Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
bodakedi Tarafından Yapılan Yorumlar
iranlı shahrnush parsipur'un 1978'de yazdığı alegorik roman, farklı kesimlerden beş kadının hayatını anlatıyor. masalsı, büyüleyici roman bir yandan kadınları toplumsal cinsiyet ve ahlak üzerine bol bol düşünme çağrısı yaparken bir yandan da onlara bir gelecek hayal ettiriyor. büyük yanlı uyandıran ve yasaklanan roman o yıllar için devrim niteliğinde. geleneklere karşı protestosu hâlâ güçlü bir metin. 2009'da sinemaya uyarlanması da etkisini arttırmıştı. "nedir insanların içindeki bu açlık bu her şeyi yutma arzusu" diye soruyordu film. "peşinde olduğumuz tek şey yeni bir tarz, yeni bir yol bulmaktı özgürlüğe doğru." diyordu. filmi de romanı da es geçmeyin derim.
arka kapağa bakıyorsun "günümüz türkiye'sinde orta sınıf sinizmi üzerine zekice yazılmış bir taşlama" diyor. yok efendim, absürt-komikmiş de alegorik anlatıymış da...
zekiceden kasıt ne acaba, çok merak ettim. hangi zeka. parıltısı bile yok. o kadar klişe, o kadar bildik ki. finaline kadar her şeyi çok tahmin edilebilir bir vasatlık. bütün klişe espriler, geyikler adeta resmi geçit yapıyor. sadece mekan değişik. dünya değil de cennet işte. gazı kaçmış fıkra gibi... daha yarısına gelmeden tükeniyor metin. gevşek gevşek laflamalarla vaktimizi dolduruyor işte. e yaratıcılık, zeka bunun neresinde? taşlaması, alegorisi, absürtlüğü nerde? ee gülecek miydik biz şimdi buna? kötü kitap hele de bu sıcaklarda çekilmez çile oluyor azizim. ıskalayıverin gitsin...
taşlama isteyen george saunders'in "phil'in dehşet verici kısa saltanatı"nı okusun da zekice taşlama neymiş görsün bir zahmet.
neredeyse beş yıl olacak yeni öyküleri gelsin artık diye düşünürken sekiz öykülük toplamla gelmiş mevsim yenice... yarattığı atmosferle okurunu seyre çıkarıyor. dili duru, tok, pat diye vurup kaçıyor tam gerekli anlarda. o anları iyi kuruyor, yakalıyor. çaresizlik ile teslimiyet arasında uzanan incecik bir ipin üzerinde yürüyoruz. her şeye yabancılaşmış, boşlukta tükenen, bataklığa gömülmüş boğuşan ama yardım çağrısı için sesini çıkaramayan, oturduğu yerde ağırlaşmış, yapbozu eksik olan, elinden daha fazlası gelmeyen karakterler kalabalığın arasında canhıraş bize doğru koşuyor... boşluğun yarattığı o korkunç bilinmezliğin huzursuzluğu siniyor üstümüze. kalıyor da bir süre. öyle etkili... ıskalamayın derim.
öykülem dergilerini neleri beğenip not almışım diye kurcalarken denk geldim "rüya gören kum saatleri"ne ve nisan erdem'e. baktım kitabı çıkmış, öyle giriştim okumaya. on iki öykülük "gör ihtarı" ilk tanışma olmuş. şehrin gürültü ve kaosunda ne hale geldiğimizi anlatıyor öyküler. uzun uzun anlatıyor. yer yer denemeye de kayıyor biraz. meramı için çok uzaklardan yavaş yavaş gelir gibi çok yol katediyor anlatıcı. pekiştirmek için tekrara da düşüyor. daha duru bir dille anlatılabilirmiş oysa. geveze biriyle konuşmak gibi. bunca laf kalabalığında, gürültüde anlam da kayboluyor. oysa not aldığım öykü ne güzeldi. "gör ihtarı naif bir ürperti!" diyor arka kapakta. haklı, bitmeyecek diye ürperdim bi ara...
brent williams, depresyon ve kaygı bozukluğuyla mücadelesini içtenlikle anlatmış. bu süreçte yaşadıklarını, yüzleşmelerini ve öğrendiklerini kayda geçirmiş. benzer durumu yaşayanlar için tünelin sonundaki ışığı göstermiş. umut ve ilham olabilecek bu mücadeleyi korkut öztekin resmetmiş. incelikli bir iyileşme hikâyesi. iyi hissettiren, rehberlik eden grafik roman.