Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

umutseyhan75 Tarafından Yapılan Yorumlar

27.01.2010

Boyalı Ev, şimdiye kadar okumadığım için kendime çok kızdığım, mükemmel bir roman. John Grisham'ın Türk okurlarının en büyük şansı, yazarın Remzi Kitabevi tarafından getirilmiş olması. böylece sayfa sayısı şişirilmemiş makul bir fiyat, kaliteli bir baskı ve en önemlisi iyi ve hatasız bir çeviri her zaman garanti altında.
Grisham, bence bu romanda kendini aşmış. Hani edebi konularda ahkam kesebilecek birisi olsam "bu bir klasik olabilir mi?" diye soracağım kendime ama, haddimi aşmak istemiyorum.
Gerek betimlemeleri, gerekse analizleri ile okurunu ilk sayfadan itibaren içine alan roman, son sayfaya kadar bırakmıyor. Her mükemmel roman gibi damağınızda tadı kalıyor.
Bir de soru kalıyor insanın aklında: bin tane Kayıp Sembole değişilmeyecek böyle bir roman (bu bir örnek, King'in Duma Adası da bir diğer örnek, örnek çok) bu ülkede neden çok okunmuyor da, saçma sapan -basit heyecan dizileri- hem okunup hem de yüceleştiriliyor?
Ben bu sorunun yanıtını bulamadım, bilen varsa söylesin.
13.01.2010

KAYIP SEMBOL, DAN BROWN-TÜRKİYE İLGİSİ VE DAN BROWN'UN ROMAN YAZMA TEKNİKLERİ
Dan Brown'ın son romanı Kayıp Sembol, yine dini ögelerle örülmüş ve bu kez masonluk da eklenerek çekicilik seviyesi iyice artırılmış bir çok satan piyasa romanı olmuş.Romanın ilk sayfasında başlayan sürükleyicilik, Mal'akh'ın geçmişinin anlatıldığı ve çok saçma olan orta bölüm ve yazarın Masonlara itaat ederken Vatikan'ı da yağlamayı unutmadığı -maceranın bitişinden sonra romanın bir türlü bitmediği- son bölüm haricinde kesintisiz devam ediyor. Zaten çok okunacak ve bu sürükleyicilik için elbette okunmalı. Kesinlikle öneririm. Ama, okumak, zevk almak ve beğenmek ile saçmalamak farklı şeyler. Bakın şimdi!
SORULAR:
1.Dan Brown'ın gelmiş geçmiş en iyi yazarlardan biri diye anılması ne kadar doğru?
2.İstanbul'da şerefine kokteyller ve panellerle, haber programları konuklukları ile karşılanması saçmalık mı değil mi? Bu adam Türklerle pek mi dost?
İŞTE YANITLAR:
1. Rezalet Dijital Kale'yi bir tarafa bırakırsak Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar'da
öğrendiği "hiç gündemden düşmeyen ve herkesin bildiği ama kimsenin de aslında çok bir şey bilmediği konuları (Da Vinci Şifresi: Kutsal Kase, Melekler ve Şeytanlar: Vatikan ve Papalık, Kayıp Sembol: Masonluk) kullan" ilkesi uygulanmış. Böylece medyada ses getireceği garanti!
2. Bütün olay -her zaman olduğu gibi- yine kısacık bir sürede geçiyor. ??? sayfa toplam 10 saati kapsıyor. Yani bölün sayfa adedini 10'a, adam bir saati 52, bir dakikayı neredeyse 1 sayfada anlatıyor. İddia ediyorum!:Heyecanlı bir anınızı dakikası 1, saati 52 sayfadan anlatın, verin birine, hiç tanımadığınız birine, inanın okur! Çünkü bu zaman/sayfa adedi oranı ne kadar kısa ise, sürükleyicilik o kadar artar. Bunu da yazarlıkla ilgili azıcık bilgisi olan herkes bilir.
3. Gerçek mekanlar ve dikkat çekici, herkesin bildiği mekanlar kullan! (Türkiye'de bile hepimizin bildiği, ekranlarda Anıtkabir'den veya Süleymaniye'den daha fazla gördüğümüz Kongre Binası, Vatikan Sarayı, Washington Anıtı gibi...). Ama bu mekanları gerçek halleri ile tasvir et ve kullan, metal fırtına çerçöpünün yazarları gibi ülkenin başkentini bile kafadan atarak tasvir edersen olmaz.
4. Gelelim Dan Brown'ın Türk dostluğuna:Romanın kısacık bir bölümü İstanbul'da geçiyor ve adam ülkemizi resmen Patagonya gibi tasvir ediyor. Bunu açarsam romanın içeriğine girmiş olurum, okuyanlar bilir. Durum rezalet. Gözümün önüne adamı haber programına konuk etmiş, kitabı okumamasına rağmen sırf %3 reyting uğruna kendini komik duruma düşüren çok ünlü haber sunucumuz geliyor ve gülüyorum: "Sayın Brown, ülkemize daha önce de geldiniz ve beğendiniz mi?" "A evet, hastasıyım ülkenizin, İstanbul'a bayılıyorum, Türkiye çok gelişmiş ve güzel bir ülke".
5. Roman boyunca sırası ile ortaya çıkıp çözülecek sırlar belirle ve bunları sırası ile çöz. Ama dikkat! Biri çözülmeden öbürünü ortaya sür ki merak hiç bitmesin. Şimdi inanmayan tekrar baksın:romanın bütününde 5 tane sır ya var ya yok! Ve konuyu özetleyin deseler, söyleyeceğiniz üç beş cümle ve aslında hiç de öyle ahım şahım bir konu yok. Ama okuyunca sürüklüyor işte, bu da onu olduğundan çok daha iyi ve büyük gösteriyor.
BİR DE DAN BROWN’IN ARAŞTIRMACI YAZARLIK OLAYI VAR:
İşte bu adamın hiç de araştırmadan, tamamen atmasyon yazdığının iki kanıtı:
1.Melekler ve Şeytanlar’da Cern laboratuarında geçen bölüm ile ilgili laboratuardan açıklama geldi:Sadece retina taraması güvenlik sistemimizi doğru bilmiş, gerisinin gerçekle ilgisi yok.
2.Kayıp Sembol’de Türkiye’de Kartal’da bir hapishane müdürünün suçluyu rüşvetle serbest bırakması: Hapishane müdürünün böyle bir yetkisi yoktur bir kere. Yani Türkiye değil Patagonya olsa bile, hukuk sistemine göre Hapishane Müdürü bekçidir, serbest bırakamaz!
SONUÇ
Peki ne? Okunmayacak mı bu roman? Elbette okunacak. Zevkle okudum. İlginç ve iyi örülmüş bir hikayesi var. Ama yapmayın, yok İstanbul'a gelmeliymiş, İstanbul'un sembolleriyle ilgili kitap yazmalıymış. İyi bir macera romanı yazarı, işte o kadar, abartmayın. Başka kitaplar da okuyun.
30.12.2009

Cussler'ın günümüzde geçen bilim kurgu romanlarından farklı ilk romanı Kusursuz Plan. Roman bir western. Kendisinin gemi enkazları ve arabalar konusunda eskiye olan özlemini gerek romanlarından, gerekse kendi finanse ettiği araştırmalarından zaten biliyoruz. İşte bu romanında bence kendini tatmin etmek için hep özlem duyduğu eskilerde (1906) geçen bir dedektiflik öyküsü yazmış.
Diğerlerinden ayrı bakmak gerekiyor bu romana. Bir western macera romanı olarak ele almak gerek. Western romanlar hakkında tecrübem olmadığı için ben sadece bir Clive Cussler romanı olarak yorumlayabileceğim.
Öncelikle, Cussler okurları -her romanını okumalılar tabi ama- bunu mutlaka okumalılar. Gerçekten çok ilginç, böyle bir Cussler romanı okumak.
Roman, başından sonuna dek oldukça iyi kurgulanmış bir öyküyü aktarıyor. Bununla birlikte, bence son bölüm hariç, olması gerekenden daha kısa. Yazar son bölüme o kadar özenmiş ki, bir an önce oraya varabilmek için o noktaya kadar öyküyü çok yalın ve hızlı götürmüş. Bir de sözkonusu olan o eski zamanlar olunca, Cussler'dan beklenen harikulade tasvirleri bulamıyorsunuz örneğin.
Son bölüm ise gerçekten çok iyi. Hem tasvirler doyurucu, hem de çok sürükleyici. Tek sıkıntı, romanın başında bir flash forward yaptığı için sonucu baştan çok net tahminleyebilmeniz. Ama o sona nasıl ulaşılacağı son sayfaya kadar bir soru işareti olarak başarıyla saklanmış.
Bir de Cussler tarzı var tabii ki, aynen bu romana da yansımış. O da, bir adet 007 Bond misali mükemmel roman kahramanı. (Dirk Pitt, Kurt Austin gibi yani). Bu adam her zamanki gibi çok iyi, dayanıklı, zeki ve becerikli. Ve kadınlar konusunda da şanslı.
İşte bu noktada, bu romanın farklı tarzından dolayı yine son sayfaya kadar yaşanan bir diğer soru işareti var: Acaba bu kez kahraman ölecek mi?
Mutlaka okunmalı.
14.12.2009

İlk romanından itibaren kendi tarzını yaratmış (ve Tuzak hariç) hiçbir romanında bu tarzın dışına çıkmamış olan John Grisham, yine bir Grisham klasiği ile -Remzi Kitabevi sağolsun- az ama öz Türk okurları ile buluştu. Yine roman kişileri ile içiçeyiz, yine onların karakterlerini anılarının izleri ile birlikte tanıyor, yine yaşananlarda taraf oluyor, sınırlı sayıda sayfada yaratılan gerilimlerden değil, romanın bütününden etkilenerek geriliyor ve merak ediyor ve sakin ve derin bir haz olarak okuyoruz. Sonuçta damağınızda 5 tane Dan Brown romanından daha fazla tad bırakacak bir roman. Grisham okurları gibi henüz bu yazarı okumamış olanlara da öneriyorum.
07.12.2009

Soner Yalçın, bu kitabını Giriş bölümünde yazmış, kalan bölümlerde ise yazdıklarını ispatlamış. Müslümanlığın siyasi görüşten bağımsız ve ahlaklılıkla ölçülebilen ulvi yanı ile din tüccarlığı ile ticareti öyle bir anlatmış ki, belgesiyle, kanıtıyla, hepsinin ipliğini pazara çıkarmış. Hele "müslümanlıkta şeyhlik var mı?" diye soruşu yok mu?
Bu yazarın bir çok eserini okumak üzere umutla bekliyorum.