“Ben, Kirke” Madeline Miller’ın ikinci romanı. Bence, yazar pek çok bakımdan başarılı sayılabilecek bir kitaba imza atmış. Kahramanımız Kirke’nin kendini bulma yolculuğunda ve yaşam yolunu anlamlandırma çabasında musibetler başından hiç eksik olmuyor. Her sorun bir çözüme bağlansa da, çözümlerin peşi sıra yeni sorunlar ortaya çıkıyor. Kitabın uyumlu bir akışta ilerlemesinin en göze çarpan nedeni bu gibi geliyor.
Kitabın ilk başlarda biraz yavaş ilerlediği doğru. Okur hikayeye balıklama dalamıyor, sürükleyici kısımlar için biraz sabretmek gerekiyor. En azından benim için böyle olduğunu söyleyebilirim. Mitolojiye ilgi duyanların; bu özgün ve bir o kadar da fantastik romandan hoşlanacağını düşünüyorum.
Tanrıların ve Tanrıçaların dünyasında kendini arayan nympha Kirke’nin zamanla güçlerini ve potansiyelini keşfetmesini anlatıyor özetle. Feminist açıdan da güçlü bir okuma deneyimi yaşadığımı söyleyebilirim. Hikaye, sırtını her ne kadar büyük ölçüde mitolojiye yaslamış görünse de derinlikli; olaylara Kirke’nin gözünden tanıklık ettiğimiz için okurunu duygusal bakımdan saran ve sarsan bir yapıya sahip.
Kehanetlere, hatalara, kadere, tanrılara, ölümlülere, canavarlara ve korkuya dair mistik bir bakış sunuyor. Harmoni ve mitolojinin iç içe geçerek bütünlüğe kavuştuğu bir roman.
Özenli çevirisi ise ilgiyle takip ettiğim Seda Çıngay Mellor tarafından yapılmış. Tanıştığıma memnun olduğum romanlardan biriydi “Ben, Kirke”. Hakkında daha fazla ve derinlikli konuşulmayı hak eden bir kitap olduğunu düşünüyorum. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.