Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Yasin özcan Tarafından Yapılan Yorumlar

28.07.2007

Öyle zan ediyorum ki,yeryüzünde Rasulullah (s.a.v) kadar hiç bir insanın hayatı,bu kadar yazılıp çizilmemiş,üzerinde bu denli çalışılmamıştır.Bugün onun ümmetinin bir buçuk milyara dayandığı söyleniyor.Onun örnek siretini her Müslüman’ın çok iyi bir şekilde öğrenip uygulaması kaçınılmazdır.Kur'an bizi Rasul’e yönlendirir.Onda uyulması gerekli çok güzel örnekler olduğunu söyler.Kur'an bu manada sadece onu örnek olarak tavsiye etmez.O'na uyulmasını da farz kılar yani emreder.Bunun içindir ki her Müslüman, Rasulun siretini yani yaşayışını ve onun temiz sünnetini çok iyi bir şekilde kavrayıp uygulamak durumundadır.Bunun içinde bazı Siyer ve Hadis kaynaklarına ihtiyaç hasıl olur ki bu kitap da o kaynaklardan bir tanesidir.

Kitabın ben baş tarafını çok beğendim,yaklaşık olarak ilk 80 sayfa kadarını.Geri kalan ise her hangi bir Siyer ve Hadis kitabından öğrenilebilecek olan bilgilerdir.Baş tarafı beğenmemin sebebi ise;İslam dan önceki Arap yarımadasının,Din,Kültür,Medeniyet,siyasi ve askeri konularında gayet kısa ve öz olarak bilgiler vermesidir.Bu çok önemlidir zira Cahiliye denilen devri anlamamız bize İslam’ın ne büyük bir nimet olduğunu daha iyi kavratır.Yine kitapta beğendiğim ikinci husus;İslam’ın ilk başladığı dönemdeki dünya tarihi konusunda da kısa ve öz bilgiler vermesidir.Devrin iki süper gücü diyebileceğimiz,Sasani ve Doğu Roma Bizans imparatorlukları hakkında da Siyasi,dini,askeri ve medeniyet konularında bilgiler sunması gibi.

Yazar kitabına ana kaynak olarak İbni Hişam'ın siretini almış.Kitap genel olarak bu kaynak etrafında şekilleniyor.Bununla beraber Sahih hadisleri de kullanmış.Buhari,Müslim,Ebu Davud,Tirmizi,İbn Mace,Ahmed bin Hambel,İmam malik gibi.Bu kaynaklardan istifade ederken Sıhhat konusuna oldukça önem vermiş.Zaten bunu kendisi kitapta ayrıca belirtiyor.Bu gerçekten çok sevindirici bir olaydır keşke bütün müellifler bu konuda bu kadar hassas olsa idi.

Yazar oldukça tanınmış bir Hint-Pakistan alimidir.Daha önce onun “Müslümanların gerilemesi ile Dünya neler kaybetti” adlı bir eserini de okumuştum,o eserde gerçekten güzel bir çalışma idi.Yazar,hayatı boyunca İslami davet ile uğraşmış mümtaz bir şahsiyet doğrusu.Allah bize de böyle hizmet etmeyi nasip etsin.
22.07.2007

Mustafa Armağan'ın eserlerini dikkatle takib ediyorum.Çok istifade edilen eserler kaleme alıyor.Yanlız bu kitabını biraz sıkıcı bulduğumu söylemeliyim.Biraz duygusal takılayım ve edebi bir hava vereyim derken,sıkıcı bir hale gelmiş.O yüzden bazı yerlerini atladım.Aslında kitap okurken atlamak,kesinlikle yapmadığım bir şey fakat çok sıkıcı olursa mecbur kalıyorum.

Bunun dışında kitap,istifade edilecek bir eser.Bir hocamız bize her zaman "Arı olun" derdi yani her çiçeğe konun faydalı taraflarını alın.Faydasız taraflarınıda bırakın.Bir nevi her şeye konan sinekler olmayın derdi kısacası...Malum sinekler her şeye konarlar ve alıp taşırlar.Bu kitabı da okurken mümkün olduğunca "Arı olmaya" çalıştım.

Kitap Bursa'yı anlatmak gibi bir iddia güdüyor fakat ben kitabın yeterince Bursa'yı anlatabildiği kanaatinde değilim.Daha bir ilmi çalışma ile Bursa hakkında derli toplu bir eser olabilirdi.
19.07.2007

Aslında kitabın adını ilk okuduğunuz da,aklınıza şu geliyor;Sabaytaycı bir insanın,bazı gizli saklı,ayin,inanç ve kültürleri hakkında yapacağı ifşaat.Doğrusu bende bu niyetle kitabı okumaya başladım fakat istediğimi bulamadım.Benim bu kitaptan anladığım kısaca şu olmuştur:Yahudilikten kopmuş fakat Müslüman da olmamış bir insanın Sabataycılık denilen bir din oluşturmaya çalışması.Bir nevi münafıklık ile asırlarını geçirmiş olan bu grup,genelde yeni Türkiye sistemine angaje olmuş görünüyor.Fakat bu yazar bunu kabullenmek istemiyor.Sabataycılığın bir din olarak kabul edilmesini ve tanınmasını hedefliyor.Kitaptan anladığım kadarıyla oldukça da dindar bir tavır takınıyor.Yazar Sabataycıların Cumhuriyet rejimi ile sıkı bir baskı altına alındığını ve asimile edildiğini söylüyor.Fakat aynı yazar Sabataycıların Cumhuriyetin kurulmasında ve devrimlerin yapılmasında oldukça etkili olduklarını söyleyerek bir çeşit övünç duyuyor.Tabi ki burada bir tenakuz olduğu kesin.Yazarın dikkat çekici bir diğer tesbiti ise şöyle

"Sabataycılar'a karşı yöneltilen baskılar,genel olarak Cumhuriyet ile beraber olmuştur.Gariptir ki Osmanlı devletinin dinsel kurallarının en katı uygulandığı dönemlerinde bile,cemaat üyelerine karşı resmi bir tavır sergilenmemiştir"(s.f154)
"Maalesef Türkiye bugün,dinsel hoşgörü açısından Osmanlı devleti'nin çok ama çok daha gerisindedir"(s.f156)
Yazara bu noktada söylenecek tek bir söz var o da "Günaydın efendim" demektir.Zamanın da koca bir devleti yıkmak için elinizden geleni yaptınız,şimdi bunu da bir nevi günah çıkartma olarak mı algılayalım ?

Sabataycılık konusunda derli toplu bir kitap okumadım.Bu kitap bazı fikirler elde etmek için okunabilir.Üstat İlber Ortaylı’nın “ Osmanlı’nın modernleşmesi ve sabataycılık “ adlı bir makalesini okumuştum.Bu makale kısa fakat derli toplu bazı bilgiler ihtiva ediyor.Zan edersem bu konuda Türkiye de yayınlanmış en kapsamlı eser,Prof Abdurrahman Küçük’ün yazdığı “ Dönmeler Tarihi “ olsa gerek.O eseri de tedarik ettim İnşallah en kısa zamanda okuyacağım.Bunun yanında bölük pörçük olarak bir çok kitaplar da serpiştirilmiş bilgiler bulmakta mümkün.Ahmet Almaz’ın yazdığı “ Yahudilik Tarihi “isimli eserde de oldukça fazla bilgi mevcut.

Başta da söylediğim gibi ben bu kitabı bir Sabatayist’in hatıraları zan etmiştim.Konuyu,topluluğun içinde yaşamış bir insanın ağzından dinlemek ve asırlardır gizlenen bu Tarikatın inanç ve ibadetlerine nüfuz etmek açısından önemli bulmuştum.Fakat düşündüğüm gibi çıkmadı,bu gizlilikten hiçbir şey anlatılmıyor.Sözde bilimsel olarak yazılmış olan makalelerin bir araya getirilmesiyle oluşmuş bir kitap.Aslında bilimsellikle hiç alakası da yok.Makaleler tamamen havada asılı duruyor.Dayandıkları hiçbir temel kaynak mevcut değil.Fakat yazarın kendisi bir Sabatayist olduğundan dolayı kitap okunabilir.

Yazar kitapta bir çok isimlerden bahsediyor.Mesela Şemsi Efendi nam kişi bir Sabatay alimi imiş ve Mustafa kemal’in de hocası malumunuz.Geçtiğimiz günlerde kanserden vefat eden İsmail cem İpekçi (Eski dış işleri bakanı) gazeteci Abdi İpekçi,Halide edip Adıvar,Bezmen Ailesi,Sabah gazetesinin eski sahibi Dinç Bilgin,gazeteci Ahmet Emin Yalman,Şefik Hüsnü Değmer,eski dışişleri bakanı Coşkun Kırca,İttihat ve terakki cemiyetinin maliye bakanı Cavid bey,hani şu sözde İzmir kahramanı olan ve yüzlerce Müslüman insanın öldürülmesine yol açan meşhur Hasan Tahsin ( Osman Nevres) uzun yıllar boyunca gazetecilik faaliyetleriyle Müslüman halkı dinsizleştirmeye ve ahlaksız bir toplum oluşturmaya çalışan Zekeriya ve Sabiha Sertel,28 şubat sürecinin hızlı ve etkili ismi Çevik Bir,işte tüm bu saydıklarım Sabataycılardır.Sadece bu kitapta değil bu isimleri bir çok kaynakta görebilirsiniz.Hayatlarını Müslüman toplumun inançlarıyla uğraşmakla geçirmiş bu isimler,gayet meşhur ve Cumhuriyet devri sonrasında söz sahibi kişilerdi.Yani bugünkü Türk toplum yapısında çok büyük emeklerinin ! olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç olarak:1626 yılında İzmir de bir tüccar Yahudi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş olan Sabatay Sevi'nin,din eğitimi alarak haham olması ve Yahudi akaidinde yeri olan mesihlik iddiası üzerine Hahamlar tarafından saraya şikayet edilmesi ile başlayan süreç,bugün de devam etmektedir.
17.07.2007

Kitap,bir çok gazeteci ile yapılmış olan röportajlardan oluşuyor.Şahsen bu tip çalışmaları okumak beni çok sıkıyor.O yüzden kitabı tam olarak okumadım.İçerisinde biraz dolaşmayla iktifa ettim.Biraz ekonomi biraz güncel ülke meseleleri üzerine yapılmış söyleşiler.Aslında Mehmet Altanı oldukça beğenirim.Zeki ve bilgili bir insan.Türkiye üzerindeki düşüncelerine çoğu noktada katılırım.Gerçek bir demokrasi tarftarıdır.Lakin gerçek demokrasinin bazı kimseler ve gruplar tarafından,menfaatlerine aykırı olduğu için işletilmesini istemeyenler var.Mehmet altan da işte bu çevrelerle uğraşıp duruyor haklı olarak.
17.07.2007

Bu kitap,yakın tarihe ışık tutan bir kaç eserden bir tanesidir.Ali Fuat Başgil,gayet dürüst,ilim sahibi,alçak gönüllü bir zat olarak tanınıyor.Milli ve manevi değerlere düşkün bir isim.Körü körüne taassup yerine aklın ve ilmin hakemliğini savunan bir insan.Tabi ki onun da bazı hataları var ve bu kitapta oldukça da sırıtıyor doğrusu.Bu hatalara değinmeden evvel bir kaç noktayı ele almakta yarar var.

Aslında İhtilaller bu topraklarda yaşayan ve az da olsa tarih bilgisi olan kimselere pek de yabancı değil.Osmanlı örneği vermeden daha eski zamanlara bir göz atacak olursak eğer.Diyebiliriz ki "İhtilalcilik" Türkler de,bir gen meselesidir.Yani bu Milletin kanında bir "İhtilalcilik" olgusu sürekli bulunmuştur.Abbasi döneminden itibaren Türkler bu "İhtilalcilik" mesleğini uygulamışlardır dersek herhalde mübalağa etmiş olmayız.Abbasi halifesi El Memun dan itibaren İslam ordusunun Türkleştirildiğini biliyoruz.El Memun'un Türklere karşı aşırı bir sevgi beslediği ve ordusunu onlardan oluşturduğu malum.Kendisinden sonra tahta çıkacak olan kardeşine de bu politikayı yürütmesini tavsiye etmiştir.Kardeşi de bu politikayı uygulayıp,ordusunu tamamen Türk unsurlarla donatmıştır.Bu politika daha sonra Abbasi hükümetinin aleyhine dönecektir.İstedikleri zaman bir sultanı indirip yerine yine o aileden istedikleri birisini tahta oturtacaklardır.Bu uygulama Selçukluların gelmeleri ile de devam edecektir.Sonuçta gücü eline geçirmiş olan kuvvet,her yaprak sallandığı zaman veya menfaatlarına ters düştüğü zaman bu gücü kullanacaktır.Abbasi idaresi bu yüzden çok çekmiştir.Artık bilemiyorum onların bedduasımıdır nedir daha sonra aynı silah Osmanlıları vuracaktır.Hani derler ya tarih tekerrürden ibarettir diye.İşte Abbasi hanedanı tam olarak ortadan kaldırıldıktan sonra,dünyanın yeni gücü de ortaya çıkmaya başlar.Bu yeni güç Osmanlı imparatorluğudur.Osmanlı ilk başlarda bir futuhhat devri ile gayet iyi bir yön izlerken,aşırı büyüme ile asker ihtiyacı hisseder.Bu askerleri de "devşirme" denen bir yöntem ile genelde Hristiyan aile çocukların dan yapar.Böylece ordunun asker ihtiyacını karşılar ve yola devam eder.Tıpkı Abbasi örneğinde olduğu gibi,Abbasiler Müslüman yaptıkları Türk unsurları ordu da istihdam ederken,bu sefer Türk olan Osmanlı,Müslümanlaştırdığı Sırp,Arnavut,Boşnak,Ermeni gibi unsurları ordu da kullanır.Bu devşirme denen grup ordunun bel kemiğidir.Hatta ordunun ta kendisidir.Ve adları ise "Yeniçeri" dir.Şimdi burada bazı kafatasçı arkadaşlar,Yeniçerileri küçümsemek ve onların orduda bir vazife görmediklerini,azınlık olduklarını ve bir işe yaramadıklarını söyleyebilir.İnanın bunun hiçbir değeri yoktur.Bu tamamen o arkadaşların kafatasçılığından ileri gelen bir düşüncedir ve aslı astarı yoktur.Osmanlı ordusu Yeniçerilerle zaferler kazanmış üç kıtada at koşturmuş ve yine Yeniçerilerle bedbaht olmuş hezimete uğramıştır.Yeniçeriler de tıpkı eski Türklerin Abbasilere yaptığı gibi bir çok defa Sultan indirip bindirmiş-yani tahta-bir çok Osmanlı sultanını katletmiş adeta bir terör estirmiştir.Hani derler ya ne ekersen onu biçersin diye.II.Mahmut’un Yeniçerileri imha edip ortadan kaldırması kısmi bir rahatlama getirdi ise de,ki bu 1826 yılıdır.Rahat bir şekilde geçen Abdülmecit döneminden sonra Sultan Abdülaziz bu rahatlıktan faydalanamadı.Hani başta söylediğim Türklerin genlerinde bulunan “İhtilalcilik” hastalığı nüksetti.Hüseyin Avni Paşa,Süleyman Paşa ve Mithat paşa gibi İhtilalciler,hastalıklarını tedavi etmek için Sultan Abdülaziz’i tahtından indirip katlettiler.Bu olayda 1876 yılında olmuştur.Sonra yine bir fetret devri oldu,bu dönem ise büyük sultan II.Abdülhamit han’ın saltanatı yıllarıdır.33 sene aslan gibi memleketi idare eden sultan,baskıcı ve sert bir yönetim ile bu tip uygulamalara pabuç bırakmamıştır.Fakat onun yönetiminin sonlarına doğru İttihat ve Terakki adıyla gizli bir İhtilal cemiyeti kurulmuştur.1908 yılında bu cemiyetin çalışmaları meyvelerini vermiş ve bir Meşrutiyet İhtilali yapılmıştır.Görüldüğü gibi bizim “İhtilalcilik” hastalığı geri dönmüştür.Bu adı geçen cemiyet 1913 yılında “Babıali” diye meşhur olan bir İhtilal daha yapmış ve İhtilalini sağlama almıştır.Çünkü güç yani silah diğer bir ifade ile ordu onların elindedir.Bu İhtilalci arkadaşlar koca bir İmparatorluğu yıkıp kaçmayı başarmışlardır.Ardından ise Cumhuriyet dediğimiz dönem geliyor malum. Cumhuriyet dönemi 27 yıl boyunca hiçbir İhtilale meydan vermeyecek derecede katı bir yönetim uygular.Bırakın İhtilali siyasi bir parti kurmanın sonu İstiklal mahkemelerinde bitmektedir.Bu dönemde böyle geçer,1950 yılında çok partili hayata geçilir.Artık yavaş,yavaş bir İhtilal hazırlığı yapılmalıdır.Uzun zamandır İhtilal yapılmamış ve “İhtilalciler” sabırsızlanıyordur.

İşte bu elimizdeki kitapta bu İhtilali anlatmaktadır.27 Mayıs 1960 İhtilalini,olaylara yakından tanık olmuş bizzat içerisinde yaşamış bir insan olarak.Ali Fuat Başgil hocanın kaleminden.Bu ihtilalin en büyük özelliği Cumhuriyet döneminin ilk ihtilali olmasıdır.Zaten bundan sonrası çorap söküğü gibi gelecektir.

Benim başta da ifade ettiğim gibi hoca bazı noktalarda bilinçli olarak tarihi tahrif etmiştir.Mustafa kemal’in yaptığı bazı devirimleri ! İnönü ye mal ederek onu hırpalamıştır.Tabi ki hırpalasın,İnönü gibi bir diktatör ve despotu hırpalamak belki de sevaptır.Fakat öyle anlaşılıyor ki hoca korktuğu için Mustafa Kemal’i eleştirememiştir.Aslında bir noktada haklıdır da,çünkü bu kitabı yüzünden dahi mahkemeye çıkarılmıştır.Zaten kitabın sonuna yayınevi o mahkeme tutanaklarını da eklemiş.

Son olarak şunu eklemek isterim;II.Mahmut halkı nasıl Yeniçerilere karşı ayaklandırmışsa ve onların kökünü kazımışsa,bu halk bir gün yine ayaklanır.Ve modern Yeniçerilerinde kökünü kazır.