Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Çepni55 Tarafından Yapılan Yorumlar
Nurullah Ataç için "kendi romanının kötü karakteri" tabirini kullanabilirim. Mutsuz, öfkeli, nefret dolu ve çocukluk sorunları olan takıntılı bir adam. Dostlarıyla çabucak yollarını ayırabilen, geçimsiz bir arkadaş. Çok iyi kullandığı Türkçeyi benimsemeyen, dil konusunda belli takıntıları olan ve aslında eleştirmen mi değil mi, onu bile kendine açıklayamayan bir tip. Öyle ki kendisi için münekkit/eleştirmen diyenlere de kızıyor, değildir diyenlere de…
Kitabı okurken Ayvazoğlu'nun diğer eserlerinde olduğu gibi sadece kitabın ana karakterini değil, onun yaşadığı dönemi de bütün sosyal, siyasi ve edebiyat dünyası yönleri ile takip edebiliyorsunuz. Ayvazoğlu'nu biyografideki ustalığı nedeniyle tekrar kutlamak isterim. Çünkü bizde biyografi, genelde sevdiğimiz ve hayranı olduğumuz kişiler için yazılır, o ise fikirlerine katılmasa bile mümkün olduğunca tarafsız hatta katılmadığı fikirlerde bile uzaktan bakış atma durumunda kalarak başarılı bir portre kitabı oluşturmuş.
Kitabın adı yönlendirici olsa da ben çok beğendim. Adı Mustafa Kemal. Gelgelelim, onunla doğrudan ilgili kısım Mehmed Emin Bey'in ona yazdığı bir şiir. Kitabın geriye kalanı, 1921 yılında İstanbul'dan Anadolu'ya geçen Mehmed Emin Yurdakul'un o aylarda yazdığı yazı ve şiirlerden oluşuyor. Çok sevdiğim, meşhur Vur şiiri de burada ve 1921 Temmuzunda Türk Ordusu'na ithafen yazılmış. milli hisleri kabartan, edebi yönü çok kuvvetli yazılar var. Mehmed Emin Bey'in, Atatürk'ün öğrencilik yıllarında hayranlık duyduğu bir şair ve fikir adamı olduğunu da ifade edelim.
Sarsıcı bir kitap bu...
İnsan neden kitap okur sorusuna verilecek pek çok cevap vardır bence. Bunlardan birisi ise “değişmek için” olabilir. Yani okuduğumuz eser bizde bir değişim ya da farkındalık oluşturabilmeli, davranışımızı değiştirmeli ya da pekiştirmeli.
Süleyman Çobanoğlu’nun Kök Ekin’i için “Türkçe kitap” demem lazım. Türkçeye tutkun, Türkçeye aşık bir kitap bu. Çünkü yazarı daha doğrusu şairi öyle.
Çobanoğlu bir şair, Türkçe yazan bir şair. Kitabı okumadan önce kendisi hakkında hemen hemen hiçbir bilgim yoktu. Sonra onun Kök Ekin söyleşisinde bulunan bir dostum bahsetti bana. “Acayip bir kitap ve acayip bir adam, bence çok beğeneceksin” dedi. Hatta sıkı bir kitap okuru olmasına rağmen “son yıllarda en etkilendiğim kitaplardan birisi oldu” deyince okumak benim için kaçınılmaz oldu.
Çobanoğlu’nun Türkçe sevgisinden o kadar etkilendim ki, bu inceleme için yazdığım her satırda sözcüklerimi seçerek yazıyorum. Yani sonuç olarak beni “etkiledi ve değiştirdi” bu kitap.
Romanı başarılı buldum ve özellikle akıcılık ve bir film senaryosunu andıran canlılığı nedeniyle beğeniyi hak ediyor.
Türünün özelliğine uygun olaraksa edebiyatın zirvelerinde dolaşmak ve aforizmalar kurmak gibi bir durumu ve derdi de yok tabii ki. Ancak kendi kulvarında yapması gerekenlerin pek çoğunu yapmış Günaydın. Örneğin oluşturduğu sahneler bir polisiye-gerilim romanına uygun görünüyor. Başlangıç sahnesiyle birlikte oluşturduğu merak unsuru son sayfaya kadar gidiyor. Günaydın bunları yaparken, apolitik bir tavır sergilemiyor. Yani toplumsal meselelerden birçoğuna değiniyor ki, bunu da ayrıca takdir ettiğimi yazmalıyım.
Türkiye’de kadın olmak, travestilere bakış, Afgan mülteciler, iğrenç bir Afgan geleneği olan Bacha Bazi, çocuk tacizleri, kontrolsüz ( belki de bayağı kontrollü ) cemaat ve tarikat yapılanmaları, siyasetin üst noktalarına kadar uzanan kanunsuz ilişkiler ağı gibi konular kendilerine doğrudan yer bulabilmişler.
Peşinen şunu söyleyeyim, eğer Ülkücü hareketin 12 Eylül öncesi ve sonrasına ilgi, merak ya da sempati duyuyorsanız, bu kitap çok kıymetli bir esere dönüşecektir. Trabzonlu bir ülkücü olan Hüseyin Koloğlu, henüz on dokuz yaşındayken cezaevine girer ve çıktığında artık otuz yaşındadır. On bir yıl boyunca farklı cezaevlerinde tutulur. Yani yirmili yaşlarının tamamını dört duvar arasında geçirmiştir. Bugünlerdeyse altmışlı yaşlarında.
1988 ile 1991 yılları arasında, üç farklı cezaevinde yattığı yıllarda tuttuğu ki, esasında 1980’de Samsun’da başlayıp, Bursa, Mamak, Bartın, Gaziantep, Trabzon ve Amasya Cezaevleri’nin olduğu uzun bir süreçteki günlükleri sadece ülkücüleri değil, yakın tarihe ilgi duyan herkesi ilgilendiriyor bence.