Toplam yorum: 3.285.218
Bu ayki yorum: 6.744

E-Dergi

Melisa Parlak

Melisa Parlak 1991 yılında İzmir'de doğdu. Yazar. Yoga ve meditasyon rehberi. Amatör fotoğrafçı. Antalya Lisesi mezunu. Lisansını Denizcilik alanında tamamladı. Yüksek lisansı yarım bıraktı. “Kefenin İçindeki” adlı öyküsü Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN International), PEN Norveç ve PEN Türkiye’nin desteğiyle oluşturulan genç yazarlar platformu İlkyaz’ın Kalemdaş köşesinde yer almaya hak kazandı. İlk öykü kitabı Asparagas KDY etiketiyle 2020 yılında çıktı. Yine aynı sene çıkan Tepetaklak Öyküler’de “Balkonda” isimli öyküsüyle yer aldı.

Melisa Parlak Tarafından Yapılan Yorumlar

Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanını, yazıldığı dilden okuyabilmenin büyük bir şans olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle anlatıcının olup bitenleri aktarma biçimi merak uyandırıcı. Hikayeyi ilerleten en büyük unsur da bu bence. Zaman zaman geçmişe, bazen de ileride olacaklara değinerek; meseleyi fazla dağıtmadan, zamanında ve kararında bir biçimde ustalıkla toparlayıp kaldığı yere geri dönüyor.

Hikayeye anlam katan, olayları ve kişileri domino taşları gibi birbirine etki edecek şekilde temas ettiren ve zamanı zamanla anlatan bir roman haline geliyor böylelikle.

Kitaba adını veren enstitünün kurulması aşamasına gelene kadar yaşananlar hayli dikkat çekici. Peki hangi meseleler üzerinde ilerliyor bu roman, nelere değiniyor?

Metafizik olaylar, cemiyetler, rüyalar, zaman mefhumu, kayıp hazineler, yasak aşklar, yanlış anlamalar, davalar, psikoloji, mimari, kurumların işleyişi, medyumlar, talihsizlikler, kayıplar, kazançlar ve elbette saatler… Tüm bunlar ve daha fazlası “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nün öncesi ve şimdisi oluyor.

Bütüne bakıldığında bir insan bir ömre neleri, kaç yaşamı ve insanı sığdırabilir diye sormadan edemiyor insan.

Yaratıcı, trajikomik, yer yer hüzünlü ve kesinlikle zamansız bir roman.

Kitabın sonuna geldiğinizde ilk sayfalarını yeniden okumanızı öneririm. Bu muhteşem kurmaca, dünyanın kendi içinde yelkovan ve akrep gibi turladığına şahit olmak paha biçilemez.

Bence, Saatleri Ayarlama Enstitüsü edebiyatımızın başyapıtlarından biri. Bu derinlikli romanın okuruna çok şey katacağına inanıyorum.
26.06.2021

Bu kitabın, rüyalarla ilgilenenlere katkı sağlayabileceğini düşünüyorum. Adında geçen sembol / sembolizm kısmının yoğun işlenmediğini belirtmekte fayda var. Daha çok rüya çeşitleri kaleme alınmış.
26.06.2021

En çok Demiryolu Hikayecileri öyküsünü sevdiğim sekiz öyküden oluşan bu özgün kitabı içtenlikle öneririm.
26.06.2021

Irkçılığın gerçek hayatı aynaladığı sürükleyici ve can yakıcı bir roman. Meraklısına öneririm.
Yaşamı, iyiyi ve kötüyü, suç ve cezayı, şiddeti ve tedavisini, özgür iradeyi, toplumda eriyip yiten bireyi ele alan sarsıcı bir roman. Bu romanın; sisteme eleştiri, beyin yıkama, bireyin değişimi ve dönüşümü gibi konularda zamansız olduğunu söylemekte fayda var. Film izler gibi okunuyor. Yazarın besteci kimliği, romanın temposunda da kendini başarıyla ifade ediyor. Dokuzuncu Senfoni bu kitaptan sonra insanın kulağına bambaşka geliyor.

Edebiyatta argonun yeri bakımından Otomatik Portakal iyi bir örnek, bu çevirisini çok doyurucu buldum. Dil olarak okuması kolay, hatta argosu yer yer eğlenceli fakat pek nahoş içeriği kesinlikle gül bahçesi vadetmiyor. Okurken sinirleri bir miktar yıpratıyor ne yazık ki. (Sinir bozuculuk seviyesi bana göre; Asılacak Kadın, Sineklerin Tanrısı, Lolita gibi romanlardan biraz fazla.)

Hikayenin anlatıcısı olan anti-kahramanımız Alex; şiddeti normalleştirmiş, bundan zevk alan biri. Bize anlattığı dünya ise tam anlamıyla bir etme bulma dünyası aslında.

Yıllardır pek çok tartışmaya konu olan bu eser; felsefeye ve insana dair merakı olanlar için dolaylı bir hazine. Pavlov’un köpeği; Otomatik Portakal’da Dr. Brodsky’nin insanı olarak karşımıza çıkıyor.

Bu insanlar neden böyle? İnsanı topluma kazandırmak mümkün mü? Mümkünse bu nasıl yapılır? Şiddete meyili ortadan kaldırmak bir çözüm müdür?

Tüm bunlara yanıt niteliğinde bir şey aktarıyor bize Alex 38. sayfada:

“Yetişkinlerin savaştığı, bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı, uslu, terbiyeli olmaları söz konusu değildir.”