Toplam yorum: 3.285.288
Bu ayki yorum: 6.814

E-Dergi

bilgikolik Tarafından Yapılan Yorumlar

09.02.2007

Son derece çekici ve cömert bir insan olan, özgürlük âşığı Grandük Nikolay Romanov, Bolşeviklerin gazabından kurtulacak, ama ailesi tarafından reddedilecekti. Michel de Grèce’in "Sen-Petersburg’da Beyaz Gece" romanının kahramanı işte bu bahtsız soylu. Ama geleceğe güvenle bakabilirdi: doğuştan grandük ve birçok alayın komutanıydı. Erken yaşta subay eğitimlerine katılmaya başladı ve filozoflar, maceracılar, dalkavuklarla dolup taşan sarayın debdebeli yaşamına girdi. Ama sık sık bunalıyor, sıkıntısını dağıtmak için de kendini giderek daha fazla kadınlara ve içkiye veriyordu. Sonra, bir gece operada Fanny’yle tanıştı. Fanny bir süre sonra, kendisini teselli eden ve güldüren, Savine adlı genç bir Adonis’le tanıştı. Nikolay öfkeliydi, ama Fanny inanılmaz bir özgüvenle, onu sonunda, üçlü bir yaşamın herkes için daha heyecanlı olacağına ikna etti. Gerçekten de öyle olacaktı! Nikolay, Savine’in etkisiyle, halkı çarlık zulmünden kurtararak geçmişle tüm bağları koparmayı hayal eden genç devrimcilerden oluşan bir grupla temas kurdu. Kendilerini halk için feda etmeye hazır bu gençlerin idealizminden etkilenen Nikolay, onlara yardım etmeye karar verdi. Çok geçmeden, çariçenin ve Nikolay’ın ana babasının yaşadığı saraydan küçük mücevherler kaybolmaya başladı. Bunu bir şapeldeki bazı ikonaların çalınması izledi. Üçlünün müthiş eğlenceli bulduğu bu oyun, Nikolay’ın annesinin yatak odasından değerli bir pırlanta haçın kaybolduğu o meşum geceye kadar devam etti. Bizzat çarın emriyle olayı araştırmak üzere polis çağrıldı… Hırsız, hizmetçilerden biri olabilir miydi? Michel de Grèce, bu dudak uçuklatan, ama gerçek destanda işte bunları anlatıyor. Steplerde at koşturan Kazaklar ve karda kurt avlarıyla, karanlık, ama çılgınca romantik bir öykü. Sürükleyici bir aşk hikâyesi.
09.02.2007

Meyhaneyi meyhane yapan özellikler ortadan kalkınca, müşteri profilinden kadehine, meyhanesinden eğlencesine "içki adabı" da değişti. Koçu, "Eski İstanbul'da Meyhaneler ve Meyhane Köçekleri" kitabında meyhaneyi, tarihsel, kültürel bir olgu olarak ele alır. Bu kitapla çıkılan yolculukta okur, artık çoğunun adı bile kalmayan "Zindan'da, Hançerli'de, Kafesli'de, Gümüş Halkalı'da, Karanfil'de, Kelepçe'de, Büyük Kuleli'de... Yüzlerce isim ve Balıkpazarı'nda, Zindankapısı'nda, Mercan’da, Tavukpazarı’nda, Tahtakale’de, semt semt... 'Gedikli'si, 'Koltuklu'su, yasakları, nizamları, dekoru, eşyası, rintleri, kalenderleri, şairleri, şiirlerle methedilmiş köçek oğlanları, kavgaları, cinayetleri, türlü cilveleriyle İstanbul meyhaneleri"ni bulacaktır
09.02.2007

Varna’da doğup büyüyen Yahudi kökenli Osmanlı vatandaşı Elias Simonov, on üçüne geldiğinde sofu babasının otoritesine isyan edip evini terk eder. Kaderini kendi çizmeye karar veren Simonov’un ilk durağı 1900’lerin İstanbul’udur. Bu kez de tesadüflere teslim olan delikanlının rotası, dağlarında eşkıyanın kol gezdiği Trabzon’dan Sivas’a, Kahire’den dilencilik yapacağı Londra sokaklarına uzanır. Yine bir tesadüfle yolu İsveç’in Malmö kentine düşer ve Elias Simonov, bu büyülü ülkede yaşamaya karar verir.
Genç İsveç edebiyatının önemli ismi Jacques Werup’un dedesinin yaşamöyküsü olan
"Simonov’un Seyahatleri", XX. yüzyıl başından İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar, dünyamızın yaşadığı çalkantılara bir tür tanıklık niteliği taşıyor.
09.02.2007

Bu kitapta dört eski meddah hikâyesini naçiz kalemimden okuyacaksınız... Her hikâyenin ayrı bir adı var.
Kitaba bir isim koymak istedim: "Aşk Yolunda İstanbul'da Neler Olmuş" dedim. 'İstanbul’da Neler Olmuş' adını bize, Türklere roman okumasını öğretmiş Ahmed Midhat Efendi merhumdan aldım ve üstadın en kötü eserinden. Yetkisini aşarak tarih katkılarıyla hakikatten çok uzak tarih katkılarıyla yazılmış, tökezen bir uzun hikâyesinden."
Hikâyenin bundan sonraki kısmı ise "meddahın hünerine, bilgisine" bağlıdır ve bu kitabın ilk öyküsü"Çerkez Rıdvan’ın Dolabı" eski meddah defterlerinden "aynen" alınmadır.
09.02.2007

Dünyanın bilinen sınırlarının genişleyip değişmesi, müthiş bir gücün, cesaretin, vicdansızlığın, direncin ve sadakatin bir araya gelmesiyle mümkün oldu. Bir avuç insan, bugün hayal dahi edemeyeceğimiz güçlükleri göğüsleyerek bilinenin ötesine geçebildi. Etkileyici olduğu kadar trajik bir dönemdi bu. Dünyanın keşfi, o dönem insanının önemini kavrayamadığı bir misyonu gerçekleştirmesinin yanı sıra, o güne dek bilinmeyen bölgelerin işgali, buralardaki mutluluğun ve acıların tüm sorumluluğunu da beraberinde getirdi. Ancak o dönemin insanı bu sorumluluğun bilincinde olabilecek düşünce yapısına sahip değildi. Tarihin bu bölümü bizlere şunu da gösteriyor ki, ufukların ötesindeki sahillere varabilmek şaşırtıcı bir başarı olsa da yeterli değildi.
"Ufkun Ötesindeki Dünyalar"da bir roman tadında anlatılan olaylar, gerçekliğinden kuşku duyacak kadar olağandışı ve heyecan verici...