Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Çepni55 Tarafından Yapılan Yorumlar

09.07.2012

Kitabın niteliği, başarısı vs. hepsi bir tarafa...
Öncelikle bir Samsunlu olarak Zerrin Koç'a teşekkür etmek isterim. Buhara'dan başlayan bir aile hikayesi var kitapta. Özbek olan bir ailenin 1910'larda Samsun'a göç etmesiyle hikaye yol alıyor. İçinde Samsun olmasından dolayı da olabilir, benim için çabuk okunan bir roman oldu. Şehrin 1912'lerden başlayıp 1986'ya kadar uzanan serüveni bu Özbek ailesinin dördüncü kuşak torunlarına uzanıyor. Ancak oldukça hüzünlü bir serüven bu. Roman için çok başarılı demek mümkün değil, başarısız da denilemez tabii.

Şöyle tarif edeyim, Yaprak Dökümü'nü hatırlayın ve sonra onu Reşat Nuri'nin değil de Kemalettin Tuğcu'nun yazdığını hayal edin... Öyle bir havası var kitabın.

Yazar ölüm temasını çok fazla ve yerli yersiz kullanmış. Romandaki kötüler hep kötü;mesela Feyzi Amca. Mesela mübadil ailenin şirret kızı... Mesela Trabzonlu Sezai Bey, üstelik Sezai çift kişilikli, hatta deli. Pis, iğrenç, Allah inancı da olmayan bir herif.

Üç kız kardeş de anneleri gibi oldukça bahtsızlar.

Samsun'un eski hallerini vermesi oldukça güzeldi. Subaşı, Saathane, Demirciler Çarşısı vs.
Söğütlü Bahçe geçiyor romanda. Mesire yeriymiş eski Samsun'da.

Tarihlere dayalı bazı mantık hataları var kitapta; fazla kafaya takmazsanız sorun teşkil etmez.

Demokrat Parti, Halk Partisi çekişmesi Samsun özelinde verilmiş.

Dil konusunda genel bir sorun yok ama iki kelime fazla zorlama olmuş ve o kadar çok kullanılmış ki, kulak tırmalıyor. Yazarın, sanırım öztürkçe(!) tercihi nedeniyle 'ertesi' yerine 'devrisi' ve 'hareket' yerine de 'devinim' kullanması zorlayıcı olmuş biraz.

Yaşım itibarıyla bilemiyorum ama hikayede geçen bazı aileler ve isimler muhtemelen gerçek kişi ve ailelere dayanıyordur. Buhara'dan altınlarla gelen Turgut Bey gibi, Sabuncu ve Kalkavan aileleri gibi...

Özetle, bir başyapıt değilse de okunası bir eser Islak Kentin İnsanları...
07.07.2012

Mevzuyu biliyorsunuz; Türk-Ermeni meselesi... Konu bu olunca edebiyattan çok politik tartışmaların olması kaçınılmaz oluyor. Ben önce edebi tarafını söyleyeyim. Şafak'ın diğer romanlarında olduğu gibi yine çok iyi bir kurgu, başarılı bir anlatım ve zekice işlenmiş bir olaylar örgüsü var. Elif Şafak sonraki röportajlarında eserinin Türk-Ermeni meselesinde bir diyalog unsuru olmasını istediğini ve her iki tarafında da birbirini dinlemeye tahammül etmesi gerektiğini söylüyor. Ancak kitaptaki karakterlere baktığımızda normal bir Türk'e bir türlü rastlayamıyoruz. Nedense geçmişteki ve haldeki bütün Ermeniler masum, mazlum ve makul iken Türk karakterler için bırakın aynı şeyi söyleyebilmeyi ne kadar sapkın ve acayip tip varsa doluşturulduğunu görüyoruz. 19 yaşında iki kız var mesela, birisi müslüman Türk ailenin evaldı Asya; diğeri ise ABD'li Ermeni ailenin kızı Armanuş... Ama sanki müslüman Türk kızı Armanuş da, batılı hristiyan tip Asya gibi... O kadar yer değişmiş ki... Cafe Kundera'nın sakinlerini saymıyorum bile... Hele Mustafa; inanılmaz, bu kadar da olmaz denilecek cinsten! Sonuçta etkileyici bir kitap, orası kesin..
05.07.2012

araştırmacı yazar hakkı öznur'un timaş'tan çıkan örtülü darbe-1993 adlı kitabı 1993 yılına götürüyor bizleri. o yıl gerçekten de çok sayıda olağandışı gelişmenin yaşandığı, Türk siyasi tarihi açısından kritik bir yıldı. özellikle pkk'nın iç yüzü ve apo denen katilin etrafında gelişen kuzey ırak ilişkileri vs. açısından ilgi çekici bir kitap. döneme ilgi duyanlara, hafızasını tazelemek isteyenlere tavsiye ederim.
27.06.2012

Mustafa Kutlu, Türk hikâyeciliğinin yaşayan zirve isimlerinden birisi – bence birincisi –
Her sene Eylül gibi bir kitabını okurlarıyla paylaşıyordu. Bu sene bir sürpriz yaparak Haziran’da yapmış bunu. Her zaman olduğu gibi yine reklamdan, duyurudan, röportajdan uzak kalmış... Zaten onun rafine ve sıkı bir okur kitlesi var; buldum mu alıyorlar kitaplarını...
2000 yılındaki Uzun Hikâye çok üst düzeydi gerçekten de, Hatta çekimleri biten ve ekimde gösterime girecek olan bir film oldu. Osman Sınav yönetti, Kenan İmirzalıoğlu oynadı. İşte bu ‘Anadolu Yakası’ bence Uzun Hikâye’ye en yaklaşan kitabı olmuş; çok beğendim. Bir kere fikir çok orijinal; nehir söyleşi tadında bir uzun hikâye. Anadolu Yakası adlı TV kanalının patronu Muzo Gönül ile yapılan nehir söyleşiler var kitapta, Tabii ki tamamen kurgu ve uzun hikaye. Eğlenceli, sıkmayan, sizi içine alan bir dili var yine. Gayet güzel bir kitap; özellikle de kameraman Davut’un ‘kanalın namusudur’ deyip basketbolcu Corç’u dövdüğü sahne çok gülünçtü...

Tavsiye ederim...
23.06.2012

Yakup Kadri'nin yıllarca tartışılsn romanlarından birisi olmuş. Osmanlı'nın son dönemlerinde Çamlıca'daki bir Bektaşi Tekkesi'nin, o tekkenin şeyhi ile oraya gidip gelenleri anlatan bir roman. Tekke'nin adı tekke; yoksa dinle diyanetle hiç bir alakası kalmamış. Demlerin çekildiği, kafaların yapıldığı, kadınlarla erkeklerin deta randevulaştıkları bir mekan olmuş. Bektaşilik adıyla ortaya konanlar ilginç. Sodom ve Gomorre'de Pera-Beyoğlu'nun mütareke yıllarındaki iğrençliklerini anlatan Yakup Kadri henüz 1921-22'de yazdığı bu romanıyla da İstanbul'dan bir tekke portresi çizmiş.