Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
bodakedi Tarafından Yapılan Yorumlar
burcu türker'in 2016 yılında almanya'da "süsse zitrone" adıyla yayımlanan ilk grafik romanı "tatlı limonlar" adıyla raflara düşmüş. kaybettiği annesinin acısını hâlâ yaşayanan genç bir kadının öyküsü. yaratım sancıları çekerken annesinin hayatının kendisine bıraktığı izleri düşünüyor. çizimleri pek hoş. açılışı da güzel ama sonrası o kadar düz ve sade ki bu olağanlık hiç geçmiyor okura. böylesi aile üyesi onurlandırma işlerinin olmazsa olmazı sıcaklık, samimiyet ve incecik özel anektodlardan yoksun olması şaşırtıcı. çok kapalı, çok kişisel kalmış. onun için çok şey ifade ediyordur muhakkak ama okur için hiç bir şey yok. kısacık bir şunu yapmış bunu yapmış anlatısıyla baştan savma finaliyle hiçbir etki bırakmayan yüzeysellikten öteye geçemiyor. daha iyi bir öyküyü hak ediyormuş bu çizimler. bir oku unut kitabı olmuş...
büyümek hep böyle sancılı. okula sıkışıp kalmak daha da sancılı. farklılıklarını gizleyenlere, utananlara ilham veren bir öykü tuba kumaş'tan. cesaret teşviki. dünyasını sevdiğimiz kalemlerin üretimleri hiç durmasın. ne yazsalar okuyalım, okutalım...
"düşman ordusundan kaçarken dünyaya düştüm. burada benden başka uzaylı yok gibi. hiç kimseyle iletişim kuramıyorum. yakıt olmadığı için memleketime de dönemiyorum. gerçi memleketim de yok oldu ama... öyle böyle derken on beş yıldır burada yaşıyorum." diyen seks manyağı bir uzaylının, mumu'nun güncesi. radikal edebi eser denmiş, insan olmanın ne anlama geldiğine dair varoluşsal bir krizmiş de selamlar da çakıyormuş. maalesef öyle bir durum yok. bunalımdan çıkamayan biri kafayı çekip çekip bir uzaylı karakter yaratıp onun üzerinden toplumsal eleştiri yapmak istemiş. ama kafa güzel tabi. cinsel fantezilerden eleştiriye sıra gelmemiş. toplumda kabul görmek için yapılması gerekenlere atıfla yürüyüş pratiği demiş. teoride iyi fikirmiş ama kafa güzelken kolay değil işte... değişik metin olsun, manyakça olsun anlamsız da olur diyenler ıskalamasın.
kötü kalpli kraliçe, yeraltı şehirleri, büyüler, konuşan mumlar, periler, ejderhalar, goblinler, golemler ve insanlar... masallardan el alan, klişelerden beslenen bir fantastik macera. sade ve basit çizimleriyle öyküsüne ağırlık veren bir çizgi roman. kıssadan hisse "doğduğumuz aileyi seçemeyiz. sadece kendi yarattığımız ailemizi seçebiliriz. her ikisini de elimizden geldiğince severiz" diyor. hedef kitlesi genç okurlar gibi görünüyor. zira yetişkin okurlar için yeni bir şey yok. okumuş unutmuşum hissi veriyor bolca. işin yayın safhası da ilginç. aslında iki kitaplık seriymiş ve adı estranged. kim parya demişse helal olsun, iyi bulmuş. seri olduğundan, ikinci kitabın varlığından da bahsedilmemiş kitapta. devamı da değil de bağımsız okunan macera diyedir herhalde. tüm bunlara rağmen masal evreninde gezinmeyi sevenler için su gibi akıp giden, keyif veren bir macera.
rooney daha ciddi bir kaleme dönüşmüş. hiç kasmadan günlük yazıyor derken bu sefer dil işçiliğine girişmiş. uzun cümleleri kese kese ilk kez yazar olma sınavı vermiş. duyguyu ve ağırlığı de vermiş bu seçim. babalarının ölümü sonrası iki kardeşi anlatan roman ilk başlarda biraz ite kaka ilerliyor gibi görünse de sonrasında akıp gidiyor. yaşamdaki bağları, o bağlar için yapılanları, yapılmayanları anlatıyor. romanın etkisi de tam olarak burada. karakterlerinin düşüncelerini direkt, dolaysız anlatarak oluşturduğu şeffaflığın içine dahil oluyor okur. kurduğumuz bağlara dair çok şey var. sorular soruyor. cevap vermeden durmak zor. durup düşünmeden... "bazen olup biteni zihninde gözden geçirirken neden öyle dedim veya neden öyle yaptım diye düşünür müsün sende?" diye soruyor intermezzo. "hayal etmek de hayattır: hayal edilen hayattır yalnızca" diyor. sormadığımız soruları soran bir roman bu. istediğimiz kadar iyi, nazik ve anlayışlı olamadığımıza dair bir yüzleşme.