Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Yasin özcan Tarafından Yapılan Yorumlar

15.05.2007

Her şeyden önce Klasik yayınlarına bir teşekkür borçluyum,Arap gözüyle Osmanlı ve Fars gözüyle Osmanlı adlı seri çalışmalarından dolayı.Bu çalışmalar tarihi,tek bir pencereden ve donuk,taraflı olmaktan kısmen kurtarsa gerektir.Bu Kitapta Osmanlı döneminde Mebusluk,şehreminliği ve sosyal,siyasi hayatın içinde gayet aktif olan bir şahsın,Selim Ali Selam'ın kısada olsa bir hatıratı anlatılmakta.Kitabın yarısı ve başlangıcı adı geçenin kısa bir hayat hikayesini anlatıyor.Sonra ise müellif kısa bir şekilde başından geçen olayları naklediyor.Tabiki müellif aktif bir insan ve konumu gereği bir çok olaya tanık olmuş,bu olaylarda yakın tarihimiz için önem arzediyor.Tarihi bu şekilde yani mukayeseli olarak okumanın daha faydalı olduğuna inanıyorum.Yoksa elimize aldığımız ilk kitabın içeriğine teslim olursak eğer bir çok yanlışı doğru imiş gibi öğreniriz ve bununda hiç bir anlamı yoktur.
13.05.2007

Aslında böyle bir kitabın varlığından bile haberim yoktu.Kitapyurdu.com da her zamanki gibi tur atıyordum,birden karşıma bu kitap çıktı ve hemen şipariş verdim.Kitabı heyencanla beklemeye başladım ve acaba neler anlatıyor diye düşünüp durdum.Neyse kitap geldi ve okudum,şimdi bu yorumu yazıyorum.

Çocukluğumdan beri bir "Arap ihaneti" lakırdısını çokça duyardım,yaşım biraz ilerleyince bu konuda bilgiler toplamaya başladım.Acaba bu lakırdının iç yüzü ne idi ? Gerçekten Araplar yani bizim kardeşlerimiz bize ihanet etmişmiydi ? Bu nasıl olmuştu ve sebebi ne idi,evet gerçektende böyle bir olay var.Fakat ben bu konuyu değerlendirirken Milli ve hamasi duygularımı bir kenara bırakıp,olaya tamamen objektif yaklaşmak durumundayım.Bu bir münevver yani uydurma dilde "Aydın" duruşudur,sadece bu konu değil bütün konularda bunun yapılması taraftarıyım.

Kitabı okudum ve Kral Abdullah'ın bende bıraktığı intiba onun menfaatperest,şovenist,opurtünist bir insan olduğudur.İstanbuldaki Türkçülük faliyetlerinden şikayet eden kendisi değilmiş gibi Arapçılık hastalığına tutulmuş bir adam.Ben ne Türkçülük nede Arapçılık taraftarı bir insanım.Bu benim inancımla bağdaşmaz,Müslüman bir şahsiyet olarak red ederim.Merhum Mehmet Akif Safahat adlı kitabında şöyle der:

Hani,milliyetin İslam idi... Kavmiyet ne !
Sarılıp sımsıkı dursaydın ya milliyetine.
"Arnavut" ne demek?Varmı şeriatte yeri
Küfr olur,başka değil,kavmini sürmek ileri
Arap'ın Türk'e; Laz'ın,Çerkez'e yahut Kürd'e;
Acem'in Çinli'ye rüçhanı mı varmış? nerde!
Müslümanlıkta anasır mı olurmuş? Ne gezer!
Fikri kavmiyeti tel'in ediyor Peygamber
En büyük düşmanıdır Ruh-u Nebi tefrikanın;
Adı batsın onu İslam'a sokan kaltabanın!
Şu senin akıbetin bin bu kadar yıl evvel,
Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel?
Ne Araplık ne de Türklük kalacak aç gözünü!
Dinle peygamberin ilahi sözünü.
Evet Üstadımız ve fikir önderimiz merhum doksan yıl evvelinden böyle haykırıyor işte.

Şimdi ben bunları neden yazdım ve ne anlatmaya çalışıyorum.Kısaca tarihi bir hatılayacak olursak eğer,2, Selim'i 1500 lü yılların hemen başlarında Mısır'da görürüz.Sultan Selim Mısır'a girmiş,oradaki Memlük sultanı Tumambay'ı mağlub etmiş ve şehrin kapısında sallandırmış.Hicaz yönetimi ise durumun vahametini anlayıp kendiliğinden gelip biat etmiş.Buraya kadar normal,Mısırdaki sözde Abbasi halifesini almış ve İstanbula dönmüş bu arada Halifelik sıfatınıda uhdesine almış.Aslında pek almışda sayılmaz ama yerimiz az olduğu için oraya girmeyelim.Böylelikle Hicaz yönetimi Osmanlıya bağlanmış ve 1839 tanzimat fermanına kadarda hiç bir problem olmadan Osmanlı yönetiminde kalmış-Burada bir noktayı açmak lazım o da şu ki Vehhabi adı ile bilinen hareket siyasi değil tamamen dini içerikli bir hareket idi- Tanzimat fermanından sonra ise devletin yapısı tamamen değişmiş yüzünü batıya çevirmiş-Gerçi batıya yönelme 3, Selim zamanında başlamıştı ama Tanzimat ile tam resmi bir mahiyet almış oldu-İşte bu fermandan sonra Arap yarımadasında özellikle Cidde'de bir hareketlenme görüyoruz.İşte bu hareketlenme siyasi bir mahiyete sahip çünkü Araplar bir Müslüman toplum olarak başındaki idarecilerin"Gavurların"dümen suyuna gitmesine çok karşı.Bu hareket bastırılır ve bir daha Sultan 2, Abdülhamid dönemine kadarda ses çıkmaz.1890 lı yıllarda ise Şerif Hüseyin'in İngilizlerle temas kurduğunu öğrenir ve Şerif'i derhal İstanbula celbeder.Bütün Ailesi ile beraber artık İstanbuldadır.Onu gözetim altında tutar Büyük Sultan ve ona bir konak tahsis eder.Kitapta kısmen anlatıldığı gibi,Ona Şura'yı devlette görev verir.Onun şerrinden emin olur,tabi bu Sultan'ın ne kadar büyük bir siyasi deha olduğunun da bir göstergesidir aynı zamanda.Derken İttat ve terakki cemiyeti ihtilal yapar ve Sultanı indirirler,İşte bütün kırılma noktası burasıdır.Cemiyet farklı politikalar izler bu politikalardan biride " TÜRKÇÜLÜK" Politikasıdır ve Araplar bu işten çok bozulurlar.Bu politika İslam kardeşliğine sıkılmış ilk kurşundur aslında-onun için Kral Abdullahın Arapçılık politikasına kızamıyorum etki ve tepki meselesi-Derken Cemal paşanın Suriye valiliği sırasında yapmış olduğu zülümlerde buna eklenince iş iyiden iyiye çığrından çıkar.Ayrıca Cemiyyetin en büyük hatalarından biride Sultanın zamanında gözlem altına aldığı Şerif Hüseyin belasını tekrar Hicaz valiliğine atamaları olmuştur.Zaten böyle bir fırsat bekleyen Şerif Hüseyin yapacağını yapmış ve Devletin başına bela olmuştur.Şimdi sormak lazım burada hata kimin ? ve sorarkende elimizi vicdanımıza koymamız lazım.

Buraya kadar sanırım bir şeyler anlatabilmişimdir.Şimdi bundan sonrasına gelelim,Cumhuriyetin ilanından sonra Tamamen batıya döndük.Eski mahalle dostlarımızıda kötülemek gerekiyordu.Bizde ne yaptık Araplarla işe başladık aslında onlarla başlamadık sadece onları hedef tahtasına oturttuk.Bu tamamen bilinçli yapılmış ideolojik bir uygulama idi.Büyük orandada başarı sağlamıştır.Yapılmak istenen Arap dünyası ile bütün ilişkileri kestirmekti ve bu " Arap ihaneti " safsatası da bunun için kullanıldı durdu.Mesela aşağı yukarı aynı dönemde olan ve daha fazla zayiat veren Arnavut ayaklanmasından bahsedilmemesi bir tesadüf değildir.Ayrıca düşünüyorumda mesela Celali isyanları 200 yıl boyunca Osmanlının başına büyük gaileler açmıştır.Peki neden Alevileride hainlikle ve ihanet ile suçlamıyoruz.Bir misal daha vereyim 1919 ve 1920 li yıllarda yunanlılar ankaraya doğru koşar adım gelirken,Fransızlar ve İtalyanlar güneyden işgal faaliyetleri yaparken,İngilizler İstanbulu işgal altında tutarken,Türkiyede neler oluyordu ? Sivas,Düzce,Bolu,Yozgat,konya tamamen ayaklanmış ve devlete karşı gelip askerleri öldürüyordu.Şimdi eğer suçlayacaksak hain diyeceksek bunlarada hain demeli değilmiyiz.

Şunuda unutmamamız lazımki Şerif Hüseyin ve hempaları bütün Arapları temsil etmiyorlar.Hatta bu konu yüzünden bir çok Arap kabilesi Şerif'i küfürle itham etmiştir.Araplar bizim yine kardeşimizdir. diyorum.
11.05.2007

Üstad Ertuğrul düzdağ gerçekten yakın tarih çalışmaları ile dikkat çekiyor.Allah ondan razı olsun sayesinde bir çok şey öğreniyoruz.Bu kitapta bir osmanlı aydını olan Halil Halide ait bir eser.Arap ve Türk konusunu işliyor ve bu iki kavmin ayrılığa düşmelerinin sakıncalarından bahsediyor.İki müslüman toplumun kenetlenmesi ve ortak hareket etmesi gibi konuları işliyor.Hani Akifte diyordu ya " Türk,Arapsız yaşamaz;kim ki yaşar der delidir.Türk ise Arabın hem sağ gözü,hem sağ elidir.Veriniz başbaşa zira sonu hüsra-ı mubin.Ortada ne devlet kalıyor billahi ne din.
10.05.2007

Üstad bu kitabında,tıpkı "İslamcı gençliğin el kitabı" da olduğu gibi gençlere bazı tavsiyelerde bulunuyor.Nasıl bir rota izlemesi gerektiğini anlatıyor.Tabi bazı fikirlerine katılmak en azından benim için mümkün değil ama yinede faydalanılacak bir eser olduğunu söyleyebilirim.
09.05.2007

Aslında roman hiç okumam,hayal ürünü olduğu için beni pek tatmin etmez.Genelde benim romanlarım seyahatname ve hatıratlardır.Ama bu demek değildirki roman'ı kötülüyorum veya okunmasını eleştiriyorum.Bilakis hatta roman yazılması ve okunması bence toplumlar için basiret ve feraset gelişimi açısından oldukça faydalı.Burada bir misal vermem gerekirse örneğin Jules Verne (1828-1905) bir Fransız bilim kurgu roman yazarıdır.Eserleri,Balonla beş hafta,Aya yolculuk,Denizler altında 20.000 fersah ve Seksen günde devri alem vb.Bu kitaplarında yazar üstün hayal gücünü kullanarak,kendi çağında hayal etmesi bile güç fakat daha sonradan hepsi fazlasıyla gerçekleşen olayları kaleme almış ve gelecek nesil mucitlerede bolca faydalanacakları bir miras bırakmıştır.Hatta bu romanlarında o kadar ileri gitmişki,1863 te kaleme aldığı" Yirminci yüzyılda Paris " adlı eserini yayınlaması için yayıncısına götürdüğünde,yayıncı kitabı okur ve bu kadarınada pes yani der,"Eğer ben bu kitabı yayınlarsam bütün millet benimle dalga geçer" deyip kitabı yayınlamaz,iade eder sahibine,ve bu kitap 1994 te bulunur ve yayınlanır.İşte o kitapta bugünün Parisi 130 yıl öncesinden resmedilmektedir.En azından teorik olarak Televizyondan bahsetmektedir.!

Bu kitabın yazarı olan Üstad Kadir Mısıroğlu ile bir iki defa sohbet etme fırsatını buldum.Bir çok konularda sohbet ettik,bu konulardan bir taneside roman üzerine idi.Ben Üstada roman hiç okumadığımı söyledim.Oda bana bu kitabını hediye etti ve dediki:Benim yazdığım romanlar tarihi romanlardır.Hayal mahsulü değil,tarihi gerçeklere istinad eder.Aynı zamanda çok eğitici ve ufku açıcı olarak yazıyorum demişti.Şimdi kitabı okuyunca gerçekten çok istifade ettim ve bundan sonrada tarihi roman okumaya karar verdim.Tabi burada önemli olan husus şu,sağlam ve objektif olduğunu bildiğimiz yazarları okumakta fayda var.