Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Yasin özcan Tarafından Yapılan Yorumlar

11.07.2007

Bu kitap Mustafa Kemal'in isteği üzerine kaleme alınmıştır.1932 senesinde yazarı Yusuf Ziya Yörükan tarafından kendisine takdim edilmiştir. Aslında kitap" Müslümanlıktan evvel Türk dinleri" adıyla hazırlanmış olan kitabın bir bölümünü, Şamanlık bölümünü ihtiva ediyor. Adı geçen kitabın diğer bölümleri yayınlanmamış-gerçi yayınlansa da bir şey değişmez çünkü kitap bilimsellikten uzak-Kitap Şamanizm olarak bilinen en eski Türk dinini anlatmak için yazılmış. Ben bu eserin çok başarısız olduğunu düşünüyorum. Ayrıca açıklayacağım üzere, dönemin şartlarına göre bilinçli bir tahrif ile hazırlanmış. Şamanizm konusunda bilgi edinmek isteyen arkadaşlara özellikle Abdulkadir İnan’ın “ Tarihte ve günümüzde Şamanizm “ isimli eserini tavsiye ederim.(Türk Tarih kurumu yayınları) Bunun yanında Mircea Eliade’nin kitaplarına da bakılabilir. İşin aslı Oryantalistlerin bu konudaki çalışmaları daha objektif ve ilmi, o yüzden onlardan istifade etmek, kafatasçı Türk milliyetçilerinin yazdıklarından ve ortaya koyduklarından daha muteberdir.

Kitabın sipariş üzerine kaleme alındığını yukarıda söylemiştim. Siparişin verildiği tarihe bir bakacak olursanız, saçma sapan bir tarih tezinin ispatlanmaya çalışıldığını görürsünüz. Bu sözüm ona tarih tezinin ispatlamaya çalıştığı tez,bütün insanların orta Asya’dan yayılan Türklerin bir devamı olduğu idi.Sizin anlayacağınız bir ifade ile yeryüzünde yaşayan bütün insanların Türk olduğu gibi bir hezeyandı.Bu gülünç tez ispatlanmaya çalışılıyordu ve bütün dünya buna kahkaha ile gülüyordu tabi ki.O dönemde bu tarih tezinin ispatlanması içinde bir çok tarihçiye siparişler verilmişti.Cumhuriyet aydınları ! ise büyük bir iştahla bu tezi ispatlamak için didinip duruyor ve tarih kongreleri tertip ediliyordu. Sadece bu saçmalık değil bir de dil konusuna el atılmıştı. Yeryüzündeki bütün dillerinde Türkçeden oluşmuş olduğu iddiası vardı. Bu dil saçmalığıda yine sözüm ona Cumhuriyet Aydınları ! tarafın dan doğrulanmaya çalışılıyordu. Bu seferde dil kongreleri tertip ediliyor, yabancı bilim adamları davet ediliyor ve gayet büyük komedyalar yaşanıyordu. Dil konusunda devrim yapılamayacağını söylemek büyük bir suç haline gelmişti. Adını şu an hatırlayamadığım bir Filolog ise bu kongreye gitmemek için dişlerini çektiriyor ve düştüğünü söyleyip kongreye katılmamak için Gazi Hazretlerine ! özür beyan ediyordu.Bu dil saçmalığı o kadar ileri bir safhaya taşındı ki Arap dilinin sultasından ! kurtulmak için,o dilden geçmiş olan kelimelerin atılması ve yerine Türkçe kelimeler konulması kararı alınmış idi.Eğer atılacak olan Arapça kelimelerin yerine ikame edilecek Türkçe kelime yok ise o zaman uydurma ! evet evet yanlış duymadınız uydurma yapılacaktı. Bu uydurma kelimeler ya Avrupa dillerinden alınıp kolu bacağı kırıldıktan sonra ! güya Türkçe olacaktı veya atış serbest istediğin gibi uydur. Bu uydurma işi o kadar sapa sardı ki bir ara kimse kimsenin ne dediğini anlamamaya başladı. Hatta Cumhuriyet gazetesinin kurucusu olan Yunus Nadi adlı Aydın ! yazılarını eski dilde yazacak, yardımcısı onu yeni dille gazeteye aktaracaktı. Ertesi gün ise kendi yazdığı yazıyı okuyamayacaktı. Baktılar ki bu iş böyle yürümez dilde devrim olmaz,bu sefer de Güneş dil teorisini ortaya atacak ve bütün diller zaten Türkçeden neşet etmiştir,o yüzden bütün dilleri de kullanabiliriz gibi bir hezeyan kusacaklardı.İşte görüyorsunuz kendisine devrimcilik ! gibi bir meslek edinen insanların ne komik durumlara düştüklerini. İnsan böyle bir meslek edinirde rahat dururmu.? Sürekli devrim ! yapmak durumundadır.!!! Ve bu sözüm ona devrimlerini önce Parti sembolü olan altı ok'a daha sonra ise anayasaya madde yapacaklardı. Devrim, ne varsa devir anlayışıydı.

İşte bu hengam da tarih, dil konusunda devrimler ve tezler havada uçuşurken. Bir tez daha lazım idi o da bütün dinlerin Türklerin eski dini olan Şamanizm den neşet ettiği idi. Bu vazife de bu konunun uzmanı olan ! Yusuf Ziya Yörükan'a tevdi edilmişti. O da bir Cumhuriyet Aydın’ı ! olarak görevini yerine getirmiştir.!!! Fakat saçmalamıştır. Ortaya abuk sabuk bir eser koymuştur. Güya Biruni den alıntılar yaparak kendisine verilen görevi yapmaya çalışmıştır. Bu arada o dönemde moda olan Türkçe ibadet safsatasına da bu kitabında yer vermiş ve Camii ile namaz ile işi olmayan insanların, İslam’a yeni bir şekil vermelerine de yardımcı olmuştur. Bu yaklaşımını ise kitapta açıkça ortaya koyup o malum sürece destek vermiştir. Tam anlamıyla bir Belam Bin Baura örneği sergilemiştir. Böyle kerameti kendinden menkul ilim adamlarının yaptığı çalışma da ancak bu kadar olabilirdi. Yazar o kadar bilgisiz bir Adem ki Türklerin eskiden ayin yapmak için açık sahaya çıktıklarını, İslam da görülen açık sahada namazın ise Şamanizm den İslam’a geçtiğini söylüyor. Aferin sana !

İşte bize senelerce Alim diye yutturdukları insanlardan biri de bu kitabın yazarıdır. Bilgi yerine İdeolojik kaygıların yer aldığı bir ilim ancak bu kadar olur zaten. Ötüken yayınları da bu sürece dolaylı veya direkt destek veren bir kuruluş. Bu kitabı asla tavsiye etmiyorum, fakat yinede okunmalı bence okunmalı ki Müslümanlar üzerine oynanan oyunlar daha iyi anlaşılsın. Ey ben Müslümanlardanım diyen kişi;Dinini iyi öğren dostunu düşmanını tanı.
09.07.2007

Fikret Başkaya'nın okuduğum ilk kitabı bu.Genel olarak kitabı beğendiğimi söyleyebilirim.Resmi ideolojiyi eleştirmek gibi büyük bir iddia da bulunuyor yazar.Ve bu iddiasınıda oldukça yerine getirmişe benziyor.Adamı 20 ay cezaevine atmışlar,bu kitabı yüzünden.Zaten her zaman söylerim,bu memlekette yazdıkları yüzünden bir adamı cezaevine koyuyorlarsa,muhakkak o adamın kitapları okunur.Çokta istifade edilir.Yaklaşık 90 yıldır,resmi görüşün dayattığı hurafeleri dinlemek zorunda kalıyorsunuz.Sadece dinlemek de değil aynı zamanda o hurafeleri sizin için bir hayat tarzı haline getirmeye çalışıyorlar.Bu kadar baskı ve devlet teröründen sonra sağcı,solcu demeden her türlü fikir grublarınında sesi yükseliyor,ister istemez.Ben bunun daha da canlanacağı kanaatindeyim.Her baskıcı ve dayatmacı rejimin olduğu gibi bir gün bu rejiminde sonu gelecektir.

Yazar kitabını genel olarak ekonomi ekseninde kaleme almış,ekonomiden hoşlanmayanlar için sıkıcı bir kitap olabilir.Fakat bunun yanında,ülkedeki bazı sorunlarıda çok açık ve net bir biçimde ortaya koymuş.Kürt meselesi,İnkılapların içyüzü,Demokrasi dedikleri rejimin ne kadar demokrasi olduğu ila ahr...Yazarı bu çalışmasından dolayı kutluyorum.Yazar gibi cesur insanlara bu ülkede gerçekten ihtiyaç var.Yazar İslami hassasiyetleri olan bir kişi olsaydı eminimki kitap daha renkli olurdu.Yazarın bu noktada hassasiyetleri olmadığı için kitabını ekonomi üzerine bina etmiş.Yani Cumhuriyetle beraber,yapılan onca devrim,inkilap her neyse fakir halk tabakasına hiç bir fayda getirmediği bilakis zarar verdiği konusu.
07.07.2007

Bilindiği gibi Mustafa Sabri efendi Osmanlı devletinin son Şeyh-ul İslamıdır.1 kasım 1922 yılında saltanatın kaldırılması ile sultan Vahdettin ve etrafının yurt dışına çıktıklarını biliyoruz.İşte o zaman Mustafa Sabri efendide Mısıra yerleşmiş ve 1954 yılında vefat edene kadar orada yaşamıştır.Bu süre zarfında ise 5 yıl Yunanistana giderek orada bir gazete çıkarmış ve Türkiyede kurulan yeni hükümetin icraatlarını eleştirmiştir.Hatta kısayısa bir matbuat mücadelesi vermiştir diyebiliriz.Daha sonra Ankara hükümetinin Yunanistana yaptığı baskılar nedeniyle tekrar Mısıra dönmüştür.Mustafa Sabri efendi,vatan haini olarak ilan edilmiştir.Günümüze kadar da bu safsata sürdürülmeye devam ediyor.Tabi olarak Cumhuriyet Türkiyesinden başka bir şey beklenemezdi zaten.Binlerce Alimi ve hafızı İstikal mahkemelerinde!!! katleden bir Cumhuriyettten.Şapka giymedi diye binlerce insanı asan Cumhuriyetten.Geçmiş ile bağlarını tamamen koparmak için alfabesini değiştiren Cumhuriyetten.Din eğitimini yasaklayıp,dinsiz bir millet hatta putperest bir millet oluşturmaya çalışan Cumhuriyetten.Kadınları soyup açarak dünya güzellik yarışmalarına gönderen Cumhuriyetten.Muhalif sese dayanamayan ve İzmir suikastı meselesinde hasımlarnı asan Cumhuriyetten.Ankaradan oturduğu yerden mebus atayarak oluşturulmuş bir Cumhuriyetten.Camilerin Ahır ve depo olarak kullanıldığı hatta gayri müslim kişilere kiraya verildiği Cumhuriyetten.İçki masalarında kanun yapan ve halka zulmeden Cumhuriyetten.Mernemen provakasyonu ile onlarca insanı haksız yere idam eden Cumhuriyetten.Başka ne beklenirdi ki.Bütün bunlar bu anlattıklarım aslında deve de kulak kalır.Bu yapılanları görmemezlikten gelipte hala nasıl Mustafa Sabri gibi İnsanlara dil uzatılıyor.Bunu anlamak elbette mümkün değil.Mustafa sabri efendi basireti ile olacak olan olayları önceden nasılda görmüş ve anlamış.İşte bu kitap bu ve benzer konuları ihtiva ediyor.Tarafsız bir gözle okunursa eğer,çok istifade edilecek bir kitap.
05.07.2007

Şeyh-ul İslam Mehmed Cemaleddin efendi,Osmanlının son Şeyh-ul İslamlarından biri.II,Abdulhamid döneminde yaklaşık 18 sene bu vazifeyi sürdürmüş.Tarihten öğrendiğimiz kadarı ile Cemaleddin efendi oldukça dürüst,bilgili,vatansever bir şahsiyet.Onsekiz sene boyunca hiç aralık vermeksizin bu görevi yapmış olması,sultan nezdinde iyi bir devlet ve ilim adamı olduğunu gösteriyor.Herkes gibi Cemaleddin efendide,İttihat ve terrakki ile mücadele etmiş.Fakat bu mücadele sırasında,kanlı babıali baskınıyla beraber Mısıra sürülmüş.Bu kitabınıda orada kaleme almış.Kitab II.Meşrutiyet ve kendisinin sürgün edildiği tarih aralığında- yani yaklaşık 5 sene kadar-olan olayları kısa bir şekilde anlatıyor.Devletin en tepesinde bulunması ve protokolde 2, sırada olması hasebiyle,Cemaleddin efendinin tarihe olan şahitliği çok önem arz ediyor.Özellikle onun dürüst bir insan olması bu şahitliği daha da güçlendiriyor.O dönemin tarihi hakkında bazı bilgiler edinmek isteyen herkesin,gönül rahatlığı ile başvuracağı bir eser.
04.07.2007

Bilindiği gibi Şadiye sultan, Sultan II, Abdulhamid'in kızı.Bence bu eseri kaleme almakla gayet iyi bir tarihi vazifeyi yerine getirmiştir.Keşke bu duyarlılık bütün saray mensuplarında olsa idi.Fakat yinede ben bu eserin çok kısa olduğu kanaatindeyim.Sarayda onca sene geçirmiş ve Sultan ile yaklaşık 1 yıl Selanik’te bulunmuş bir insandan daha hacimli bir eser beklerdim.Bu arada Sultan II,Abdulhamid'in,diğer bir kızı olan Ayşe Osmanoğlu'nun hatıraları da var.İnşallah bir yayınevi çıkarda onu bastırır.Bizde okumuş oluruz.

Kitap altı bölümden oluşuyor."Babam ve saray" bölümü,bize saray içindeki günlük yaşantıdan,sarayın kültürel ve soysal boyutlarından bilgiler sunuyor.Aslında her zaman,Osmanlı'nın siyasi değil de medeniyet tarihi daha çok dikkatimi çekmiştir.O yüzden bu bölümü çok büyük bir zevkle okudum.İkinci bölüm ise "Hal ve sürgün" adını taşıyor.Bu bölümde,Sultanın nasıl hal edildiği ve Selanik'e gönderildiği anlatılıyor.Bu sürgün ile alakalı bir çok eser okudum ve bu kitapta yazılanlarla tam bir uyum içinde olduğunu gördüm.Bu da sevindirici bir hadise tabi ki.Sultan Selanik'e sürüldükten sonra orada bayağı bir eziyet edilmiş.Alatini köşkü denen,eski bir Yahudi ailenin köşkünde muhafaza edilmiş.Dışarı çıkmak yasak,gazete dergi okumak yasak,hatta pencereleri açmak dahi yasak.Yani anlayacağınız tam bir mahpus hayatı.Neyse ki teras katı unutmuşlarda sultan arada bir terasa çıkıp orada bir hava alabiliyormuş.Sultanın ilk başlarda,muhafız komutanlığını yapan ise meşhur serbest fırka başkanı Ali Fethi Okyar,Şadiye sultan onun çok ahlaklı bir kimse olduğunu söylüyor ve daima kendisini övüyor.Bu Ali Fethi bey'in de "üç devirde bir adam" isminde bir kitabı var.Fakat bu kitabında baskısı yok.İnşallah bir yayınevi çıkarda onu da yayınlar,çok iyi bir hizmet yapmış olur.Kitabın üçüncü bölümü ise "Hastalık ve tedaviler" adını taşıyor.Bu bölümde ise Şadiye sultan hem kendi hastalığından ve hem de babasının hastalığından bahis ediyor.Kendisi 20 gün hasta olarak yatmış ve bilinçsiz bir durumda imiş.Bu arada babası vefat etmiş sultanın,ancak kendine gelince öğrenmiş ve çok feryadı figan eylemiş.Bu arada çok sevdiği kocası da vefat ediyor.Bu kocasından bir tane kızı var.Kitabın dördüncü bölümü "Gurbet ve kader yılları" isminde-bu bölümleri acaba yazar mı adlandırmış yoksa yayınevimi onu bilemiyorum-Bu bölümde ise hanedanın sürülmesi ve Fransa’ya yerleşmesini anlatıyor.Kızını da orada okutmuş,bir Türk’le tanışıp onunla evlenmiş.Aslında Şadiye sultanın başından bayağı bir maceralar geçmiş,bunu anlamak için kitabı okumak lazım.Beşinci bölüm ise "Kızımın ardından ve vatana dönüş "ismini taşıyor.Kızı Fransa da bir Amerikan subayıyla evlenip Amerika’ya yerleşiyor.O arada hanedanın yasağı kalkıyor ve İstanbul’a dönüyor.Son bölüm ise " Babamın siyaseti hakkında bana anlatılanlar" Bu bölümde Şadiye sultan,kısa bir tarih değerlendirmesi yapıyor.Fakat ben bu değerlendirmenin tarihi hakikatlerle tam örtüşmediğini düşünüyorum.Şadiye sultan kendi yaşadığı bazı olayları anlatabilir.Biz bunu bir noktaya kadar ölçü olarak kabul edebiliriz.Yani o anlatılanlardan bazı tarihi sonuçlar çıkarabiliriz.Fakat devlet yönetimi ile ilgili olan bazı yorumlarını ancak zan’ni olarak kabul ederiz.Tam olarak gerçek bilgi veya doğru bilgi verebileceği şüphelidir.Bunu kasıtlı olarak yaptığını veya yapacağını söylemiyorum.Fakat kendisinin de söylediği gibi saray içi yani harem kesinlikle siyasete karışamazdı.Bunu nerenden biliyorum;Sultan Abdulhamid bu konuda çok hassastı.Haremin,eskiden beri Osmanlı sarayındaki siyasi nüfuzunu çok iyi biliyordu ve bunun her zaman felaket getirdiğinin farkındaydı.O yüzden daha tahta ilk çıktığı gün analığı olan Perestu kadın efendiye gereken talimatı vermiş idi.Bir başka deyişle şunu ifade etmek istiyorum ki Şadiye sultan,bir devlet adamı veya siyaseti takip eden biri değildi bu yüzden onun yaptığı tarihi yorumun subjektif olması muhtemeldir.Bu da benim gözüme ilişmiştir.

Kitabın en son bölümüne ise Sultan Abdulhamid Han’ın çoçuklarının resimlerini koymuşlar .Bence okunması gereken bir kitap.Başta da ifade ettiğim gibi keşke bütün saray mensupları böyle eserler vermiş olsalardı.