Toplam yorum: 3.285.288
Bu ayki yorum: 6.814

E-Dergi

Qudsulaqdas Tarafından Yapılan Yorumlar

18.11.2014

Muhafazakar çeşnili İslami romantizm... 90’lı yıllarda TGRT’de yayımlanan mevkıbevi filmlere güzel senaryo olur. Zaten, filan girer filan çıkar tarzında senaryomsu bir tarzı var. Kahramanımız içindeki boşluğu gidermek için arayan, seyahat eden bir genç kız. Son asrımıza sosyo-kültürel ve siyasi sahalara damga vurmuş bize özgü köy kökenli-dindar-muhafazakar burjuvazi bağlantısı oldukça ilginç. Üzerine ciltler yazılabilecek iyi bir damar yakalanmış fakat hikayenin romana dönüşmesi endişesiyle binanın beton dolgusu mesabesindeki tasvir ve ruh çözümlemelerinden özellikle kaçınılmış. Herkes iyi, çalışkan, başarılı, hayâlı ve dindar. Birbirlerinin eline değmeden, tarihten sanattan sohbet ederken aşklarını gizli tutan aslında buz gibi flört eden dindar kız-erkek münasebetleri biraz eğreti kaçsa da bünyeye hep ciddi ve kütleli kitaplar yüklenmiyor, arada böyle hafif okumalıklar da lazım.
17.07.2014

İcadlar çağının efendim IQ devrinin en parlak temsilcilerinden Tesla günümüzde hayatımızın vazgeçilmez teknolojileri olan AC-DC akımlar, şehir elektriği, floresanlar, radar, uzaktan kumanda, radyo, kablosuz iletişim, yenilenebilir enerji gibi pek çok teknolojinin temellerini fiilen veya fikren icadeden kişi iken namı bir Edison yahut bir Marconi kadar duyulmamıştır. Kimi 100 yıldan daha eski olmasına rağmen ürettiği bir sürü fikrinden günümüzde bile yararlanılmaktadır. Ölünce FBI tarafından evrakına el konularak saklanması ayrı ilginç. Edebiyat ve sinemaya sıkça konu olan, çılgın mucid, kötü doktor karakterlerine de ilham kaynağı olduğunu ekleyelim. Bu kitap bir elektrik mühendisini, hayalperest bir fütüristi ve hülasa bir dâhiyi tanımak için güzel bir imkândır.
Evet, Tesla bir dâhidir, büyük bir muciddir. Fakat elinde çekiç olanın her şeyi çivi gibi görmesi gibi uzmanı olduğu elektriğin pırıltılarının cazibesiyle her şeyin elektriksel olduğu ve elektrikle her şeyin yapılabileceği zehabına kapılmış. Cihazlarından çıkan kıvılcımlardan büyülenip Prometyus kompleksine düşerek kendisinde ilahi güçler vehmetmiş. Tıpkı Karun gibi “Bunlar bana bilgim sayesinde verildi” demiş. Marslıların varlığına inandığı kadar Bir Allah’a inanmamış. Mütemadiyen tarassut ettiği tabiatı ‘Yaradan Rabbinin adıyla’ okuyamadığı için babası bir din adamı olmasına rağmen o materyalist olmuş. Kendini kurtaramadığı bilimsellik perdesi ile aklı gözlerine takılmış, “kâinat kendi kendine işleyen ezeli bir mekanizmadır, insan da bir makinedir” diyecek kadar cahil biri.
Her ne ise… Efendim, kitabın tercümesindeki yarı sindirilmiş kusmuk gibi hatalar ve imla özensizlikleri öyle galat raddesine ulaşıyor ki midenizi bulandırıp okuma zevkinizi kırıyor. Öyle yenilir yutulur yanlışlar da değil. Mesela, -harfi harfine yazıyorum- “Bay Şövalye” (Sir karşılığı), “bio-geribesleme” (bio-feedback ifadesinin yarısını çevirmiş), “gece görülen rüya” (İngilizcenin Türkçe karşısındaki yetersizliğinin bir cilvesi, night dream sözünün çevirisi!), “Montenegro Prensi” (biz o memlekete Karadağ deriz), “mevkisi” (mevkii), “Quantum Teorisi” (Kuantum), “subatomik” (atom-altı), “Çin Duvarı” (Çin Seddi), “Governor” (Vali) ...
07.07.2014

Kitap Kur’an’a insanı yaklaştırmak gayesine matuf kaleme alınmış. İstifade ettik, teşekkürler. “Vahyin 1400. yılı” projesinin logosunu taşıyor (Evvelce vahiy yokmuş gibi).
Efendim Kur’an’ı anlattığı halde meal üzerinde yürüyen ve tek bir Kuran harfi içermeyen kitabın siyer ve tarih referansları özellikle Kandahlevi çerçevesinde. Yalnız afbuyurun “yaşayan Kur’an olmak” diyerek hulul ve ittihad fikirlerini ihsas eden müşkül ifadeler kitap içerisinde yer yer tekrar ediliyor: “Allah Resulü (sas) yaşayan Kur’an’dı.”!? İnsana hâşâlar, estağfirullahlar çektiren mugalatanın bu raddesini Sadık Yalsızuçanlar, Ali Akyüz, Münire Daniş gibi sofi-meşrep yazarların kalemlerinden de okuduk. Belki sevimlilik olsun diye, sevdirmek için söyleniyor fakat söz yayılıyor. Nitekim halk da “Yürüyen Kur’an Hz. Muhammed” diye adlandırılmış programlar düzenleniyor. Mürekkep yalamışların bile mana vermekte zorlanacağı, benfakir gibi düz insanların hiç anlamadığı, işitilmemiş, belki bazı ehl-i tarikatin kendi ıstılah veya idrakini yansıtan tasavvufi sözlerinin amiyane ağızlarda böyle uluorta tedavülü hatalıdır, tehlikelidir. İltibaslara, kaymalara yol açar. Zira her makamda her söz caiz değildir.
Efendim, son zamanlarda Batılı terim ve tabirlerle İslamî mefhumları nitelendirmeye çalışmak moda oldu. Kelimesi kelimesine, Hıristiyanlar İsa (as) hakkında "O bizzat ete kemiğe bürünmüş vahiydir" diyerek dalalete düştüler. Şimdi, ne Kuran'da ne de Peygamberin kendi sözlerinde geçen, Hz. Aişe'nin bir sözüne ("Onun ahlakı Kuran'dı") dayanarak böyle ifratlara gitmek son derece tehlikelidir. Vahiy olan Kuran'dır. Peygamberlerin ne kendileri, ne sözleri, ne de davranışları vahiydir. Onlar münhasıran vahyin tebliğcisidir. Dikkatli olmak lazım. Kuran’ı veya Peygamber’i öveceğiz diye hafizanallah uçuruma götürecek sözler söylemeyelim.
04.06.2014

Yazar, George Frederick Abbott, aynen Arabistanlı Lawrance gibi tipik bir Britanya İmparatorluğu “genç aydın”ı: Cambridge diplomalı ve bu işler için özel eğitilmiş, efendim yazar, seyyah, folklor araştırmacısı, savaş muhabiri vs… Helenler hakkındaki araştırmaları ve yazıları dolayısıyla Yunanistandan nişan almış. Tabii bu küpten sızan da sürpriz değil. Şöyle ki, pagan Grek mitleriyle büyümüş ve “doğu”ya karşı peşin hükümlerle dolu bir kafayla 1900 senesinde Osmanlı Makedonyasında Rumca konuşup anlaşarak dolaşıyor. Bendeniz de aslen muhacir olduğum için ilgimi çekti. Vardar ve Karasu boylarındaki gezileri, gördüğü halk ve şehirlere dair anlatımlarını harita eşliğinde okuyunca fevkalade bilgi verici buldum. Bu vesile ile aynı yıllarda Erkanıharbiye tarafından çizilmiş, bugün Harvard Üniversitesi Kütüphanesince umuma açılmış ayrıntılı haritaları ilgili arkadaşlara hararetle tavsiye ederim (harvard.edu libraries maps Ottoman 1901 diye aratarak ulaşılabilir).
Kitapta, son demlerindeki imparatorluk Türkiyesinin çok milletli, çok dinli havasını soluyor, patlamak üzere olan Balkan Savaşlarının ayak seslerini duyuyorsunuz. Hakkında çok söz söylenen Abdülhamid mutlakıyetinin nasıl her bir devlet, cemaat hatta fertle alaka kurarak takip ettiği denge siyasetini görüyorsunuz.
Fakat, yazar o meş’um genellemeci oryantalist dilden kendini kurtaramamış; “İşte doğu böylerdir, efendim Türkler öyledir, Yahudiler şöyledir”... İşin aslı “doğu” diye bildiği diyarların halklarını birbirinden farklı görmüyor: Rum olmuş, Çingene olmuş, Bulgar yada İslam olmuş; aynı küçümseyici bakış.. Üslubu nüktedanlığın ötesinde pek alaycı. Bir yabancı seyyah olarak temas ettiği insanların mihmandar yahut mal-hizmet satıcısı olması mecburiyetini ıskalayarak yolculuk halinin zorluklarını gezdiği memleketin kötü koşulları sanıyor. Tabii ki pek çok şey onun laik-skolastik kalıplarına oturmadığı, antikite ve divinite kitaplarına uymadığı için tam anlayamıyor. Hülyalı bir Helenizm dumanı ile kendince gördüğü bütün aksaklıkların sorumluluğunu kolayca Osmanlı idaresine bağlaması, hatta bizzat İslam dininin kötülüğü olarak görmesi ise sevimsiz. Güya hümanist bir merhametle halka acıyor. “Bozuksa yıkılsın, hastaysa ölsün ve ölecek” diyor. Asırlarca bu devleti yıpratmak, dinini silmek için savaştıklarını kolaylıkla unutuyor. Netice: “Sizi Asyaya sürelim, biz de parsamızı toplayalım”. Öyle de olmuş.
Kitabın İngiliz-Rus-Ortodoks yakınlaşması rengi 1. Harbi Umuminin fikri altyapısını işaret ediyor. Hani sonuna “Haydi silah başına! Türklerle savaşıp bu vampirlerden dünyayı kurtaracaksınız” diyen afişlerden bir eklense tuhaf durmaz.
Nihayet kitabın cildi, ebadı ve mizanpajının okumayı rahatlatıcı olduğunu takdir etmek gerek.
16.05.2014

İddialı bir isim. İlber Hoca’nın onca işi arasında kağıda kaleme sarılıp gezip gördüklerini bir “seyahatname” şeklinde yazdığı sanılmasın. İlber Hocayı takip edenler farkedecektir, ki bu kitap daha ziyade onun bazı televizyon programlarında yaptığı konuşmaların metne dökülmüş halidir. Kitap 2010-2012 civarında 29 farklı ülkeye ve son kısımda 3 ayrı büyük müzeye dair kısa izlenim notları şeklinde vücuda getirilmiş. Evet, ilk bakışta kitap yüzeysel ve küçük gibi görünebilir ama üşenmeden önünüze internet ansiklopedilerini ve haritalarını açarak okursanız İlber Hocanın tebahhuru vasıtası ile muhteşem bir tarih, coğrafya ve sanat deryasına dalacaksınız.