Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Qudsulaqdas Tarafından Yapılan Yorumlar

19.02.2014

Tanınmış ve varlıklı bir aileden gelen, eğitimli, 9 dil bilen, Atatürk’le 1922 Eylülünde İzmir’in alınış günlerinde tanışmış, inkılapların bidayetinde, ilk meclis döneminde 2,5 yıl evli kalmış ve öldüğü 1975 yılına kadar verdiği sözde durarak evliliğine dair konuşmamış büyük bir insanın hayat hikayesi. Her ne kadar evrak-ı metrukesi Türk Tarih Kurumu’nun elinde olup ailesinin muvafakati olmadığından hala yayımlanmadıysa da Prof. Reşit Kaynar’ın 1979 da söylediği gibi “Latife Hanım’ın belgeleri incelenmeksizin devrim tarihinin, daha doğrusu cumhuriyet tarihinin yazılması mümkün olmaz.” Bu söz kitaba serlevha yapılmış.
İçerik olarak İpek Çalışlar’ın daha sonra çıkan kitap-kardeşi Halid Edib Biyografisinden çok daha itinalı olduğunu söyleyebilirim. İnceleme ve yorumlar bir tarih kitabı gibi belgeli olup daha ciddi tutulmuş; itham ve dedikodulara fazla itibar edilmemiş. Sanıyorum eldeki belgelerin ikinci elden olmasının etkisi yanında, Latife Hanımın kendi hatıralarına olan ihtiramının bu kitaptaki tezahürüdür.
Kimi kısımlarda yazarın meşrebi ile feminizm bahsinin yoğunluğu hissedilse de Atatürk’le herhangi bir şekilde alakadar olan kitaplarda görülen, efendim sahneden kahramanın kaybolup Atatürk’ten söz edilmesi hatasına pek düşülmemesi takdire şayandır.
Son olarak Kitapyurdundan aldığım “gözden geçirilmiş yeni baskı” etiketli bu “1. Basım: Temmuz 2011” nüshasının ara sayfalarında tam 16 sayfanın baskısız boş çıktığını belirtmeliyim.
06.01.2014

Kuran’da ismi dünyevi veya uhrevi nimetler arasında geçen gıdalar hakkında bir kitap. Baş kısmında şifa ve şifanın Allah’tan beklenmesine dair bir kısım, son kısmında da haram kılınan yiyecek ve içeceklere dair bir kısım var. Açıklamalar yazarının ihtisası dışında olduğundan dolayı başka eserlerden alıntılar şeklinde yapılmış. Bir bitkisel rejim kitabı okurken hissettiğiniz, anılan her bir şey sanki her şeye iyi geliyor gibi bir zehaba kapılmanız normal. Kitap birkaç yıl içerisinde eskimiş gibi, bu arada sayılan gıdaların pek çok yeni etkisi keşfedildi. Yalnız dikkat ettik, dünyada da olan ahiret nimetleri arasında cennetteki su, zencefil, muz gibi şeyler sayılıp açıklanırken, cehennemde azap aracı olan ateş, zakkum, dikenli dari gibi şeylerden hiç söz edilmemiş. Madem imanla girenler için cehennem bir arınma yeri ise; cehennemin unsurlarının da yerine göre arındırıcı, şifa verici yönleri vardır.
30.12.2013

Davut hocanın tefsir serisinden evvelce çıkanların hemen hepsini okumuş bir Kuran-sever olarak bu kitabın öncekilerden bir ölçüde farklı olduğunu söyleyebilirim.
Öncekilerin aksine başta tam sure metni verilmemiş. Kanaati acizemce sure bütünlüğü anlayışına göre umumi tablonun başlarken kafada oluşturulması öğrenmeyi kolaylaştırır. Bunun bir diğer etkisi, her necm (aynı mana ilgisi dahilinde peşpeşe gelen ayetler topluluğu) bir arada metin-meal ve tefsiriyle verilirken, daha sonra cümleler, peşinden kelime ve daha ayrıntıya dair açıklamalarda aynı usulle tekrar metin-meal-tefsir verilmesi dolayısıyla bir tekerrür girdabı içinde kalıyorsunuz. Sebebini anlamak mümkün; tekrarlar çıkarılırsa kitabın kütlesi üçte bire ineceğinden geleneksel kitap standartlarına ulaşmayacak, basılma şansı kalmayacaktır.
Kitap içinde bu şekilde tekrarattan sakınılmazken, tekrara düşüleceği gerekçesiyle, kitabın elimizdeki bu ilk baskısında Fetih suresinin son üç ayetinin tefsirinin yapılmayarak önceden çıkan “5 Vakit 4 Aşir” kitabına havale edilmiş. Önsözde ise bundan sonraki baskılarda 5 Vakit 4 Aşir’in o kısmının çıkarılarak bu kitaba alınacağından söz ediliyor. Şimdi 5 Vakit 4 Aşir’i almadan önce bunu aldıysanız, eksik kısım için diğerini almak isteyeceksiniz, şu halde 5 Vakit 4 Aşir’in eski baskısını bulamazsanız surenin son ayetlerinin tefsiri olan ciddi bir kısmı kaçırma durumunda kalacaksınız.
Kitaptaki atıf bolluğu dikkate değer. Sadedinde bulunulan her bir hususta hemen her müfessirin görüşü dercedilmiş. Bu yorumları o selef kitaplarına bakarak zaten öğrenmek mümkündür. Fakat genel olarak tarihi tefsir dairesinin haricine pek çıkılmamış. Münhasıran bir esbabı nüzul hatta tarih kitabı sayılabilecek kadar tarihi vakalar üzerinden açıklamalar ilerliyor. Oysa Kuran bütün zamanlar için indirilmiş bir kitap iken esbabı nüzule bu kadar yer verince ilahi hitabın bize yöneltilmiş manaları örtülüyor. Ki tefsirin terim anlamı “örtüyü kaldırmak” ise bu usul maksada hizmet etmiyor. Ayetlerin iniş şartlarını ihmal etmeksizin, bugün ve bizim için ne söylediği, hem geleceğe yönelik mana münasebetleri daha çok nazara verilmeli.
Her şeye rağmen, Kuran’a ve asrı saadete olan samimiyetimizi korumak için böyle akademik kartvizitli yazarların kitaplarını takip etmek gerekiyor.
16.12.2013

Müslümanlar için Kuran’dan sonra en kıymetli kitaplar Peygamber aleyhisselamın hadislerinin bir arada bulunduğu kitaplardır. Merhum hadis hocası İbrahim Canan’ın en cüsseli eseri olan bu set, altı muteber “sahih” hadis derlemesi olarak bilinen Muvatta, Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesei’ye son kısımda İbnu Mace’nin ilave hadislerinin eklenmesiyle oluşuyor. Yani altı değil yedi kitaptan müteşekkil. Bunun sebebi bazı alimlerin hüküm çıkarma işinde Muvatta’ı bazılarının İbnu Mace’yi referans almaması. Hadis ilminde “usul”üne uygun olarak cerh ve tadil kıstaslarından geçen malzeme bellidir. İbrahim Canan da aslında tamamen orijinal bir eser yazmamış; altı kitabın mükerrer hadisleri çıkarılarak düzenlenmiş bir telifi olan Zebidi'nin “Teysiru'l-Vüsul” adlı eseri tercüme edip maddeler halinde şerh etmiş. Baş kısmında bu işin anahtarı mesabesindeki hadis ilimleri bahsinin bulunduğunu ve son cildinin de fihrist olduğunu belirtelim.
Baskı kalitesi ve cildi gayet kaliteli. Tek kelimeyle evladiyelik... Fakat 90’lı yıllarda Zaman Gazetesinin hediyesi olarak verilen baskısının Arapça metinleri, puntosu iri ve harekeli olduğundan dolayı daha okunaklıydı. Arapçayı iyi bilmiyorsanız doğru okumakta sorun yaşıyorsunuz. Ayrıca o baskıda bulunan Fethullah Gülen’den yapılan alıntılar burada çıkarılmış.
Son olarak, hadislere DVD-Rom ve internet kaynaklarından da ulaşabilirsiniz fakat elinizi rafa uzattığınızda ulaşabileceğiniz, kağıda baskı hala kitap kurtları için vazgeçilmez.
04.12.2013

Sarı Zeybek adını ilk defa Fahir Atakoğlu’nun kendi adını taşıyan ilk albümünde duymuştum. Kasette Demirkırat, 12 Mart gibi 90’ların diğer klasik belgeselleri ile birlikte bu kitabın belgesel-film müziği yine aynı adla yayımlanmıştı. O albümünde Atakoğlu bir tek Sarı Zeybek parçasının icrasında ney kullandırmıştı ki parça oldukça uhrevi bir romantik hava hissettiriyordu. Kitabın önsözünde Sarı Zeybek adının çok sevildiğinden, moda defilelerine ve bir rakı markasına da ad olduğundan bahsediliyor. İsimden ticaret markası türetilmesinin tipik bir örneği...
Yine önsözlerde son günlerinden bahsedilen Atatürk’ün “insani” yönü üzerinde durulacağı, kitabıyla filmiyle gerek bu belgesel üzerine çalışanların gerekse okuyucu-seyircilerin nasıl duygusallaştığından söz ediliyor ki ben de büyük bir beklentiyle heyecanlandım. Resimlere uzun uzun baktığım halde bu heyecanla kitap birkaç saatte bitti. Bahsedilen konu Atatürk’ün çok içmesi, kimseye itaat etmemesi, işinde kendini helak edecek derecede feragatli olması, doktorların teşhis hataları olmak üzere birkaç başlıkta toplanabilir.
Kitapta bu kadar alkol vurgusu olduğunu tahmin etmezdim. Benim gibi sıradan bir okurun kafasında oluşan ana fikir: “Adamcağız içkiden ölmüş. Yazık be. Bakmamış kendine.” Bu Atatürkçülüğe ne kadar hizmet eder? Çocuklar ve gençleri alkolden uzak tutmayı kanunlarla sağlanmaya çalışırken iş Atatürk’e gelince her akşam rakı içmek gayet sevimli ve -kitaptaki ifadesiyle- “muzip” olabiliyor. Olayın buz gibi gerçeği ise kitap boyunca sürekli yüzünüze çarpıyor: Alkol ölümü çabuklaştırır!
Kitap epik bir trajedi gibi ölümle 10 Kasım 1938 günü bitiyor ki bu şekilde gerilimin en üst noktasında bırakılması etkileyiciliğini fevkalade artırıyor.
Kitapla beraber verilen belgesel filmi DVD formatında 44 dakikalık bir video. Aslında ilk 1993 yılında ilk yayımlanan bu filmdir, çok sevilmiş, tekrar tekrar yayınlanmış, okullara kışlalara girmiş, hatta Can Dündar’a bile askerliği sırasında emirle seyrettirilmiş! Kitap daha sonra çıkmış. Görsellik açısından film daha akılda kalıcı ama tabii ki kitap kadar kapsamlı değil. Kitaptan ilginç tarihî şeyler öğrenebiliyorsunuz. Bir parlamenter rejim cumhurbaşkanı olmakla beraber Atatürk’ün bütün “kuvvet”leri nasıl şahsında birleştirdiği, başbakanlık makamını nasıl işlevsizleştirip İnönü’yle arasını açtığı… Efendim, yurt dışına sürdüğü Osmanlı hanedanının Dolmabahçe Sarayına nasıl yerleştiği, Sultan Mehmet Reşat’ın odasında son günlerini geçirerek orada öldüğü…
Son olarak diğer yayınevlerine kıyasla pahalı fiyatları ile bilinen Can Yayınlarının neşrini üzerine aldığı kitabın bu birinci baskısında fiyatına ve bahsettiği kıymetli insana yaraşmayan ciltçilik özensizliği görülüyor. Kapağı pek ince, daha ele alındığında kitabın kaybettiği form bir daha düzelmiyor. Hediye olarak verilen DVD arka kapağın iç yüzüne ambalajsız olarak bir çentiğe tutturulmuş. Disklere özen gösteren biriyseniz DVD için yeni bir mahfaza edinmeniz gerekiyor.