Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Yasin özcan Tarafından Yapılan Yorumlar

05.10.2007

Bu film hakkın da fazla bir bilgim yok.Nerde çekilmiş ne zaman çekilmiş.Fakat şunu çok iyi biliyorum ki gerçekten çok harika bir yapıt.O yüzden her önüme gelene seyretmesini tavsiye ediyorum.Ben bu 14 CD lik seti 4 defa seyrettim.Ve yinede seyrederim.
03.10.2007

Safahat Mehmet Akif'in şiir kitabı,zaten başka da bir kitabı yok.Sadece Sebil-ül reşad da ve Sırat-ı müstakim de yazdığı yazılar var.Onları da okumak için biraz dil uzmanı olmak lazım.! Safahat, safhalar, görünüşler ve evreler gibi anlamlara geliyor. Üstat Akif yukarıda adını vermiş olduğum iki gazetede yazmakta iken şiirlerini " Safahat-ı Hayattan " başlığı altında toplardı.Yani hayatın evreleri ve safhaları anlamın da. Daha sonra ise gördüğümüz gibi şiirlerinin hepsi bu isim altında toplandı ve "Safahat" ismini almış oldu. Safahat 7 bölümden meydana geliyor ve bu bölümler Akif tarafından gazetede yayınlanmış ve daha sonra ise kitap olarak tek tek basılmıştır. Bu bölümlerin bana göre en güzeli “Asım” ve “Süleymaniye kürsüsünde” bölümleridir. “Asım” ile Akif sanatının doruğuna çıkmıştır diyebiliriz. Osmanlı şairleri içerisinde Mehmet Akif’in yeri herhalde tartışılmaz. Bana göre Osmanlının yetiştirdiği en değerli şairdir. Mehmet Akif’in şiirlerinde sürekli hayattan manzaralar görürsünüz. O etrafını inceler ve manzum olarak kağıda döker. O dertlidir,Müslümanların geri kalmışlığı ve bütün dünyada ezilmişliğini şiirlerinde haykırır durur. Sürekli olarak çıkış yolları arar ve kurtuluşun ilerleme de olduğunu düşünür. Mehmet Akif,eğitime çok önem verir ve Müslümanların batı karşısında ki bu gerilemesini de eğitime bağlar. Onun “Asım” bölümünde ki o muhteşem muhavereleri bunun en tipik örneklerindendir. Köse imama anlattığı Konya da ki olay ise eğitimin ehil ve İmanlı ellerde olması gerektiğini haykırır. Evet Akif eğitime çok önem verir ve bunu hemen her şiirin de görebilirsiniz. “Süleymaniye kürsüsün de” Abdurreşit İbrahim’i konuştururken de hep bunun üzerinde durur. Eğitim eğitim eğitim…..

Mehmet Akif’in şiirlerine bir bakacak olursak eğer. 1909 dan önce ve sonra diye ikiye ayırmamız gerekir. 1898 den itibaren şiir yazan ve bu şiirleri değişik gazete ve dergiler de yayınlanan bir şairdir Akif. 1909 a kadar olan şiirlerin de daha duygusal motifler kullanır. Bu tarihten sonra ise şartlar değişir ve artık duygusallık değil bir misyon üstlenmesi gerekir. Nedir bu misyon peki ? Artık yeni yeni akımlar ortaya çıkar ve bu yıkıcı akımlara karşı durmak gerekir. Bu akımların en tehlikelisi ise Ziya Gökalp,Yusuf Akçura,Ahmet Ağaoğlu,gibi isimlerin faaliyetleridir. Matbuat alanında onlarla kıyasıya bir mücadeleye girer ve onların bu yıkıcı zararlarını azaltmak için didinir durur. Bu mücadelesi hiç durmadan devam eder.

23 Nisan 1920 de Ankara da meclis kurulduğu zaman Akif İstanbul dadır. Ve Sırat-ı müstakim de baş yazarlık yapmaktadır. Gazetenin sahibi Eşref edip bey’e “bize Ankara da ihtiyaç var. Ben gidiyorum sen gazetenin kılişelerini al ve arkamdan gel” diyerek Ankara ya gitmiştir. Ankara da ve yakın çevresin de olan köy,kasaba ve nahiyeleri dolaşıp,halka camiiler de vaaz ederek onları düşmana karşı savaşmaya ve memleketi kurtarmaya teşvik etmiştir. Akif tam bir vatanseverdir. O memleketini o kadar sever ve o kadar bağlıdır ki İstiklal marşın da “ Canı cananımı bütün varımı alsında huda,etmesin beni tek vatanımdan Dünyada cüda” diyerek bunu da ispat etmiştir.

Akif,milli mücadeleden sonra ise önce kabuğuna çekilmiş,ardından ise çok sevdiği vatanını terk etmek zorunda kalmıştır. Mısırda 11 sene ikamet ettikten sonra 1936 da İstanbul’a gelmiş ve altı ay sonra da vefat etmiştir. Bu Mısır yolculuğu zoraki bir yolculuktur aslında. Çünkü iş başına gelen yeni kadrolar,halkın milli ve manevi duygularına yabancıdır. Hatta düşmandır desek mübalağa etmiş olmayız. İşte bu hengamda Akif bile gerici yobaz olarak görülür. Ve peşine sürekli onu izleyen,ne yaptığını ve ne ettiğini rapor eden adamlar takarlar. Akif bunu Eşref edip beye şöyle anlatacaktır. “ Kuduz köpek gibi kovalanıyorum,galiba Mısır’a gideceğim” Artık yeni bir düzen kuruluyordur ve bu düzen içinde Akif gibi gericilere ! yer yoktur. Akif ilk mecliste mebustur eski deyimle. Ve meclis kayıtların da meslek hanesi bölümünde şu ibare vardır; Şairi İslam Mehmet Akif.

Gerçekten Safahatı okuyan bir kimsenin hemen gözüne ilk çarpan şey Ayet ve Hadislerdir. Safahat’ın hemen her şiirinin başında bir Ayet veya Hadis-i şerif konmuştur ve devamın da ise bunun şerhi veya tefsiri sadedin de metinler gelir. Mehmet Akif gerçekten inanmış samimi bir Müslümandır. Ve onun İslam anlayışı kesinlikle sufilerin İslam anlayışı ile uyuşmaz. Bazı kafatasçılar nasıl Akif kafatasçı olduğunu iddia ediyorsa bazı Sufi kesimlerde onu tarikatçı olarak göstermeye çalışırlar. Fakat Akif’in gerçek anlamda bu iki zümre ile de alakası yoktur. Bunu anlamak için sadece Safahatı okumak yeterlidir.

Bazı arkadaşlar okuyamam diye Safahat almıyorlar. Bu çok yanlış bir tutumdur. Evet Safahatta bir çok Farsça ve Arapça kelime vardır ve bu da okumayı-daha doğrusu anlamayı- güçleştiriyor. Fakat bu durum kesinlikle kısmidir. Safahatın bütününe şamil değildir. Ben safahatın yüzde yetmişinin gayet iyi anlaşılacağı kanaatindeyim geri kalan yüzde otuzluk kısım ise gerçekten anlaması zordur. Lügat kullanarak Safahat’ı okursak eğer kelime haznemizi dehşet bir şekil de genişletiriz. Bu da bize çok büyük bir fayda sağlayacaktır.

Kitap Marmara ilahiyat fakültesi yayınlarından çıkmış. Cilt olarak pek kaliteli olduğunu söyleyemem. Ayrıca kalitesiz bir ithal kağıt kullanılmış ki bu çok büyük bir hatadır. Kitabın büyük boy değil de roman boy olması da bence en büyük eksikliklerden bir tanesi. Ertuğrul düzdağ kitabın baş tarafına oldukça geniş diyebileceğimiz bir araştırma koymuş ki bu çok iyi olmuş. Ayrıca kitabın son tarafına da Mehmet Akif’in safahatına almadığı bazı şiirleri eklemesi de takdir edilecek bir durum.

Bu arada Ertuğrul Düzdağ’ın Mehmet Akif üzerine yapmış olduğu çalışmalarda çok mühimdir. Eğer Ertuğrul Düzdağ olmasaydı bugün Akif konusunda bayağı bir eksik olurduk. Safahat’ı ilk defa Transkripsiyon eden ve Akif üzerine oldukça güzel çalışmalar yapan Ertuğrul hocamızdan Allah razı olsun.



12.09.2007

Hocamız İslamoğlu'nun kalemi gerçekten çok kuvvetlidir.Bu kitabıda oldukça güzel bir çalışma.Bundan önce Ali Şeriati'nin " Hacc " isimli kitabını okumuştum fakat hiç beğenmemiştim.Nedendir bilinmez Hac konusun da yazılan eserlerde çok yoğun bir duygusallık hakim.Ben bunu anlamış değilim.Hac'cı her zaman siyasi bir ibadet olarak düşünmüşümdür.Dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanların her sene buluşup konuştukları ve herkesin kendi yöresini anlattığı bir ortak kongre gibi... Bu kadar çok duygusal olmayı nasıl beceriyorlar anlayamıyorum.Yoksa benim mi kalbim taşlaşmış onu da bilemiyorum.

Ali Şeriati'nin kitabı ile karşılaştıracak olursak bence bu eser çok daha etkili ve güzel diyebilirim.En azından bazı tarihi ve ilmi açıklamalar yapıyor.
11.09.2007

Son zamanlarda okuduğum en berbat kitap diyebilirim.Bir arkadaşım kitap seçerken tavsiye etmişti ve harika bir kitap,bir solukta okuyacaksın demişti.Fakat görüyorum ki insanlar nasıl zevkler ve renkler konusun da farklı tercihlerde bulunuyorlarsa kitap seçimi de farklı olabiliyor.Birilerine göre çok iyi olan bir kitap size göre hiç bir değer taşımıyor olabilir.

Yazarın daha önce " Dine karşı din " ve " Dinler Tarihi " isimli eserlerini okumuştum.Gerçi o eserler irticalen yapılmış konuşmaların metne aktarılmış şekliydi.Bu kitap ise yazarı tarafından kaleme alınmış bir çalışma.Takdir edersiniz ki irticalen yapılmış konuşmaların metne aktarılması ile direkt olarak kaleme alınmış eserler arasında bariz farklar mevcuttur.Kaleme alınan eserler edebi yönden daha nitelikli ve doyurucu olmalarına rağmen,bu kitap zikrettiğim sıfatlardan tamamen yoksundur.

Yazar aşırı bir duygu yoğunluğu ile çalışmasını yazmış.Fakat bu aşırı duygu yoğunluğu kitapta kaliteyi yükselteceği yerde tam aksine dibe vurmuştur diyebilirim.Kitap tam bir virgül tarlası diyebiliriz.O kadar çok virgül kullanılmış ki adete okurken beyniniz zonkluyor.Nesir deseniz nesire benzemiyor.Manzum deseniz o da değil fakat ikisinin arasında garabet bir yazım tarzı var.Acaba bu tercümeden mi kaynaklanıyor ? bunu bilemiyorum.Ama şunu çok iyi biliyorum ki duygusallık adına Ali Şeriati kırmızı çizgileri oldukça zorlamış durumda.Ali Şeriati'nin bir başka negatif özelliği ise hadis konusundadır.Dikkat ediyorum da nerde bir uydurma hadis varsa bunları kitaplarına almış durumda.Hemen hemen bütün eserlerinde de bu durum geçerliliğini koruyor.
11.09.2007

Kitap Emeviler dönemini kısa ve öz bir şekilde anlatıyor.Aslında kitap adı ile pek mütenasip sayılmaz.Kitap Emevilerin saray hayatını değilde Emevilerin kısa tarihi anlatıyor.Nebevi hilafetin nasıl saltana dönüştüğünü resmediyor.Eski bilgileri tekrarlamak bakımından oldukça faydalı bir eser.