Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Necmi Çoban Tarafından Yapılan Yorumlar
Serinin bu üçüncü kitabı 10 ayrı hikayeden oluşuyor. ilki Ömer SEYFETTİN'in en çok bilinen, sevilen ve etkileyen öykülerinden olan Pembe İncili Kaftan. Gerçekten yaşanmış bir olayın hikayeleştirildiği bu ölümsüz öykü şanlı tarihimizden altın bir sayfa olarak önümüze sunuluyor. Hikayede acımasız düşmana karşı yollanan bir Osmanlı elçisinin Türk'ün gururunu ve cesaretini sergilemesi destansı bir güzellikte anlatılıyor. Belki de Ömer SEYFETTİN'in en güzel hikayesi; öyle ki insan her okuduğunda başka bir haz duyuyor. İkinci öykü de aslında birinciden pek aşağı kalmıyor. Bu öykü için de ilki için söylenenlerin tamamı geçerli. Kuru Kadı'nın komutanlığını yaptığı küçük kalenin 115 kişi ile kahramanca savunmasında görülen olağanüstü bir olay hikayenin özünü oluşturuyor. Deli Mehmet diye anılan bir yiğidin başını onu kesen düşmandan alması ve sonrasında gelişen olaylar gizemli bir hava içinde ve Ömer SEYFETTİN akıcılığında veriliyor. Sonrasında gelen öykü tarihi olmamakla birlikte tarih ile alakalı : Tarih Ezeli Bir Tekrardır. Hanımı çok güzel olan bir adamın bu güzelliği Avrupa'dan kendilerine gelen Bidar'a göstermek saçmalığına kapılması hikaye ediliyor. Israrlı tavırları ile Bidar'ı kandıran adamın sonunda eşinin durumu anlaması ile onu perişan etmesi, bunu yaparken de Heredot tarihindeki benzeri bir olaydan esinlenmesi öyküye yüksek bir seviye vermiş. Sapık kocasına dersini veren kadının öyküsü yine nadide bir eser olarak önümüze çıkıyor. Tuhaf Bir Zulüm ile yazar Bulgaristan topraklarından Türkler'in "domuz" kullanılarak nasıl uzaklaştırıldığını anlatıyor. Mehdi'de ise bu kez sorun çıkaran Yunanlılar kaleme alınıyor. Bir tren yolculuğunda geçen ve genelinde din ile başlayıp özelinde Mehdi konusuna kayan bir tartışmanın panaroması anlatılıyor. Yeni Bir Hediye konusunu hediye seçiminden alıyor. Hediyelere çok para vermekten usanmış bir adamın aklına gelen donanma piyangosu ile bu işten sıyrılması hoş bir dille aktarılıyor. Nezle yine neşeli bir öykü olarak 10 yıl dul kalmış, iri yarı bir kadının kendi çapında bir erkekle izdivaç arzusunu anlatıyor. Kendisi gibi iri kıyım olan arabacısının kendisinin evlilik isteğini görememesi espirili bir üslupla yazıya geçirilmiş. Yazar İffet ile iffetine aşırı ilgi göstere bir siyah kadının üstünden beyaz kadınlara gönderme yapmış. Çirkinliğin Esrarı da yazarın ütopik diyebileceğimiz bir öyküsü. Çok güzel olan akrabasının kendisine evlilik teklifine rağmen çirkinliğini ve aradaki yaş farkını bahane eden adamın kızın çirkinliğe olan ilgisi karşısında adadaki en çirkin adamı tavsiye etmesi ve kızında bu tavsiye uyarınca o adamla flörtü hikayenin ana konusunu oluşturuyor. Son öykü ise Acaba Ne İdi? adını taşıyor. Tımarhaneden salınan bir İstanbul beyinin yeni yetme bir delikanı ile olan muhaveresi bu öyküyü oluşturan konu olarak ortaya çıkıyor. Ne oldum delisi olan insanlara karşı verilen güzel br karşılık olarak okumaya değer bir öykü.
Romantika, ödüllü yazar Turgut ÖZAKMAN'ın ikinci romanı. Daha çok yazdığı tiyatro eserleri ve televizyon senaryoları ile bilinen yazar roman alanında da başarılı olduğunu bu kitapta açıkça gösteriyor.
Yalın bir anlatım diline sahip olan yazar kendisine de tarih boyunca sıklıkla işlenmiş bir konu olan aşkı seçmiş. Yalnız bu kitapta anlatılan aşk özellikle Araplar'ın övdüğü cinsten ve sevgili ile çok yakınlaşmayı (cinsel anlamda) içermiyor. Kendi bildiği doğrular uğruna doçenç iken üniversiteden ayrılan bir öğretim görevlisi ile eski öğrencisinin yaşadığı bu zirve aşk bir bakıma günümüz yozlaşmış ilişkilerine de göndermede bulunuyor. Evliliklerinde aradığını bulamayan iki insanın aradaki 13 yaş farkına rağmen yakınlaşmaları ve bunu belli bir düzeyde tutmaları destansı bir şekilde anlatılıyor. Kitap için söyleyeceğim son sözler : aşkı yeniden keşfetmek için okunması gerekli, değerli bir aşk güzellemesi.
Aşka Dair Servet-i Fünun edebiyatının güçlü kalemi Halit Ziya UŞAKLIGİL'in hikayelerini topladığı eserinin adı. İsmine bakıp da aşkla ilgili konuların işlendiğini düşünebilirsiniz. Bu düşünce ilk hikaye için geçerli olsa da sonrakiler için yazar aşk kavramını sevgi, tutku, bağlılık gibi anlamları da kapsadığını varsayarak bu konulardaki hikayelerine geçiyor. Bu noktada mide düşkünlüğünden hayvan sevgisine, hakkını aramaktan evlat sevgisine kadar birçok konuda hikayeler okuyucunun karşısına çıkıyor. Çocuk sevgisi deyince yazarın kızının ölümü üzerine kaleme aldığı "Son Levha" üzerine birkaç kelime söylemek lazım. Yazar dil devrimi öncesinde kaleme aldığı hikayeyi yayımlamayarak bekletmiş ve dilde sadeleşme hareketi sonrası öyküsüdeki Osmanlıca kelimeleri günümüz Türkçe'sine çevirerek yeniden yazmış. Daha sonra zamanın bir gazetesinde yayımlanan hikaye üzerine Falih Rıfkı da bir yazı yazmış ve bu konudaki memnuniyetini bir mektup ile dile getirmiş. Kitapta bu mektup ve yazarın sadeleştirmeye gitmesi de anlatılıyor. Bunun dışında kitap iki tane de çeviriyi barındırıyor. Bunlardan Kadın Şikayeti adındaki hikaye özellikle mizahi üslubu ile göze batıyor. Kitap ile ilgili bir açıklamayı da yapmadan geçemeyeceğim. Kitabı yeniden basıma hazırlayan İnkılap Yayınevi öykülerin metinlerine parantezler içinde kelimeler ekleyerek anlamayı kolaylaştırma yoluna gittiklerini iddia ediyorlar ama ben dikkat ettim de bu fazlalık kelimelere kesinlikle ihtiyaç yok. Onları dikkate almadan okumanız size vakit kazandıracak ve boşu boşuna orjinal metinde olmayan kelimeleri de okuma zahmetine katlanmamış olacaksınız. Son olarak aşka dair çeşitli öyküleri okumak istiyorsanız bu kitap tam da size göre demektir.
Tarihin Bilinmeyen Sırları adına bakılınca içi çok dolu, çekici bir kitap gibi duruyor. İçindekilere bir göz atınca da insanda merak uyandıran 16 ayrı konudan oluşuyor. Bu konular Mısır'daki piramitlerin niçin inşa ettirildiğinden Hz İsa'nın çarmıha gerilip gerilmediğine, Nazca çizgilerinden Titanic kazasında yolcuların çoğunun kurtarılıp kurtalıyamayağına kadar pek çok merak edilen konudan oluşuyor. Buraya kadar herşey iyi hoş da burdan sonra yazacaklarım pek de iyimser şeyler olamayacak maalesef. Çünkü böylesi ilgi çeken konuları bir araya toplayan yazar konular hakkında gerçeklerden çok dedikodulardan bahsetmeye çalıştığı için kitabın ilmi hiçbir değeri ne yazık ki yok! Çok güzel bir eser olabilecekken fos çıkması da bence bu yüzden. Aslında kitaptaki her konu tek tek ele alınabilecek kadar kapsamlı konular. Üzerlerinde ayrı ayrı kitap yazılsa yeridir. Ancak bunu işten anlayan ve ilmi gerçeklerle haşır neşir olan bir yazarın kaleme alması herhalde daha yararlı olacaktır.
Kızılelma Yayıncılık'ın adını bir öyküsünden aldığı Ömer SEYFETTİN'in tüm hikayelerinin bir araya orjinal dili ve yabancı gelebilecek kelimelerin sayfa altlarında anlamlarının verildiği faydalı bir eser. Toplamı on cilt olan setin ikinci kitabı da tam dokuz hikayeden oluşuyor. Falaka ile eşek şakası, ama tam anlamı ile bir eşek şakası!, ve sonucunda ömür boyu duyulan bir vicdan azabı anlatılıyor. Böylece yapacaklarımızı düşünerek daha sonra pişman olmamamız nevinden bir ders veriliyor. Kızılelma Neresi? ise gerçekten öz değerlerimiz ve iç dinamiklerimizin önemini vermesi açısından kayda değer. Ayrıca bu öykünün kitaba da ismini vermesi ve yayıncılarının bu ismi kullanmaları da takdire şayan. Büyücü'de ise medresede merak saldığı Kimya ilmini geliştiren Doğan adlı bir bilim adamının, halkın bilmediğine düşman olması neticesinde, "büyücü" olarak yaftalanması ve sonunda sürülmesini anlatıyor. Sonuçta ise verilen ders bilmediğine düşman olacağına onu tanımaya çalış. Piç'te ise Türk düşmanlığını marifet sanan bir adamın yıllar sonra annesinin kocasını aldatarak onu bir Fransız'dan peydah etmesinden duyduğu mutluluğu anlatan yazar bu tür kişiler hakkındaki güzel düşüncelerini de ortaya koymuş. Bir Temiz Havlu Uğruna'da ise körü körüne uygulanan görücü usulü evlenme yeriliyor. Terakki ise yazarın "fantezi" olarak not düştüğü bir hikaye. Yoldan geçen bir dilencinin yetenekli bir hatip gibi konuşarak sokaktan geçmesi ve terakkiden bahsetmesi anlatılıyor. Ruzname (Günlük) ise Balkan Savaşı'ndaki bir askerin günlüğündeki notlardan oluşuyor ve kitabın en uzun öyküsü olarak ortaya çıkıyor. Elma ise aksine en kısa hikayecik olarak kitapta kendisine yer bulmuş. Konusu ise kadınların küçük ayrıntılara ne kadar önem verdiklerine dair. Son öyküyü ise Kurbağa Duası olarak görüyoruz. Burada da bir tekkenin bahçesindeki gölette yaşayan kurbağaları bir anda susturan hocanın öyküsü eğlenceli bir şekilde işlenmiş. Sonuç olarak okumak için kesinlikle iyi bir tercih.