Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Yasin özcan Tarafından Yapılan Yorumlar

09.09.2007

Kitap,putlar konusun da yazılmış en eski eserlerden.Yazarı Hicri 120 yılında Küfe de doğmuş olan İbn-ul Kelbi.İbn-ul Kelbi;Ehli sünnet alimlerinin bazıları tarafından şiilikle suçlanmış bir isim.Hadis rivayeti de yapmış olan İbn-ul Kelbi,bazı Muhaddisler tarafından sika olarak görülürken bazıları tarafından da cerh edilmiş bir kimse.

Kitabın orjinal ismi "Kitab-ul esnam" yani putlar kitabı. Bu kitap çok kısa olmasına rağmen (65 sayfa) çok özel bir eserdir. Bir çok kimse tarafından kaynak olarak kullanılmıştır. Özellikle Üstadımız Muhammed Hamidullah tarafından çok alıntı yapılan bir eserdir. Putlar üzerine yazılmış herhangi bir yazıda bu kitaptan bir çok alıntı görebilirsiniz. Hakikaten çok kısa olmasına rağmen çok değerli bilgiler içeren bir kitap. Genel olarak Arap yarımadasında ki ( Ceziret-ul Arab ) putları konu alıyor. Kur'an da ismi geçen bir çok putu bize şekil olarak tanıtıyor. Ayrıca bu putlara nasıl ibadet edildiği ve putçuluğun nasıl ortaya çıktığı konusunda da bilgiler veriyor. Bu bilgiler gerçekten bir hazine değerindedir desek herhalde mübalağa etmemiş oluruz. Kitabın en büyük özelliği ( bana göre ) bir çok şiir örnekleri vererek konunun daha rahat ve iyi bir şekilde anlaşılmasını sağlamasıdır. Aslında ben kitap okurken notlar alırım,fakat bu kitabın her yeri zaten not mesabesin de olduğu için,kitap benim için bir not defteri oldu.

Kitabın son tarafına bir ek konulmuş. Ek'in adı " Çağdaş putlar " yazarı ise Mihail Nuayma adlı bir kimse. Daha önce hiç duymadığım bir isim bu. Öyle zan ediyorum ki bu ek yayınevi tarafından konulmuş. Bu ismi,kitapyurdu com'un arama motorunda arattığımda karşıma ekin başlığını taşıyan 47 sayfalık ve bu isme ait bir kitap çıktı.Demek ki Yayınevi o kitabı alıp ek olarak buraya koymuş.

Ek'in yazarı,"Çağdaş putlar" başlığı altında servet putu, güç putu, iktidar putu, kamuoyu putu, ırkçılık putu, medya putu ve bilim putu ara başlıkları altında bazı hezeyanlar da bulunmuş.Yazdığı bir çok şey bana saçma sapan deli zırvası olarak göründü.Yazarın,Ateist mi yoksa Hıristiyan mı olduğu konusun da tereddüde düştüm.Aslında yayınevi bu eki koymakla bence güzelim kitabı mahvetmiştir.Yazar İncil den bir çok örnekler veriyor ( inanarak ).Bu ise bende yazarın Hıristiyan olduğu izlenimini veriyor.Diğer taraftan biraz Hümanist ve seküler bir söylem geliştirmiş ki bu da bende ateist olduğu izlenimi bırakıyor.Yani sizin anlayacağınız iki ucu kirli değnek.Eğer Hıristiyan san zaten teslis akidesine göre bir numaralı putperestsin.Eğer ateistsen yine putperestsin,neden;yazarın sistemi ile gidersek Hümanizm ve Sekülarizm de birer putperestlik olup çıkarlar.İşin tuhaf tarafı Fecr yayınları gibi bir yayınevinin bu garabet işi neden yaptığıdır. Yazar ısrarla Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğini söylüyor. Müslümanların böyle bir inancı yoktur( Kur’an bunu reddetmiştir ).Buna sadece Hıristiyanlar inanır.

Diğer taraftan “ Irkçılık putu “ ara başlığı altında şunları söylüyor:Hayat,çok çeşitli sebepler ve zaruretlerden dolayı insanlığı kabilelere,boylara ve milletlere bölmüş…Hayat,acaba yazar burada hayat derken ne kastediyor ! ? Hayattan kasıt yoksa zaman mefhumu mudur ? Hayat kimdir neyi yaratmıştır ? Nerede oturur ve ne iş yapar ? Bu bana Hucurat suresinde ki bir ayeti hatırlattı “ Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır.” (HUCURAT 13) insanları yaratan ve kabilelere, milletlere ayıran “ Hayat “ değil Alemlerin Rabbi olan Allah’tır.

Son olarak yazarın bir tespitini daha almak istiyorum. Yazar “ Bu ibadetlerin içerisinde belki de en tuhaf olanı,ibadetlerin putlaştırılmasıdır.Bununla,insanın Rabbine ibadet ederken tek bir biçimde sınırlı kalmasını,böylece ibadetin yalnızca bir şekil ve sadece belirli mekan ve zamanlarla sınırlandırılmış bir farz olarak düşünülmesini kastediyorum “ Yazar burada da Seküler bir bakış açısı ile ibadetlerin her isteyenin kafasına göre yapabileceği bir uygulama olması gerektiğini vurguluyor. Bu gerçekten acayip bir düşüncedir.! Bunun yorumunu da size bırakıyorum.

08.09.2007

Kitap bir çok makaleden meydana getirilmiş bir derleme.Bu makaleler nerde yayınlanmış herhangi bir bilgi verilmemiş.İsmail Kara şüphesiz ki kuvvetli bir kalem.Özellikle yakın tarih ve Hilafet üzerine yaptığı çalışmalarla meşhur olmuş birisi.

Bu çalışmasında kendisinin de söylediği gibi biraz uzak hurafe var.Özellikle mezarlara karşı bir senpatisi var ve bunu anlamak mümkün değil.Biraz hurafelere inanan bir yazar.
Kitapta üç tane okuma parçası var.Ahmet Cevdet paşa,Ahmet Haşim ve Elmalılı hamdi yazır efendiye ait.Bunun yanında kitapta 1940 yılların milli eğitim bakanı olan meşhur Hasan ali yücel ve Şerif mardin gibi isimler üzerine yazılmış bir iki yazı mevcut.Kitap kısmen objektiftir diyebiliriz.Fakat İsmail Kara'nın İslami konulara olan bakış açısı beni biraz ürküttü diyebilirim.Ama yakın tarih konusunda ki yazıları okumaya değer gözüküyor.
Yani diyeceğim o ki İsmail kara dan tarih öğrenin ama din asla.
04.09.2007

Kur'an tarihi konusunda bir çok eser kaleme alınmıştır.Üstad Muhammed Hamidullah'ın da bu isimde bir çalışması var.Yine Ensar neşriyatın yayınladığı Muhsin demirciye ait bir çalışma var.İz yayınlarından çıkan Mustafa el-Azami'nin aynı isimde bir çalışması bulunuyor.Bu çalışmaların hepsi de gayet güzel çalışmalar.

Bu okumuş olduğum kitap ise ismini verdiğim diğer kitaplara göre daha bir muhtasar.Kısa bir çalışma olmasına rağmen oldukça iyi bir eser olduğunu söyleyebilirim.

Kur'anın Lehv-i Mahfuz'a oradan dünya semasına ( Beytü'l İzze ) indirilişini ve oradan da parça parça 23 yılda Resulullah'a indirildiğini anlatıyor.Vahyin ne olduğu ve nasıl iletildiği anlamında da açıklamalar yapılıyor.Kur'anın nasıl toplandığı,bir araya getirildiği ve çoğaltılıp dağıtıldığı konusuda işleniyor.Kısacası Kur'anın geçirmiş olduğu tarihi merhaleleri,kısa,öz ve güzel bir şekilde izah ediyor.
03.09.2007

Namaz üzerine son yıllarda birçok eser kaleme alındı. Bu eserlerden sadece bu kitabı okudum. Gayet güzel ve samimi bir üslup ile yazılmış. Anlatım dili de gayet basit, her kesimden insanların anlayabileceği bir tarzda yazılmış.

Abdullah Yıldız, çok aktif bir Müslüman, sürekli koşturuyor. Davet için gecesini gündüzüne katmış uğraşıyor. Pınar yayınları ile nasıl bir bağlantısı var bilemiyorum. Belki de sahibidir. Fakat Pınar yayınları benim en sevdiğim yayınevlerinden bir tanesi. Sadece dini konularda değil her konuda kitap neşrediyorlar.

Kitaba yönelteceğim tek eleştiri ise sayfa 67 de kullanmış olduğu bir kaynakla ilgili daha doğrusu alıntı yaptığı yer ile.
Bilindiği gibi bazı çevreler ( tasavvuf çevreleri özellikle Nakşiler ) MAİDE suresinin 35, ayetini kendi sapık inançlarına delil olarak kullanırlar. Ayetin meali " Ey İman edenler Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya vesileler arayın. O'nun yolunda Cihat edin ki kurtuluşa eresiniz " Bu ayete, Abdullah yıldız gayet güzel bir alıntı yaparak iyi bir cevap vermiş. Fakat alıntı yaptığı yer olan Elmalılı Hamdi Yazır efendinin tefsirinde bulunmayan bir ibareyi de kendisi eklemiş. Kendi eklediği bölümün sonuna ise kaynak numarasını koymuş. Bu durumda adı geçen ibare Elmalılıya ait gibi görünüyor. Gerçi ben Abdullah Yıldızın eklediği bölüme de kesinlikle katılıyorum. Fakat kaynak numarasını daha geriye koymuş olsaydı, ibare kendisine ait gibi görünecekti. Bu durumda Merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın söylememiş olduğu bir cümleyi ona atfetmiş oluyoruz. Bence bu da son derece sakıncalı bir durum-İftira gibi bir şey oluyor yani-Bunun dışında kitaba yönelteceğim başka bir eleştiri yok. Kitap gayet güzel herkese okumasını tavsiye ederim.
01.09.2007

Kitap,Rize'nin Güneyce adlı bir nahiyesinin adını taşıyor.Güneyce bir nahiye olduğu için şu an ona bağlı köyler yok.Çok evvelden Güneyce ilçe idi belki de Osmanlı döneminde,sonradan İkizdere kuruldu ve ilçe oldu.Köyler de bu yeni ilçeye bağlanmış oldu.Güneyce,Trabzon rize sınırından yukarı doğru çıkıldığında 30 km kadar ilerde bulunuyor.Benim babam da Güneyce doğumlu olduğu için hemen her sene giderim,yani memleketimiz.Yazarda Güneyce doğumlu yani hemşerim oluyor.

Yazar bölgenin dilini bir ufak sözlükte toplamak istemiş ve kısmende başarılı olmuş diyebiliriz.Aslında ben bu çalışmayı tam olarak yeterli gördüğümü söyleyemem.Keşke kelimelerin manalarını verirken bazı etimolojik açıklamalar yapmış olsaydı çok iyi olurdu.Ayrıca bölgede çok fazla sayıda rumca kelime de kullanılmaktadır.Bu kelimelerin hangi dillerden olduklarını da tespit edip yazmış olsaydı Aliyy-ül ala olurdu.Kitapta ayrıca bölgeye ait bilmeceler ve "atma türkü" diye tabir edilen şiir metinleride var.Kitabı alınca o şiir metinlerinden büyükanneme okudum.Ben başlayınca o gerisini getiriyordu.Sizin anlayacağınız çoçukluğunda ezberlemiş olduğu bu şiir metinleri hala aklında.Bir iki örneği aşağıya alıyorum.

Dereye bal kabağı
Yuzun altun tabağı
Cozun çor olsun horoz
Ne tez ettun sabahı

Kaşlarun kara idi
Cozlerun ala idi
O senun cuzelluğun
Başuma bela idi

Oy başum ağuriyi
hastami olacağum
Cormişim rüyasini
Yardan ayrilacağum