Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
Necmi Çoban Tarafından Yapılan Yorumlar
Tanzimat Edebiyatı'nın güçlü kalemlerinden Halid Ziya UŞAKLIGİL'den roman türünde bir eser : Ferdi ve Şürekası (Ferdi ve Ortakları). Kitap oldukça ilginç bir konu üzerine bina edilmiş. Yazar buna parallel olarak da enine boyuna değerlendirmeler yapmış konu ile ilgili. Ferdi ve Ortakları şirketinde çalışan İsmail Tayfur romanın baş kişisi olarak sunuluyor okuyucuya. Genç, yakışıklı, çalışkan, başarılı ve geleceği parlak iken Ferdi ve Ortakları'nda çalışan babasının ölümü üzerine hayatı ters yüz olan İsmail Tayfur'un iç dünyasını güzel ve derinlemesine aktaran yazar bunu özellikle Saniha için yapmayı da ihmal etmemiş. Kimsesiz bir çocuk iken sokaktan alınan Saniha ile İsmail Tayfur birlikte büyümenin ötesinde birbirine de aşıktırlar. Ama evlenme planları Ferdi ve Ortakları şirketinin başı olan Ferdi Bey'in kızının, Hacer, İsmail Tayfur'u sevmesi ve evlenmeyi kafasına koyması ile akim kalır. Bir yanda çocukluğundan beri birlikte olduğu, sevdiği, evlenmeyi istediği, belirgin bir güzelliği olmayan, fakir, aşkından başka birşeyini veremeyecek olan Saniha, diğer yanda zengin, güzel, sevgi dolu ve aşkını sunmak isteyen Hacer. Bu zor durumda kalan İsmail Tayfur'a hiçkimse arka çıkmaz ve onun duygularına değer vermez. Bu da genç adamın iç dünyasında çalkalanmalara neden olur. Yazarın burada yaptığı ruh tahlilleri kayda değer. Konuyu işlerken Halid Ziya'nın aşk, sevgi, umut, evlilik, fedakarlık gibi konularda insanların genel eğilimlerini de birer ikişer cümle ile vermeyi de ihmal etmemiş. Özellikle romanda arka planda gibi duran Saniha belki de hikayenin üzerine kurulduğu kilit isim olarak öne çıkıyor. Sevdiği adamın geleceği için kendi sevgisinden vazgeçen Saniha bu noktada öne çıkmaya başlıyor. Nihayetinde erkeğin bu ikilemde kafayı yemesi ve Hacer'in çıkardığı yangın ile trajedi tamamlanıyor. Bir yanda yanan bir zenginlik, diğer yanda ölü bir taze gelin. Verilen mesaj açık : Para ile saadet olmaz.
Daha çok hikayeleri ile tanınan Memduh Şevket ESENDAL'dan yine bu türde bir kitap : Hava Parası. Daha önce çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanan öykülerin bir araya getirilmesi ile oluşan kitapta tam 25 tane hikaye yer alıyor. Kitabın başında yazarın kısa özgeçmişi ve eserleri aktarılmış. Daha sonra gelen hikayelerin sonunda ise okuyucuya yabancı gelebilecek kelimelerin karşılıkları verilmiş. Klasik hikaye kalıplarına ilk yüz çevirenlerden olan yazar bu yeniliği ile Türk edebiyatına yeni bir soluk getirmiş. Hikayelerinden insanlara bakmasını bilen, onları güzelce gözlemleyerek okuyucuya sunan bir yazar olduğu anlaşılıyor Memduh Şevket ESENDAL'ın. Öykülerini herşey şimdi oluyormuş gibi sunması yazarın hikayelerinin belirgin özelliklerinden birisi olarak görülüyor. Kullandığı dilin özlüğü ve duruluğu da halk Türkçesi'ne yakın eserleri, o zaman için, görmeye alışkın olmayanlar için şaşırtıcı gelebilir. Bu ele alındığında çağdaşlarından sade dil konusunda önde olduğu tartışılmaz. Hatta bu konuda önde gelen isimlerden Ömer SEYFETTİN'i bile geride bıraktığı söylenebilir. Yazdığı hikayelerde insanlara olumlu katkılar yapmayı amaçlayan yazarın bu eserini okumak bu bakımdan okuyucuya mutluluk verecektir.
İlk basımı 1984'te yapılan roman edebiyat çevrelerinde eleştirilen ve tartışılan bir kitap olageldi hep. Her eleştiren olayı başka başka boyutlara çekerek belki de kitabı olduğu gibi kabul etme yolunu seçmedi. Yine de çok çeşitli okumalara müsait bir kitap olarak edebiyatımızdaki yerini aldı Üç Beş Kişi. Konusunu adından mı, adını konusundan mı aldı bilemeyeceğim ama roman gerçekten de üç-beş kişiyi anlatıyor. Bunlardan en göze çarpanı ve baş kahraman diyebileceğimiz kişi Murat. Bu karakter ile çıkılan yolculukta yollar sisli. Bu nedenle Murat gibi okuyucu da önünü göremiyor. Gelişen olaylar o kadar yavaş ilerliyor ki zaman adeta geçmek bilmiyor. Aslında gidilecek yol, alınacak mesafe hiç de uzun değildir. Ancak bu seyahati uzatan bir faktör vardır ki o da yolculuğun hep ileri doğru yapılmaması. Sürekli olarak geçmişe uzanmalar, tekrar şimdiki zamana gelmeler ve arada ileriye yönelmeler bu yavaşlığın nedeni olarak ortaya çıkıyor. Böylece geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman paralel olarak ilerlerken okuyucu da sıkılmaya başlıyor. Artık üçyüzlü sayfalar geçildikten sonra varılan istasyonda beklenen gelişmelerin olmaması da insanda hayal kırıklığına neden oluyor. Romanın yavaş ilerlemesi beni sıkmaz diyenlerdenseniz okuyabilirsiniz.
Adalet AĞAOĞLU'ndan yine öykülerini kaleme aldığı bir kitap : Hayatı Savunma Biçimleri. 1996 yılında başladığı ve geçirdiği bir kaza ile yarım kalan kitap yazarın yaşam ile ölüm arasındaki ince hatta gidip gelmesinin hayat lehine bitmesinden sonra tamamlayabildiği bir eseri. Sekiz ayrı hikaye kitapta kendine yer bulmuş. Kendine has üslubu ile yazdığı öykülerinde yazarın biraz aykırı bir kişiliği olduğu görülüyor. Yine hikayeler sonu itibariyle meçhul veya menfi. Yazarın nadir olarak mutlu sonla bitirdiği öykülerinden İki Yaprak doğrusu diğer mutsuz hikayelerin yanında ilgi çekiyor. Yazar hüznü o kadar sever ki Almanya'da hastanede yatarken kaleme aldığı Şehrin Gözyaşları'nda bir şehri bile ağlatır. Adalet AĞAOĞLU'nun tarzını sevenler için kaçırılmayacak bir kitap.
Edebiyatımızdaki tanınmış az sayıdaki bayan yazardan birisi olan Adalet AĞAOĞLU çeşitli türlerde verdiği eserlerle biliniyor. Bunlardan en tanınmışı Fikrimin İnce Gülü romanı olsa gerek. Bununla birlikte yazarın kaleme aldığı hikaye, deneme, oyun ve anı-romanlar da mevcut. İşte yazarın hikaye türünden eserlerinden birisi de Hadi Gidelim. 1980-81 yıllarında kaleme alınmış dokuz ayrı öyküden oluşan kitap ismini de son hikaye olan Hadi Gidelim'den almış. Hikayeleri toplu halde değerlendirdiğimizde genel hava olarak karmasarlık hakim. Öykülerin hemen hepsi de trajik ve sonları itibari ile de ya meçhule, ya da kötüye gidiyor. Bundan hikayelerin yazarın iç dünyasının çalkantılarla boğuştuğu bir zaman diliminde kaleme alındığını çıkartabiliriz. Melankolik takılmak niyetinde olanlar ve canını sıkmayı sevenlere denemesi önerilebilecek bir kitap.