Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Yasin özcan Tarafından Yapılan Yorumlar

30.08.2007

Ali Şeriati’nin daha önce “dinler tarihi” isimli kitabını okumuştum. Aslında kitap demek ne kadar doğrudur bilemem,neden diyecek olursanız derim ki o çalışma bir kitap olarak kaleme alınmamış sadece İran Meşhed de ki Hüseyni İrşad adlı bir dernek veya vakıfta irticalen yapmış olduğu konuşmaların bir derlemesi idi.Fakat yinede oldukça iyi bir çalışma olduğunu söyleyebilirim.Bir sosyolog olarak gayet güzel tespitlerde bulunduğunu söylemem gerekir.Aslında o kitap da bir dinler tarihinden çok din sosyolojisi hüviyetin de idi.O kitap okuduğum ilk kitabıydı ve bende oldukça iyi bir intiba bıraktı diyebilirim.Bu yorum yazmış olduğum kitabı ise okuduğum ikinci kitabı ve pek de iyi bulduğumu söyleyemem.Hatta bazı noktalarda gayet sert eleştirilerim olacaktır.

Kitabın giriş bölümünde oldukça uzun diyebileceğimiz kırk sayfalık bir tanıtım yazısı var. Burada Ali Şeriati’nin hayatı kısa bir şekilde anlatılmış.Bir çok yazarın ve karısının kendisi hakkında yazdıklarından alıntılar yapılmış.Bu giriş bölümünü yazan Mustafa Yılmaz isminde bir şahıs.Fakat mütercim başka bir kimse.Giriş bölümünde Şeriati oldukça övülmüş,tabiri caizse yere göğe sığdırılamamıştır.Hemen girişin baş tarafında Ali Şeriati’nin babasına atfen bir kısa yazı konmuş aynen alıyorum.
“Bu oğlum nasıl yaşayabilecek,kendini nasıl toparlayabilecek.Zavallı eşi ve çocukları elinden neler çekecek.Bu,yemek yemesini bile beceremiyor.Ağzına yemek verilmesi gerekir.Para biriktiremiyor.Günde beş tümen yiyor ve günde altı yedi tümende kaybediyor.Sanki Allah bunu Kızıl Kale zindanlarında bir hücreye atılsın,etrafı kitaplarla dolsun,yanına bir kül tablası ve bol miktarda sigara konsun diye yaratmış”
Evet babası oğlu için bunları söylüyor.Ali Şeriati,ilmin tadını almış ve gözü başka bir şey görmeyen bir insan profili çiziyor.Gerçekten de hakkını teslim etmek gerekirse bu bir ölçüde doğru,oldukça zeki bir insan olduğunu söyleyebiliriz.Önüne çıkan meseleler de gayet girift ve anlaşılması zor konuları iyi bir şekilde çözümleyebiliyor.

Ali şeriati,Türkiye de oldukça tanınan bir isim,acaba İran da bu kadar tanınıp okunuyor mu? Onu bilemiyorum.Veya Dünyanın değişik coğrafyalarında ki Müslüman ülkelerde ne kadar tanınıyor ve okunuyor bunu da bilmiyorum.Fakat ülkemizde birçok insanı etkilediği de inkar edilemez bir durum.Benim yakın arkadaş çevremde onu okuyan ve fikirlerine değer atfeden bir çok kişi var.Ali Şeriati,İran da doğmuş ve büyümüş,Şii bir aileden geliyor.Fransa da sosyoloji ve dinler tarihi üzerine doktora yapmış.Kitaba önsöz yazan Mustafa Yılmaz,onun Fransızca ve Arapçayı da çok iyi bildiğini söylüyor.Ülkesine döndükten sonra vakıf ve derneklerde aynı zamanda okullar da dersler vererek davasına hizmet etmeye çalışıyor.Bu arada şah rejimi ile ters düşüp bazı cezaevi maceraları da oluyor.Son olarak İngiltere de İran gizli servisi SAVAK tarafından öldürülüyor.Gerçi kitapta bu öldürülme olayı farklı bir biçimde anlatılıyor fakat yaygın olan görüşe göre bu SAVAK’IN işi olarak biliniyor.

Öyle anlaşılıyor ki Şeriati Fransa da okurken biraz sosyalizme meyletmiş görünüyor.Hatta bir grup oluşturup kendilerine “Hudaperestane Sosyalist” yani Allahperest Sosyalistler ismini veriyorlar.(sayfa 17) Zaten bunu yazılarından anlamak çok da güç değil.
Şeriati,dini iki kısımda inceliyor.Şirk dinleri ve hak din olarak.Bu tespit ve bakış açısı oldukça anlamlı ve Kur’ani bir bakıştır.Bu konuda kendisine elbette katılıyorum.Fakat şirk dini derken ve bu sınıfı anlatırken çok büyük bir hataya düştüğü de malum.Mesela şu paragraf çok dikkat çekici olduğu için aynen alıyorum.
“Medine toplumunun ömrü ve tarihi,insanlığın bilebildiğimiz elli bin yıllık tarihi için de sadece on yıldır.Bunun dışında sürekli olarak,saf ve doğru din olan Tevhid dininin perdesi altında şirk dini Medine de hüküm sürmüştür”
Bu paragrafta ki yanlışları düzeltmek için ancak bir kitap yazmak lazım gelir.Kısaca şunu söylüyor;Hicretten sonra Allah resulünün vefatına kadar bu geçerlidir.(hicretten Allah resulünün vefatına kadar olan süre on senedir)Ondan sonrasını ise yani hz. Ömer hz. Osman ve hz. Ebubekr devrini şirk devri olarak niteliyor.Bu elbette af edilemez büyük bir hatadır.Dahası o on senenin haricinde ki 1400 seneyi de böylece şirk devri olarak nitelemiş oluyor.Bu süreyi elli bin yıla yayarak daha da büyük bir gaflete imza atıyor.Hz.Süleyman,Hz.Davud gibi peygamberlerin ve Zülkarneyn gibi Salih insanlarında devrini aslında şirk devri olarak tanımlıyor.Burada ben bir hüküm vermeyi bırakıyorum.Hüküm Allaha aittir.
Eleştirilecek bir başka konu ise Hadis noktasındadır.”Ümmetimin alimleri,Beni İsrail’in peygamberlerinden daha üstündür” Mevzu Hadisini sahih olarak görmesi ve bunu söylemesi de ayrı bir muamma tabiî ki.Bu hadis denen uydurma,Acluni’nin Keşf-ul Hafa isimli kitabına girmiş olup uydurma olduğu konusunda Muhaddisler arasında icma oluşmuştur.
Her ne kadar Ali Şeriati,bir münevver portresi çizmeye çalışsa da bu tamamen yapmacık kalmaktadır.Şiiliğin esası olan İmameti sorgulaması onun bir artısı olarak görünse de hala bir Şiilik taassubu olduğu da dikkatlerden kaçmamaktadır.
Bütün bunların yanında ise kitap yinede istifade edilecek bir eserdir.Okunmalıdır.Her kitaptan muhakkak bir şeyler öğrenilir.Benim bu kitapta en beğendiğim paragrafı aşağıya alarak noktalıyorum.
“Aydınlar,neredesiniz ? Bir konuda tercüme yoluyla değerlendirme yapılamaz.Avrupalıların,kendi dini hakkında ki yargısı nasıldır ? Avrupalı üç yüz yıl mücadele etti,çalıştı,düşündü,inceleme yaptı,ancak Hristiyanlığın,Avrupa’nın başına nasıl bir bela getirdiğini anlayabildi.Avrupalılar din hakkında bir yargıda bulunuyor,biz de hemen kabul ediyoruz;bu,bir aydının tutumu olamaz,böyle yapan aydın olamaz”

30.08.2007

Mehmet Said Hatiboğlu'nun bu okuduğum ilk kitabı.Bende çok iyi bir intiba bıraktığını maalesef söyleyemeyeceğim.Kitabın adından da anlaşılacağı üzere çok eski bir tartışma konusu olan "Hilafetin Kureyşliliği" konusunu işliyor.İlk başta Kur'an ve Resulullahın sünneti çerçevesinde bir tanımlama yaparak başlıyor.İslam da ırkçılığın olmadığı ve şiddetle zemmedildiğini vurguluyor.Ardından konu ile ilgili,gelmiş geçmiş bir çok alimin tespit ve görüşlerine yer veriyor.Bu arada bütün bu alimlerin-ki bu insanlar en meşhur İslam alimleridir-bu konuda yanıldıklarını ve kasıtlı veya kasıtsız olarak yanlış yollara saptıklarını anlatıyor.Daha sonra ise hadis kaynaklarında bu konu ile alakalı delilleri ortaya koyup onları teker teker çürütüyor.

Halifelerin Kureyşten olması gerektiği konusunda sahih olarak bir tek haber varsa o da Buhari’nin sahihin de geçen “Emirler Kureyştendir” hadisidir.Bu hadisi de en güzel şekliyle anlayan ve kitabı Mukaddimeye yazmış olan İbn Haldun’dur.Ben de bir ara bu konu üzerine kafa yormuştum ve bu sonuca vardım.Yani İbn Haldun’un varmış olduğu sonuca.Arzu eden arkadaşlar adı geçen esere bakıp bilgi sahibi olabilirler.


23.08.2007

Kitap,Türk mitolojisini kısa ve öz bir biçimde anlatmaya çalışmış.Türklerin eski dini olan Şamanizmi tarif ile başlamış.Şamanın-kam-nasıl bu mesleğe girdiği,görevlerinin neler olduğu,kıyafeti-manyak-,davulu-tüngür-ve bunların üzerindeki bazı simgelerin ne anlamlara geldiği neyi sembolize ettiği anlatılmaya çalışılmış.Daha sonra Türk mitolojisinde yaradılış,cennet ve cehennem,kıyamet,türeme gibi konular işlenmiştir.Türk mitosundaki hayvanların yeri,önemi ve hayvandan türeme ile ilgili konularda işlenmiştir.Son olarak renkler ve sayılar üzerine bazı inanç ve gelişmelere de yer verilmiştir.

Yazarın,öyle tahmin ediyorum ki ya yabancı dili yok veya gelişi güzel çalışma yapan bir kimse.Kitabın kaynakçasına baktığız zaman bu gayet açık bir şekilde görülüyor.Tamamen yerli kaynaklardan veya tercümelerden istifade edilmiş.Buda çalışmanın çok iyi bir araştırma olmadığının da göstergesidir.Zaten kullanmış olduğu kaynaklar oldukça da kısıtlı görünüyor.Yazarın yorum yeteneği ise oldukça düşük seviyede diyebiliriz.

Son bölümde anlatılmaya çalışılan "sayılar" bölümü ise Türk mitolojisi değil de İslam döneminde ki bazı inançlarla ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.Oysa bu apaçık bir hatadır.Doğrusu,sayıların eski Türk dininde veya mitolojisinde ne anlamlara geldiğini ve hangi inançlarla bağlantılı olduğunu ortaya koymaktı.Bir örnek verecek olursak eğer;Türklerde 7, ve 40, günlerin cenaze ve kabir ziyaretleri ile ilgili olduğu gibi...

Ayrıca kitapta dikkatimi çeken bir başka husus ise ithaf edilişi ile ilgilidir.Yazar kitabını şu şekilde ithaf etmiştir.

"Türk dili;dillerin en zenginlerindendir;yeter ki bu dil şuurla işlensin.Ülkesini,yüksek istikbalini korumasını bilen Türk milleti,dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır" diyen Mustafa Kemal Atatürk'ün yolundan gidenlere.

Bu ithaf gerçekten dikkatimi çekti.Acaba Türk dili gerçekten en zengin dillerden birimidir ? Bence değildir;bu tamamen hamasi duygularla söylenmiş bir sözdür ve gerçekle uzak yakın hiçbir alakası da yoktur.Bunu belki Fransızca veya Arapça için söyleyebiliriz fakat Türkçe için mümkün değil.Dönemin Türkçülük politikasına uygun olarak söylenmiş bir sözdür.Hatırlayacak olursak eğer o dönemde bütün ırkların Türklerden neşet ettiği gibi bir fikir vardı bir tez daha doğrusu.Hatta bu saçma sapan tezin ispatlanması için okullar dahi kuruluyordu-Dikkat edin okul ilim için değil saçmalıkları ispatlamak için kuruluyor-Aynı şey dil içinde söz konusu idi.Dil kurumu kurulmuş ve dil ile ilgili kongreler tertip edilmişti.Burada da amaç bütün dillerin Türkçeden neşet ettiğini ispatlamak idi.Daha sonra bunun da saçmalığı anlaşılınca “Güneş dil teorisi” ortaya atılarak bir komediye daha imza atılmıştı.Ayrıca ithaf da geçen,dilin işlenmesi de anlaşılması zor garaip bir durumdur.Sanki bir dilden değil de buğday dan filan bahsediyoruz.Burada önemli bir nokta daha vardır ki oda “Türkçenin yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılması” meselesidir.Yüzünü batıya dönmüş olan yeni yönetim,dilimizde kullanılan Arapça ve Farsça kelimeleri yabancı olarak görmüştür de ! Dili işleme adına Fransızca dan alınan kelimeleri kendi malı saymıştır.! Çok enteresan öyle değil mi!?

Bu arada Kabalcı yayınları gayet güzel çalışmalara imza atıyor.Yalnız bir husus var ki o da şudur;yayınladıkları kitaplar ister büyük boy olsun,ister küçük boy hep aynı numarada puntolarla yayınlıyorlar.Kullandıkları puntolar ise gayet küçük iki veya üç numara daha büyük punto kullansalar okuması daha rahat olur.
09.08.2007

Celaleddin Vatandaş'ı yazdığı bu kitaptan ötürü kutluyorum.Bana biraz Şehid Seyyid Kutub'un "Yoldaki İşaretler" isimli kitabını hatırlattı.Sanki onun biraz daha geliştirilmiş bir versiyonu gibi.Bu tip çalışmalara,özelde Türkiye genelde ise bütün İslam dünyasında ihtiyaç var.

Kitap tamamen Tevhid eksenin de şekilleniyor.Müşrik arapların din anlayışından tutun Tasavvuf ehlinden olan kimselere ve İslam Filozofu olarak tanınan isimlere kadar.Her türlü düşünce,inanç ve amel gruplarını masaya yatıran bir çalışma.İslam nasıl bozularak-gerçi burada İslam değilde kendine Müslüman diyenler diyelim-bir gelenek ve kültür dini haline getirilmiş bu kitapta oldukça güzel bir biçimde anlatılıyor.Yazarın daha önce "Vahiyden Kültüre" Adlı bir çalışmasını okumuştum.Bu çalışma da kısmen ona benziyor diyebilirim.

Kitap,edebi yönden pek makbul değil.Yazar oldukça ağır bir dil kullanmış.Biraz daha anlışılır bir dil kullanılabilirdi.Bunun dışında kitap gayet güzel bilgiler ihtiva ediyor.Oldukça istifade edilebilir bir kitap.Pınar yayınlarıda gayet güzel çalışmaları ile dikkat çekiyor.Bu güzel çalışmalarının devamını dilerim.
07.08.2007

Üstad Hamidullah'ın İslam ve Hristiyanlığı karşılaştırdığı bir eser.Kitabı yayına hazırlayan Prof dr İhsan Süreyya Sırma,Kitabın önsözünde;Fransa da doktora öğrencisi iken bazı arkadaşları ile birlikte haftada iki gün Üstad ile sohbet etme fırsatını bulmuş.Bu sohbet halkası genişlemiş ve bir dernek kurmuşlar.Bu dernekte çalışmalarına ve hocadan ders almaya devam etmişler.Daha sonra gayrimüslim insanlarda derneğe gelip konferansları takip etmeye başlamış.Genelde üstad özelde ise talebeleri bu konferansları veriyorlarmış.Bir gün talebelerden bir tanesi İslam ve Hristiyan inanç ve amelleri konusunda hocadan bir konferans yapmasını istemişler.Hoca da bunu kabul edip bu elimizdeki kitabın içeriğini konferansta sunmuş.Daha sonra konferans,hoca tarafından Fransızca olarak kaleme alınmış makale haline getirilmiş.Bu elimizdeki kitap 4 dil üzerine yazılmış bir kitap.Türkçe,Fransızca,İngilizce ve Almanca olarak.Kitabın Türkçe bölümü 40 sayfadan müteşekkil,oldukça kısa tabiki pek bir bilgi içerdiği söylenemez.Ama yinede istifade edilecek bir eser.