Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Dr. Şerefettin Güler Tarafından Yapılan Yorumlar

İkinci cilttede savaş devam ediyor. Hemde çok acımasızca. Yazarın sade ve akıcı dili olmasa bu kadar çok savaşı anlatan kitap okunur mu doğrusu bilinmez. Birinci cildin sonunda Birinci Dünya Savaşı başlamıştı şimdi ikinci ciltte iç savaş bütün acımasızlığı ile devam ediyor. Kitap sıkmıyor ama ayrıntı çok fazla.
ilk cilt bitti bakalım eski gençlik yıllarındaki gibi diğer üç cildi de bitirebilecekmiyiz.
ama bence ilk ciltler hep daha acemice olur. sona doğru yazar daha bir ustalaşır. belki de tersi olur. Sabun köpüğü gibi. Neyse kitapta çok fazla karakter ve çok fazla olay var. birinci dünya savaşı da var işin içinde kazakların yaşayışları, hayat tarzları ve daha bir çok şey var. Ama kazaklar hakikaten biraz değil bayağı bir vahşi ve gaddar. Yani birbirlerine karşı. Denebilir ki kardeşim bu bir kitap. Ama kazın ayağı öyle değil. en ufak bir şeyde baltayla, orakla birbirlerine giriyorlar. velhasıl kan gövdeyi götürüyor. demek biz baya bir iyiyiz. Hani yan baktın deyip dalıyoruz ama kazakların eline kimse su dökemez. Hala sabrınız varsa dört cildi alıp okuyabilirsiniz.
Don Hikayeleri bolşevik ihtilali esnasında beyazlar ve kızıllar arasında geçen bir güç ve hayat kavgasını konu alan bir kitap. Hikayelerin tamamı böyle. Ve inanılmaz bir canilik var hikayelerin kahramanlarında. Köylüler hep biraz fesat. İnsana Nurettin Topçu'nun Taşralı kitabını hatırlatıyor. Ama bundan 90-100 yıl önceyi konu alan bu hikayelerde bile çiftlik sahibi birini çalıştıracağı zaman mukavele imzalaması gerekiyor. Aksi takdirde baya yüklü bir ceza ödemek zorunda kalıyorlar. Artı reşit olmayan birini çalıştırınca da ceza yiyorsunuz. Doğrusu biz hala sözleşme kültürüne geçebilmiş değiliz. Çok yazık doğrusu. Ama hikayeler kesinlikle çok karamsar. Çok ürkütücü ve de hayatın sadece bir kısmına ışık tutmuş. Ama demekki boşuna nobel vermiyorlar adamı yormayan okutan bir özelliği de var.
hep duyardık işte süryaniler. Kimdirler nedirler bilmezdik. Gerçi onlarda pek renk vermezlerdi. Mesela fakültede sınıf arkadaşımız vardı ama pek bahsetmezdi. okuyunca insan eziliyor. bu topraklar hakikaten kanla yoğrulmuş. çok acı çekilmiş. özellikle farklı olana hiç tahammül etmemişiz. gerçi kitapta süryanilerin hangi ırka mensup oldukları söylenmiyor ama bildiğim kadarıyla hepsi Kürt ve maalesef zulüm edenler de Kürtler ve ittihatçılar. büyüklerden duyardık ermenilerin yaptıklarını ve sonra ermenilere yapılanları ama olayların tanıkları çıkıp anlatınca iş daha bir değişiyor. daha bir kalıcı etki bıraıyor. bence devlet ve hükümet bir an önce süryanilere karşı olan borcunu ödemeli. isteyenler gelip evlerine köylerine yerleşip barış içinde yaşayabilmeliler. dinlerini kültürlerini yaşayabilmeliler. zaman zaman Almanya da Türk mahallesi, bakkalı,manavı, kasabı ve marketi haberini duyunca ne çok sevinir övünürüz. ama üç beş ingiliz bodrumda ev alıp bir araya gelince eyvah memleket elden gidiyor edebiyatı yaparız. artık aşsak bunları artık hoşgörü ve biraz da empati yapsak. Nevzat Tarhanın dediği gibi illa türlü olup birbirimize karışmamıza gerek yok. salata misali herkes kendi rengiyle kendi tadıyla da kalabilir. kitap kesinlikle okunabilir.
daha önce üç beş kitabını okuduğum iskender Pala'nın bir yaş mağduru olduğunu bu şekilde öğrendim. belki de kitaplarda yazarın hayatına dikkat etmediğimden dolayıdır. Ama galiba bu kadar idealist ve bu kadar kaliteli bir insanı ancak 28 şubat zihniyeti harcayabilirdi. zaten çalışan ve üreten zeki birini ve hatta namaz kılan birini bir kurumda barındırmak vatana ihanet sayılır. bırak pornocusu, hırsızı, darbecisi yaşasın değil mi!!!
insanın aklına Üstad geliyor diyor ya öz vatanında garip öz vatanında parya. Ama 1997 li yıllarda keşke biraz daha duyarlı bir toplum olsaydık. bu yaş mağdurları ne yapar ne eder diye düşünseydik. sanırım hepimizin suçu ve günahı var. üzerimize düşeni yapmadık. Palayı okurken bir vicdan azabı yaşadığımı itiraf etmeliyim. bizler belki çok iyi şartlarda yaşamıyorduk ama çok çok kötü şartlarda yaşayanlarda vardı. en azından gagasında bir damla suda olsa bizim de katkımız olmalıydı. Affet bizi İskender Hocam. yıllar yılı bizi korkak ve sünepe bir toplum olarak yetiştirdiler. bunu empoze ettiler. ve maalesef başarılı da oldular. kitabı belki de bu çoluk çocuk hengamesinde bir solukta okudum. Recep Tayyip Erdoğan'nın "bizim İskender" deyişi hakikaten hayatınızı değiştirdi. Ama bilin ki siz bizim İskenderimizsiniz. Tabii eğer kabul ederseniz. Bence 2009 un tartışmasız en iyi kitabı bu kitap olacaktır. Eline sağlık PALA DİYORUM VE HERKESE DE TAVSİYE EDİYORUM.