap, bildiğiniz fıkraları da hatırlama imkânı sağlıyor. Karadenizli Temel'in yine yer yer baş gösterdiği Yeme İçme Fıkraları ehli keyiflere hitap ediyor. Kitaptan bir fıkra örneği vermeden geçmenin büyük boşluk yaratacağını düşünerek hemen bir garson müşteri fıkrası aktaralım!
Lokantaya yemeğe giden bir adam, getirttiği makarnadan iki çatal aldıktan sonra garsonu çağırıp: "Bu makarnadan bana çabuk bir tabak, hatta iki tabak daha getir" demiş. Garson almış olduğu bu siparişten biraz şaşkın sormuş: "Efendim, sadece makarna mı yiyeceksiniz?" "Evet sadece makarna", demiş ve makarnaları yedikten sonra hesabı istemiş. Ödemeyi yaparken, garson müşterisinin kulağına eğilerek: "Özür dilerim ama bir şey soracağım size, neden birden üç porsiyon istemediniz de, teker teker üç ayrı tabak istediniz?" Adam cevap vermiş: "Getirdiğin ilk tabaktan şu gördüğün küçük kol düğmesi çıktı. Diğer tabaklarda kol düğmesinin eşini bulabilirmiyim diye baktım da onun için." Eğer sohbetleriniz sırasında çerez ve meze yapacağınız fıkralara ihtiyacınız varsa Yeme İçme Fıkraları sizi bekliyor.