Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Qudsulaqdas Tarafından Yapılan Yorumlar

14.05.2014

Türkiye Yazarlar Birliğince 2013 Yılı En İyi Romanı Ödülüne layık görülen kitap kendi kulvarında büyük bir aralığı kapatıyor. Memleketimizde doğu-batı zıtlaşması üzerine yazıp çizme çok olmuştur, fakat cumhuriyetin bidayetinde okur-yazar takımından olup da inkılaplar aleyhine sesini yükselten, hele böyle ciddi edebi eserlerde ana mevzu olarak söz söyleyen pek kimse çıkmamıştır.
Efendim çerçeve şu şekilde: Yazar, Galip Tahiroğlu isimli birinin defterlerini keşfediyor. Bu defterlerde, aydın, şehirli ve muhafazakar bir sanatseverin gözüyle 1920’li 30’lu yıllardaki inkılap maceramızın cinnet derecesinde kültür tahribatı furyasına dönüştüğü günleri anlatılıyor. Galibin bahsettiği vakalar gerçek, düşüp kalktığı kişiler o kadar meşhur ve kitabın tahkiki o denli sağlam ki kendisi kurgusal bir karakter olduğu halde hakikatmiş zannedilebiliyor. Galip Darülfünundan kadro dışı bırakılmış, Tanburi Cemil Bey’in bir tercüme-i halinin yazmak isterken yaşadığı devrin İstanbulunda hemen hemen bütün sanatkarlarla hemhal bir karakter olarak Mes’ud Cemil, Florinalı Nazım, Yahya Kemal, Peyami Safa, Refik (Fersan) Bey, Abdülbaki (Baykara) Dede, Necip Fazıl, Hüseyin Nihal (Atsız), Ahmed Hamdi (Tanpınar) gibi pek çok isimle karşılaşıyor. Geçmiş İstanbul yangınları sahneleri içinde Şeyh Galib, İsmail Dede Efendi, Vardakosta Ahmed Ağa, Sultan Abdülhamid-i Evvel gibi tarihi simalarla alakalı hikayeler yazıyor. Tabii ki bir sevgilisi var, şiirler inşad ediyor.
Eğer edebiyatla, musikiyle, tarihe alakalı iseniz, hele Tanpınar’ın Huzur’undan hoşlanıyorsanız kitap tam size göre. Beşir Ayvazoğlu’nun evvelki kitaplarına aşinalığınız varsa satırlarında sıkça onlara atıf yapıldığını fark ediyorsunuz. Zannediyorum Ayvazoğlu evvelki biyografik kitapları üzerinde çalışırken Ateş Denizi’nin hatlarını da zihninde işlemiş ki bu kitapta o malzemeleri bolca kullandığı müşahede ediliyor. O derece ki bir sanat tarihi kitabı okuyor gibi oluyorsunuz. Sanat içinde sanat!
Kitabın sonundaki açıklamalar ve devrin neşriyatından iktibaslar kısmı bilgi verme faydasının yanında hikayenin etkileyiciliğini de artırıyor. Bu kısımda mesela Adam Yalvaç (peygamber)in uçmağda Türkçeden başka dil bilmediğini, Türkata (Tanrı)nın Atatürkü kendi özünden yarattığını, bu devirde neden hala Müslüman bayramlarının kutlandığını ve saireye dair günlük gazetelerde çıkan yazıları okuyorsunuz. Kimi zaman “yok artık, bu da mı söylenmiş” diyorsunuz. Ufkunuz açılıyor ve “ bu da olmuş” diyerek bugün bile pek çok mecrada hükümferma olan, okullarda ders diye okutulan inkılap garipliklerine dair farklı bakış açıları keşfediyorsunuz.
05.05.2014

Kitap ile Tuncay Opçin ile Hüseyin Kutlu arasında bir muhavere şeklinde düzenlenmiş. Yazar olarak ismi geçen Hüseyin Kutlu bildiğimiz meşhur hattat Hüseyin Kutlu imiş. Üstelik aynı Hüseyin Kutlu, Lütfi Efendinin halifesi ve oğlu Seyfeddin Efendinin damadı imiş!
Lütfi Efendinin, Erzurum’da sıradan bir köy imamı olarak vazife yaptığı halde Nakşibendilik dolayısıyla ile Mevlana Halid-i Bağdadi, Küfrevi Hanedanı, Said Nursi, babası vasıtasıyla Fethullah Gülen, Mahmud Ustaosmanoğlu, Mehmed Kırkıncı gibi meşhur isimlerle ne denli irtibatlı olduğunu ve günümüzde Anadolu kaynaklı cihan sathına yayılmış İslami hareketleri nasıl derinden etkilediğini görmek şaşırtıcı.
30.04.2014

Efendim açıklama kısmında geçen bilgilere birkaç hususu eklemekte fayda görüyorum. Evvela sadedinde bulunduğumuz şey arşivlik niteliği ağır basan bir kit. İçerisinde şekli kare bir kitap ve aynı boyda 4 diskli bir CD mahfazası var. Kitap fasikülle ciltlenmiş, siyah ve yaldızlı mürekkeplerle kuşe kağıda tabedilmiş, ara sayfalar hat kompozisyonu ve resimlerden detaylarla süslenmiş. Fakat daha ulaşılabilir olabilirdi. Bir kere ergonomik değil, ele alıp okumak için üretilmemiş. Kitapçı rafında gözünüze çarpıyor evet ama kat kat kılıfları yırtıp sıyırmadan içini göremiyorsunuz. Sanki bir derginin hediyeli özel sayısını alıyor gibisiniz. Hem bu kadar lüks bir baskı tabii ki fiyatı gereksiz yere yükseltiyor. Karpuz aldım bakalım nasıl çıkacak diyerek gözümü kararttım aldım. Neyse ki hayal kırıklığına uğramadım.
Kitap içerisinde her bir bölüm sonunda dercedilmiş bibliyografya kısımlarının genişliği gayet doyurucu. Fakat bibliyografya alfabetik olmadığı gibi, kitap metninin şeklini aynen muhafaza eden çift sütun bloklu mizanpaj içerisinde olduğu için aranan kolay bulunmuyor. 120 sayfa civarında Türk Dini Musikisinin tarihi ve formları teferruatıyla anlatılıyor. 10 sayfa temel musiki nazariyatı bilgileri veriliyor. Nihayet 55 sayfa CD’lerde kayıtlı eserlerin notaları var. CD’ler özellikle kulak terbiyesi için düşünülmüş ve maksadının dini merasimlerin daha sanatlı icrası için imam, müezzzin, kari ve mevlidhanların seslerini makamlara intibak gayesine matuf bir çalışma ürünü. Gayet sesine hakim uzmanlarca seslendirilmiş. İmamhatip ve ilahiyat mekteplerinde işin musiki tarafının ihmal edildiğinden, müzisyenlerin ise dini ortamlarda pek boy göstermediğinden hep şikayet edilir. O meselenin halline katkısı olmasını temenni ediyorum.
14.04.2014

“Her Sene 1 Kitap” parolasıyla tarihi şahsiyetleri gündeme taşıma niyetiyle kitaplar çıkardığını söyleyen yazarımızın bu defaki konusu Mihmandar-ı Resulallah, Halid bin Zeyd veya meşhur künyesiyle Ebu Eyyub el-Ensari. Yazarımız, bütün romanlarında görülen tarihi gerçeklerle, kendi hayallerini karıştırmak daha doğrusu tarihi bir hikayeyle kesişen birkaç hayali yan hikaye ile konuya heyecan, gerilim, şiddet unsurları ilave ile -kelimenin tam manasıyla- “romantize” etmek itiyadını burada da sürdürüyor. Hedefi gençler. Satış rakamlarına bakarsak verimli bir maden filizi keşfettiği de aşikar.
Şekil açısından, kitap her birinin ayrı zamanlarda yazıldığının kuvvetlice hissedildiği 10-15 sayfalık bölümlerden müteşekkil. Her bölüm başka birinin dilinden anlatılıyor. Geçmiş zamanda birinci tekil şahıs diliyle konuşulunca hele “yapacaktım, edecektim” derken, efendim karakterlerin kendini tavsif ederken ister istemez övünmek durumunda kalması gibi sevimsiz şekil tuhaflıkları görülüyor. Konuşan karakterin kimliğinin hep bölüm sonunda ortaya çıkması okurun dikkatini dağıtıyor. Kim bu deyip bölüm sonuna baktıktan sonra dönüp baştan bölümü okumak durumunda kalınabiliyor.
Bir diğer husus, atıf ve kaynak meselesi. Kitabın sonunda yararlanılan kaynaklar listelenmiş. Bu bilimsel bir hava vermekle beraber listede –zannediyorum- reklam olmasın diye yayınevlerinin adı geçmiyor. Metin içinde ise geçen ayetler için dipnotla Kurandaki yerine atıf yapılırken, hadis-i şeriflerin kaynaklarının belirtilmemesi ciddi bir eksikliktir. Evet bu bir hadis kitabı değil ama Kurana atıf yapılıyorsa bir sahabenin hayatı güvenilirlik bakımından menkıbe veya cönk kitaplarından daha farklı olmalı. Öte yandan hadis rivayet etmeye tabiri caizse can atan bir Ebu Eyyub görüyoruz. Malum olduğu üzere Hz. Peygambere uzun süre yakınlıkta bulunan sahabilerin çoğu gibi Ebu Eyyub da ilgili-ilgisiz bu kadar rahat rivayette bulunmazdı.
Nihayet, maksadına ulaşıp gençlerin tarihi şahsiyetleri tanıması ve örnek alması noktasında, ilave okumalar için müşevvik oldukça yazarın çabalarını takdir ediyoruz.
19.02.2014

Bir Fransız tarih hocasının (aslında yazılışı “Louis-Casimir Colomb”) 19. asırda yazmış olduğu kitabın Mustafa Refik tarafından dilimize tercümesinin, Selçuk Üniversitesinden adı geçen iki hoca tarafından gözden geçirilerek sadeleştirilmiş yeni harflerle baskısıdır. Arasına birkaç fotoğraf ve şahsi dipnot eklenmiş. Kitabın Salih ve Şahin hocaların kartvizitlerinin aksine hiçbir akademik veya ilmi bir muhtevası yok. Daha ziyade efsaneler, ilginç görülen bazı tecrübe rivayetleri ve yazarının duyumlarından bahisler var. Sanki “Ötüken Neşriyattan musiki nazariyatına dair birkaç kitap çıkardık, böyle bir çalışmamız var onu da yayınlarlar mı” diye yollamışlar da yayınlanmış gibi..