Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

devrim1986 Tarafından Yapılan Yorumlar

12.04.2007

Sadece 11 dk diyenlere;

Özet olarak şunu söyleyebilirim: Kitabı bir solukta okudum. Hem konusu, hemde akıcı bir dil kullanması neden oldu kitabı bu kadar sevmeme. Bu yazarın diğer kitaplarını okumadım o yüzden karşılaştırma yapamayacağım. Belki önce onları okusam bu kadar beğenmem. Bilmiyorum. Ama şu kadarını biliyorum: Bu yazarın diğer kitaplarını da okumaya karar verdim.
Bilmediğim dünyaların anlatılması hoşuma gidiyor. Kitabın konusu o yüzden ilgimi çekti. Yazar bilinçli olarak o kadınların yaşadığı dramlara fazla değinmedi diye düşünüyorum çünkü asıl anlatılmak istenen başkahramanın yazdığı günlükten yola çıkarak onun duygularını, düşüncelerini ve yaşamını anlatmaktı.
Ve bence bunu çok da iyi başarmış. Kitabın içinde hem günlükten alıntılar var (romanın akışına uygun olarak yerleştirilmiş) hemde o günlükte yazılanlardan ortaya çıkarılmış başarılı bir hikaye var.
Herkesin okumasını tavsiye ederim.
Kitapyurdu ailesine sonsuz teşekkürler...
12.04.2007

Bütün serisini okudum ve ufkunuz için alın okuyun derim kitapyurdu dostları...

Her bölümün sonu aslında bir başlangıç idi. Sabırsızlanarak okuduğum ama bitmesini hiçbir zaman istemediğim bir kitaptı…
İlgimi çeken birkaç nokta var. Bunlar; PHI sayısının açıklanarak , örneklerle ifade edilmesi.
Bir diğeri; Olimpiyatların Venüs ile olan bağlantısının çok güzel bir şekilde açıklanması.
Kitabı okurken tahmini hiç de zor olmayan olayların gerçekleşmesi beni biraz şaşırttı. Ama Dan Brown yapması gerekeni yapıyor, kalemini ustalıkla kullanıyordu.
Da Vinci Şifresi kelime oyunları ve sembolik özelliklerle sürüklenip giderken, birden büyüsünü yitirmeye başladı. Beklenmedik sona doğru ilerlerken Dan Brown birkaç bölümle olayları birbirine bağlamaya çalıştı. Düğüm çözülürken acaba hissi gittikçe belirginleşmeye başladı… Sanırım hiç kimse böyle bir son beklemiyordu. Bekli de bu paragraf her şeyi bir çırpıda açıklıyordu;
“ Efsane her zaman için Kutsal Kaseyi, gözlerden uzaktaki karanlıkta dans eden, kulağına fısıldayarak insanı cazibesinin tuzağına düşüren ve sonra sislerin içinde kaybolan zalim bir metres gibi betimlemişti.”
12.04.2007

Bu milletin kitapta anlatıldığı üzere bir olayla karşılaşması muhtemel bir durum değil; fakat bu denli yaşanılması mümkün de olamaz. Çünkü anlatıldığı gibi bir askeri birliklere sahip değiliz. Yüzlerce kilometreyi hiçbir direnişle karşılaşmadan geçildiğini yazmak hem askerimize hem de halkımıza yapılmış bir hakaret kabul edebiliriz. Ancak bu fikirler tamamen bir hayal ürünü olduğu ve bu fikirlerin ya olursa? Veya bu durumlara düşer miyiz acaba? Dedirtmesi gerçekten kafadaki soru işaretlerini silmek amacıyla bu durumlara düşmemek için ne kadar çok çalışmalıyız? Gibi önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor...Bence siyasi nitelikte güzel bir kitap...
12.04.2007

Çok enteresandır:
Gerçekten güzel bir kitap. Ancak üslubun hep aynı olması sıkmaya başlıyor. Dikkat ederseniz Da Vinci Şifresi ile Melekler ve Şeytanlar, İhanet Noktası ile Dijital Kale konu ve akış olarak birbirine çok benziyor. Belki zor bir şey ama Brown tarzını değiştirmeden konuları değiştirmeli. Ya da aynı konularla ilgili farklı kurgulara girmeli. Brown 'da asıl dikkatimi çeken konu din. Acaba Hıristiyan mı, Yahudi mi, pagan mı yoksa ateist mi? Yanlış anlamayın hangi dinden olduğu beni çok ilgilendirmiyor. Ama dinler ve inanışlar üzerinde bu kadar çok, değişik ne bileyim ilginç ve şok edici şekilde oynaması düşündürücü. Ne yapıyor bu adam. Bir dinin propagandası mı din düşmanlığı mı anlayamadım. Her şeyi çok ortada tutuyor. Sanki bir terazinin kefelerine koyuyor her şeyi. Her şey dengede sanki. Ama siz de farkettiniz mi bilmem, daha duyarlı bir terazide sanırım kefe propaganda yönüne kayardı. Ve bundan sonraki kitaplarda bunu daha açık göreceğimize inanıyorum. Ancak tıpkı Kemal Sunal filmlerinde olduğu gibi hem vurup hem öpmeye devam edecektir.
12.04.2007

Kim yaşlanmak ister ki Allah aşkına?
"Yıllar yağmur gibi yağıyor üzerimize,
Islanmasak da yaşlanıyoruz" Farkında olmadan, ruhumuz duymadan, aldığımız her solukta biraz daha yaklaşıyoruz ölüme. Marquez, işte tam bu noktada duran baş kahramının 90 yıllık ömrüne neleri sığdırdığını, ya da neleri sığdıramadığını okuruyla paylaşıyor. Anlatım dili bakımında Marquez'in her zamanki ustalığı dikkat çekiyor. Sade bir anlatım dili seçmiş olan yazar, belki de uzun yıllar gazetecilik yapmış olmasından, ayrıntılara diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de önem vermiş. Eserde temel sorunsal yalnızlık. Okur "insan neden 90 yıllık ömrünü yalnız geçirmeyi tercih eder ki?" sorusunu sorarak, romanı tamamlıyor. 90 yaşındaki adam, kendisine yeni yetme bir bakire armağan ederken, bu yeni yetme kıza aşık olup, aslında kendisinin de aşk anlamında ne kadar bakir bir yürek taşıdığını gözler önüne seriyor. Marquez, çoğu eserinde yaptığı gibi bu eserinde de okura çok iş bırakıyor. Nobel ödüllü yazarın eseri, psikolojik derinliklerde dolaşmayı seven her okur için önemli bir eser.

Kaçıran çok üzülecek arkadaşlarım fevkeladenin fevkinde bir baş yapıt.