Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
İlunga Tarafından Yapılan Yorumlar
Katılır mısınız bilmem ama insanın kendi hakkında yazması üzerine şöyle diyor Karl Ove Knausgaard:”Kişinin kendisi hakkında yazması belli bir bakımdan empatinin tam tersidir,empati dıştan içe hareket ederken kişinin kendi hakkında yazması içten dışa yönelmek anlamına gelir.Yine de iki süreç de aynı şeyi, yakından tanımayı ve böylece anlamayı hedefler.Kendisi hakkında yazan kişi özün dışına çıkıp dışsal bir bakış benimsediğinde aynı zamanda hem içe hem dışsa ait olan tuhaf bir nesnellik oluşur, kişinin kendi özü içinde başkasına aitmiş gibi dolaşabilmesini mümkün kılan işte bu nesnelliktir ve bu hareket empati gerektirdiği için böylece çember kapanmış olur.”
syf 125
Karl Ove Knausgaard’ın Mevsimler dörtlemesini bitirirken yukarıdaki cümleler neden Karl Ove Knausgaard okumayı sevdiğimi de anlamamı sağladı.
Unica Zürn ile Yasemin Adam kitabıyla tanışmıştım.Okuduğum ikinci kitap olan Kara Bahar’ın anlatımını Yasemin Adam’dan çok daha anlaşılır buldum.
Kara Bahar’ın ana karakteri isimsiz kız çocuğu, aile fertlerinin birbirinden kopuk yaşadığı, sorunlu bir aileye sahip.Üzerine büyümenin sancıları da eklenince trajik bir sona doğru ilerler.Çok etkileyici buldum Kara Bahar’ı.
Ucunda Ölüm Var'ın Ağıtçı Kadını, Arkanya'ya komşu olan Arguvan'da yaşayan gittiği hiçbir cenazede taraf tutmaksızın ölenin hikâyesini ağıtlarına katan "Herkesin ömrünü hikâye ederken kendi ömrüne bir cümle kuramamış" ben diyen bir kadın.Sayılı günleri kaldığını düşündüğü için,50 yıl önce kaybettiği aşkının Heves Ali'nin izini sürer ülke boyunca.Elli yıl boyunca yaktığı ağıtlara katar aşkını, türkülerde izini sürer.Her ne kadar aşk gibi görünse de kitabın derdi, Kemal Varol bu aşkın ekseninde ülkeyi anlatır bize.Gerçek karakterlerin kurmaca halleri, kurmaca karakterlerin gerçekliği iç içedir.Ağıtçı Kadın roman boyunca İstanbul, Konya, Bursa, Erzurum'u dolaşır.Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehri'ndeki Ankara'nın yerini Arkanya alır.Tanpınar'ın aksine bu beş şehrin anlatılmayan ya da anlatılmaya değer görülmeyen yönlerini gözler önüne serer yazar.Beş şehir beş cenaze ile kısa bir Türkiye tarihini okuyabilirsiniz.
Kitabın daha ilk sayfasında karşılaştığımız “Dışarıdan bakıldığında donuk bir adamım, oysa kafamın içinde düşünceler, hayaller alev alev..” cümlesi bizi nasıl bir anlatının beklediğinin göstergesi sayılabilir.
Kaybolan yaşlı komşusunu aramaya çıkan ana karakterimiz ( anlatıcımız) kendisini rüya ile gerçeğin iç içe geçtiği karanlık bir dünyanın içinde bulur.78 model bir Nova, arabanın içine sinmiş Old Spice kokusu, radyodan gelen müzik, sonrasında güneş gözlüklü kokinalı kadın ile sokakta yapılan dans nedeniyle olsa gerek, başlangıçta “Singing In The Rain “ filmi tadında bir müzikalin içinde hissettim kendimi.
Kitap ilerledikçe, özellikle kahramanımızın üniversitenin dehlizlerinde kaybolması ile birlikte romantik bir müzikalden çıkıp, sanki Gotham şehrinin ürkütücü, tekinsizliğinde buldum kendimi.
Postmodern anlatıma sahip olan Mantissa’da John Fowles esin perisi Erato üzerinden aslında yazar olarak kendi yaratıcılığı ile dalga geçiyor.Erato ile ilişkisi aşk, erotizm yoğunluklu.
Sevdiğimiz yazarların bazı kitaplarını beğenmeyebiliriz değil mi?
Mantissa, ya beni aştı ya da alışık olduğum Fowles kitaplarından farklı bir kurguya sahip olduğu için ısınamadım.