Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

KY-34538 Tarafından Yapılan Yorumlar

17.07.2012

İyilerimiz, değerlerimiz - değerlilerimiz, erdemlerimiz - erdemlilerimiz, kıymetlerimiz - kıymetlilerimiz, kıymet bilenlerimiz zaman zaman ve yavaş yavaş aramızdan ayrılıp dar-ı beka’ya yürümüşlerdir. Onlar, gizli ve aşikâr numune-i imtisaldirler. Onlar, hep göz önündedirler.

Bu meziyetlere malik olan şahsiyetler, hatasıyla – doğrusuyla, günahıyla – sevabıyla, eksisiyle – artısıyla kulluk görevlerini icra etmenin derdine düşmüşlerdir. Hata günah işlemek ve yanlışlıklar yapmak fıtratında olan ve işlenildiğinde vehametin farkına varılıp terk edilmesinin evla olduğu bir nitelikle donatılmıştır insan. Yani insan, insan gibidir. Ne melektir, ne de peygamber!

17 Mayıs 2010 tarihinde IHH’nın Afganistan’ın Kunduz kentinde açmayı planladığı yetimhane için arsa bulma gayesiyle yola çıkan ve dönüşte uçağın düşmesi sonucu Rabblerine yürüyen Bahaddin Yıldız ve Faruk Aktaş ağabeyler var önümüzde, gönlümüzde. Bu iki Müslüman iyiydiler, iyilerdendiler ve bizim içimizde, bizden birileriydiler. Rabbimizin şehadetlerini makbul görmesini niyaz ediyoruz ve yaktıkları meş’alenin hiç sönmemesini arzu ediyoruz.

Bu iki ağabey de, Müslümanların iç içe olduğu, sosyal hayatta hemen hemen her şeylerini paylaştığı, beraber nefeslendiği insanlardı. Normal zamanlarda kişiliğine ve özelliğine dikkat etmeden münasebetler devam ettirilir, bazen arayıp-sorulur bazen sorulmaz; belki de birbirlerinin üzerine fazlaca titrenilmez.

Lakin ne vakit ki bir musibet göğümüzde kendini hissettirir olur; işte kardeşliğimizin/ sevgimizin/ muhabbetimizin/ bağlılığımızın damarlarına kan gelmeye başlar. Kalbimiz musibete duçar olmuş kardeşlerimizle çarpar. O kardeşlerimizin bütün yanlış ve kötü meziyetleri gözlerimizden ve zihnimizden silinir; hep iyilikleri, güzel yanları, erdemli halleri dile getirilir. Hatta anlatmalara sığdırılamaz destanları. Onların ne kadar kıymetli ve değerli insanlar olduğu dilden dile, yazılardan yazılara dolaşır. Kardeşlik bağından devşirdikleri sayısız mahsulleri gündem edilir onların. Geçirilen o eşsiz günler, film şeridi gibi gözlerden geçerken, sadece gözlerde kalmaması için tüm çevreye aktarılır. Onların tuttukları yolun ne kadar izzetli ve şerefli olduğu söylenir, anlatılır, yazılır durmadan ve duraksamadan günler ve hatta haftalar boyu. Özellikle de Yaradana kanatlanmış olanlarımızdan, apayrı söz ederiz. Onların emsalsiz hayat ve tevhid mücadelelerini etrafımıza sunmayı bir görev addederiz. Belki ağlarız, belki ağlatırız. Çünkü onlar artık yoktur; onlar güzeli, güzelce soluklayıp gitmiş olanlardır…

Peki, onlar hayattayken, aramızdayken ve tâ yanı başımızdayken biz nerelerdeydik? O, cümlelere sığdıramadığımız hasletlere malik olan bu insanlarımız, etrafımızda sağ-salim dururlarken; o, aydınlatıcı yürüyüşlerinden insanları neden bîhaber etmiştik? Onlar ölünce mi iyilerden, Salihlerden oldular? O insanlarımız, dünyadaki hayatlarını sürdürürken numune sözlerini ve amellerini görmezden gelip rafa kaldırıyor ve hatta toprağa gömüyoruz. Ve sonra… Onlar toprakla yüz-göz olduklarında raflara kaldırdığımız ve toprağa gömdüğümüz o imtisal numuneleri ifşa ediyoruz. Bu ne yaman çelişkidir böyle!

Bulunduğum şehirdeki bir radyoda gerçekleştirmiş olduğum ‘Salihlerle Yürümek’ isimli programın muhtevası; Peygamberler, sahabeler ve mücadele ehli önder Müslümanların hayatını ele almak, konu edinmek şeklindeydi. Çok kıymetli ve sözüne hep değer verdiğim bir ağabeyim: “Ölmüş Salihleri değil, yaşayan Salihleri konu edinsen daha iyi olur. Yaşayanlar ve aramızda olanlar bize daha muhlistirler.” şeklinde bir teklifte bulunmuştu. Hakikaten o ağabeyim doğruyu söylüyordu. Dünyadan göçmüş olanlarımızın bize katacakları, hayat ve tecrübe anlamında, aramızda bulunanlarınkinden daha fazla olmasa gerek.

Bahaddin Yıldız ağabey vefat edince, onun Afganistan sevdası, o sevdaya dönük gayretleri, mücadelesi, yazdığı eserleri hep anlatılıp duruldu tanıyan yarenleri tarafından. Sağ olsunlar, var olsunlar. Elbette ki böylesi bir değerimiz, insanlar ve özellikle de Müslümanlar tarafından tanınıp bilinmeli. Ama canım ağabeylerim/canım kardeşlerim, neden Bahaddin ağabeyimiz hayattayken suskun durdunuz? Neden onun göçme vaktini beklediniz? Neden benzersiz bir Afgan mücahidini, onu bilmeyenlerden/ tanımayanlardan gizlediniz? Müslüman, Müslüman’a sitem eder. Zira nazımız birbirimize geçer… Şu söyleyeceklerim, bir rica ve teklif olarak kabul edilsin lütfen: Bundan böyle, bütün Değerlerimizin ve Salihlerimizin daha aramızdayken kadr-u kıymetlerini bilelim ve numune teşkil eden bütün meziyetlerini insanlığa sunalım. Gazetelerimiz, dergilerimiz, radyo ve televizyonlarımız bunu pekâlâ yapabilir. Temennim odur ki, gizli-saklı kalmış bütün değerli şahsiyetlerimiz gün yüzüne çıkarılsın ve onlardan istifade edebilmemize vesile olunsun.

Rabbul alemînden niyazımız, bu kutlu İslam davasının fedakâr erlerinin niteliğini ve niceliğini artırsın ve topraklarımızın şehidlerle bereketlenmesi için yeni yeni yollar açsın. (Âmin.)
17.07.2012

İnsan, evvela Rabbinin halifesi olarak ün salmalıdır. O'nun sınırlarına riayet edilerek geçirilen hayat, insanın kazançlı çıkmasına sebep olacaktır.Allah Azze ve Celle'nin isimleri, insanın fıtratına-özüne nakşolunmuştur. İnsan, kendini bu isimlerle tanıyabilir-tanımlayabilir. Fıtratına, yaratılışına uygun yaşayabilmesi için el esmaül hüsna'yı içtenlikle özümsemelidir insan.

İnsan, kendine en büyük ve en ezeli düşman olarak şeytan aleyhillane'yi bilmelidir. Şeytanın düşmanlığına karşılık, o da, ona doğru/karşı düşmanlık beslemeli ve düşman kesilmelidir. Düşmana karşı sessiz kalıp pısırık davranmayıp onu alt etmenin çarelerini bulmalıdır insan. O, ilk olarak insanların ilklerini (Hz. Adem ve Havva Validemiz) kandırmış ve ayaklarını kaydırıp Rablerine karşı mahcup etmiştir onları.

İnsan, hayatının ışığı ve rehberi olan Allah Teala'nın kelamı Kur'an'la buluşmayı-anlaşmayı bilmelidir. Kur'an, anlaşılmak ve yaşanmak için gönderilmiştir. Toplumun genelinde yaygınca uygulanan, okumayı "sadece yüzünden okumak" olarak anlama-uygulama algısını değiştirmelidir. Ve insan, bunun şuurunda olarak hayat sürmelidir.

İbadetleriyle hayatını anlamlandırmayı, renklendirmeyi de bilmelidir insan. Özellikle de namazına dikkatler üstü dikkat etmelidir. Zira namaz, aşırılıklardan ve kötülüklerden alıkoyar insanı, hakkıyla ikame edeni. Allah Teala, insana ilim ve hikmet gibi nurlar bahşetmiştir. İnsan, o nurlarla yürümelidir. Onlarla nurlandırmalıdır hem çehresini ve hem de çevresini.

İnsandan tevbeli olması istenmiştir. Çünkü o, eksiktir, acizdir ve hataya meyillidir. Hatasız kul olmaz ya, işte o kul tevbesiz de olmamalıdır. Ayrıca pişmanlık yaşamalıdır yapıp ettiklerinden ötürü.

İnsanı, Rabbi katında kıymetli-değerli kılan duası vardır bir de. Dua, Rabbiyle dertleşmesidir insanın. İnsan, dertsiz olamayacağına göre duasız da kalamaz. Derdini Rabbine sunmayı bilmelidir; yani dua etmelidir insan, dua demetlemelidir.

Donanım sahibi olarak yaşamak yakışır insana. Bilgiye önem vermelidir. Bilmek, yani ilim sahibi olmak insan için bir erdemdir. Bu erdemi sahiplenme ve taşıma cesaretini gösterebilmelidir insan.

Allah Azze ve Celle'yi hesaptan çıkarmadan, unutmadan hayatının her zerresinde ve her anında olduğunu hatırlayarak ayakta durmalıdır insan. Akıl gibi büyük bir nimete malik olduğunun farkıyla Rabbiyle olmayı öğrenmelidir.

İnsana kocaman bir hazine olarak sunulmuş olan zaman, yani ömür, insan için paha biçilmez bir değerdir. İnsan zaman bilinciyle yaşamalı ve ömrüne sahip çıkmayı başarabilmelidir.

Rabbanî bir şahsiyet olabilmek için, vahyin ön gördüğü ilkelerle hareket etmelidir insan. Şeytanî hiçbir vasfı taşımamalıdır. Ve özellikle de insanlara karşı kibir yüklü olmak, büyüklenmek affedilmez bir günahtır bir insan için. Aynı zamanda da şeytanî bir davranıştır, hastalıktır bu. Bu durumdan uzak durmalı ve acizliğini hatırlamalıdır insan.

Toplumsal, kapanmaz bir yara olan ve sadece söyleyenini etkilemekle kalmayan kor bir alevdir yalan! İnsan, olabildiğince berî durmalıdır yalandan. Sonucu ve pahası ne olursa olsun asla ve asla yalana yeltenmemelidir. İlk yalanı ve dolandırıcılığı şeytan aleyhillane yapmıştır. Onun adımlarını izlememelidir insan.

İnsanın kendisi için belirleyeceği en önemli ve öncelikli şiarlarından birisi de ölçülü, dengeli ve adaletli davranmasıdır. Hırs, öfke ve çekememezlik gibi insanî ilişkileri ve insanlar arasındaki huzuru bozmaya kasteden davranışlar, insanî bir özle bağdaşmayan davranışlardır. İnsan alırken, satarken, konuşurken, tartışırken hep ölçülü, dengeli, adaletli, hakka-hukuka dayalı tavırlar sergilemeyi bilmelidir.

İnsan, sözüne sadık, ahdine vefalı ve güvenilir olmayı mühim bir kişilik olarak görmeli/kabul etmelidir. Vefalıların en vefalıları şüphesiz Allah ve Rasulüdür. İnsan da, Allah'ın halifesi olmasından ötürüdür ki, en vefalı olmalıdır. Kaybetmeye, unutmaya, önemsememeye değil; kazanmaya, sevmeye, hatırlamaya kucak açmalıdır insan. Hatırlayan hatırlanır; seven sevilir. İnsan, hep hatırlamalı ve hep sevip sevdirmelidir. Kendisine emanet edilenleri koruyup gözetmeli, verdiği sözlere ve yaptığı anlaşmalara sadık kalmalıdır insan. Asla yarı yolda koymayan ve daima yol açıp yol bulan, yol bulduran olmalıdır.

İnsan, iyi olan ve iyi için gayret sarf edendir. Kötüyü ve kötülükleri yok etmenin savaşımını vermekle mes'uldür. Kendisinin iyi olması ve iyi olarak kalması yetmez, iyilik furyası oluşturmalıdır insan. Ve kötülüğün/münkerin kökünü kurutmalıdır. En büyük derdi ve amacı bu olmalıdır insanın.

Cehd ve gayret sahibi olarak hayatın her karesini imar etme sevdasında olmalıdır insan. Cihad, Rabb yolunda fedakarlığın adıdır. Eğer cihad etmiyorsa ve mücahit değilse insan; korku, uyuşukluk, paslanmışlık ve onursuzluk baş gösteriyor demektir. Allah Teala'nın gönderdiği tüm elçiler, birer cihad ehlidirler. İnsan, onların örnekliğinde yaşamalıdır, yaşlanmalıdır.

Güzel bir yaratılışla yaratılan insana, güzel sözler söylemek ve güzel işler yapmak düşer. Tüm güzellikler ve özellikle de güzel sözler Allah Teala'ya yükselir. İnsanın her şeyi güzel olmalıdır ve güzellikler salmalıdır her bir yana. Güzel düşünmeli, güzel yazmalı, güzel söylemeli, güzel giyinmeli, güzel anlatmalı ve güzel yaşamalıdır insan.

İnsan iyidir, güzeldir ve hayırlıdır. İnsan, fıtratına uyandır; fıtratına uygunca yaşayandır. İnsan, iyi düşünür, iyi konuşur ve iyiyi yaşar. Yine insan, güzel düşünür, güzel konuşur ve güzelce yaşar.

Ve insan, hayırlıdır. Hayrı yaşar ve hayırlı yaşar. Düşüncesinde, konuşmasında ve tüm eylemlerinde hayır kokusunu yayar yeryüzüne, cümle insanlığa. Hasıl-ı kelam, insan ekber olan Allah'ın halifesi ve Hakkın-Hakikatin şahididir.
17.07.2012

Dört Terim, içeriğiyle, hayatımızı kuşatan ve değerli kılan devasa bir muhtevaya sahip olma özelliğini taşıyor. Onu sadece bilgilenme maksadıyla değil, Tevhidî bir inanca sahip olmak için okumak gerek.

Şu çözülme ve paslanma vakitlerinde bu mahiyetteki eserlerin tozlu raflardan indirilip tekrar sadırlara işlenme zamanıdır.

Muvahhidce bir yaşam için kolları tekrar sıvamak gerek.
17.07.2012

Şeriatinin cevval kaleminden yansıyan sözler... Çeviri olduğu halde okuyucuyu böylesine derinden etkileyen bu eseri, acaba kendi dilinde okusak bizde ne tür bir inkılap zuhur eder.

O muhteşem mekanları soluyan her mümin, duygularını ifade etmekte zorlanır. Hani "anlatılmaz, yaşanır" ifadesi vardır ya, işte öyledir oralarda olmak ve Rasulün derdine doymak...

Şeriatî'nin Hacc eseri, okuyan her kimseyi "ah ben de bu iştiyakla Haccın künhüne vakıf olsam!" dedirtecek içeriğe sahip.
31.03.2012

Vahşetlerin barizce cümlelere döküldüğü ibretli bir roman. Yaşanmış hayatlardan uyarlanmış olaylar. Okumak yetmiyor işte; ders almak ve zalimlere kin bilemek gerek...