Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

İzzet Eroğlu

1980'de doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Aynı Üniversitede doktora çalışmasına devam etmektedir. Anayasa hukuku ve özellikle parlamento hukuku ve insan hakları alanında çeşitli makeleleri ve "İnsan Haklarının Parlamenter Denetimi" adlı bir kitabı bulunmaktadır. Biri (Suistimalci Anayasacılık) bağımsız, diğeri (Otoriter Anayasacılık) birlikte olmak üzere iki eseri TÜrkçeye tercüme etmiştir. Hukuk-edebiyat ilişkisi, tarihî romanlar ve hukuk tarihini edebi eserler üzerinden okumak gibi okumaya dair ilgili alanları bulunmaktadır.

İzzet Eroğlu Tarafından Yapılan Yorumlar

23.09.2021

Osmanlı’nın son dönemindeki Saraylıların hayatına dair ve özellikle Sarayın kadın mensuplarına dair evliliklerinden boşanmalarına kadar değişik konuları zaman zaman da ince detaylarıyla veren ilginç bir eser. Bir cihan kaynanası adıyla maruf olsa da bu eser bağlamında yazarın adeta bir saray kaynanası olduğunu söyleyebiliriz. Çok sayıda Saray mensubuna dair bu kadar detay bilgilerin ve belki de kısmen dedikoduların bir araya getirilmesi kolay olmasa gerek. Eser Osmanlı’nın son zamanlarında Saray mensuplarının yaşayışını merak edenlere hitap etmektedir. Eserde dönemin siyasi koşullarıyla ilgili olarak da yer yer bilgiler verilmektedir. II. Abdülhamid’in geçirdiği hastalığın azim ve iradesinde etki yapması ve tahtı koruyamamasında bu hastalığının etkili olduğunun iddia edilmesi son derece ilgi çekici geldi. Saray mensuplarının karakterleri, zaafları, evlenmeleri, Türkiye’den ayrılmaları ve yurt dışında yaşama koşulları ve ölümlerine kadar birçok hususu değinilmiştir.
12.09.2021

Münevver Ayaşlı’nın İstanbul ayrılışı ile başlayan ve Suriye ve Lübnan’da devam eden ve I. Dünya Savaşı öncesi, sırası ve sonrasına denk gelen ve devamında geçiş dönemine karşılık gelen hatıraları eserde yer almaktadır. Başkent Ankara’nın ilk yıllarına dair önemli anekdotlara eserde rastlanmaktadır. Eserin üslup bakımından temeyyüz eden pek bir özelliği bulunmamakla birlikte geçiş dönemini, kişilerini ve olaylarını ele alması bakımından önem arz etmektedir. Bazen hiç ummadığınız yerden sizi başka yerlere götürebilme imkânı vardır hatıraların. Sonradan yayımlanmayan Hüseyin Kazım Kadri’nin Büyük Türk Lügati ile laf arasında karşılaşabilirsiniz. Bununla birlikte tanık olunmadığı hâlde duyulan hadiselerin anlatıldığı konulara ihtiyatlı yaklaşmak gerekir.
01.08.2021

Zeki Velidi Togan’ın Türkiye’ye gelmeden önceki hayatını içeren Hatıralar’ında; ailesi ve eğitim hayatı, sosyal, kültürel ve ilmi hayat ile Başkurdistan ve Türkistan’daki özgürlük mücadelesi detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Eser Orta Asya Müslümanlarının 20. yüzyıldaki modernleşme bunalımlarını siyasi krizlerle birlikte somut şekilde anlatmaktadır. Başkurdistan’ın Kuzen köyünden Basmacı Ayaklanması ve Enver Paşa’ya, ilmi hayattan Freud’a komşuluğa kadar farklı sosyal ve siyasi olaylar yer almaktadır. Başkurdistan bağımsızlık hareketinin önderi olan yazarın Hatıralar’ı Orta Asya ve Türk tarihine ilgili olanların istifade etmesi gereken bir eserdir.
20. yüzyılın en meşhur distopyalarından olan "Cesur Yeni Dünya", modern dünya sisteminin sosyo-kültürel ve inanç bakımından sert bir eleştirisi niteliğindedir. Distopya denildiğinde, yine aynı yüzyılın distopya yazarı George Orwell ile zaman zaman mukayeseler yapılsa da, bu mukayeselerde eserlerin birbirine üstünlüğünden ziyade birbirini tamamlayıcılığı dikkat çekicidir. Orwell, modern sistemin siyasi eleştirisini ortaya koyarken; Huxley, sosyo-kültürel eleştirisini ortaya koymaktadır. Orwell’ın eleştirisi, konusu itibariyle daha çekici olmakla birlikte, esasında dünyanın gitmekte olduğu mecra bakımından Huxley’in eleştirileri kanımca daha fazla üzerinde durmayı ve düşünmeyi hak etmektedir.

Eserde, modern dünyada insanların aile ve akrabalık bağları olmadan teknolojik yöntemlerle üretildiği ve yetiştirildiği bir toplum yapısı, bu yapının dışında yer alan ayrı dünyadan gelen John’un bu toplumda yaşadıkları ele alınmaktadır. Bu yapıda insanlar çocuk sahibi olmamakta ve çocukları yetiştirmemekte olup, bu işlemler devlet kuruluşu olan Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi tarafından yürütülmektedir. İnsanlar sloganlarla yönetilmekte (“Herkes herkese aittir.”, “Atıp kurtulmak onarmaktan iyidir.”, “Toplu seks poplu seks”) ve farklı düşünmelerine müsaade edilmemektedir. Tüm totaliter sistemlerde olduğu gibi, bireyler ne kadar az bilirlerse o kadar daha iyidir. Bu bağlamda tek tip olma ve tüketim kültürünün yeknesaklığı önem arz etmektedir. Bu toplum yapısında dert ve sorunlara karşı şipşak çözümler üretilmiştir. Soma denen uyuşturucu ve rahatlatıcı haplar, mutat tüketilen ürünlerdendir. Esasında, tüm bu araçlarla birey bir cendereye sıkıştırılmış durumdadır. Ancak, bireye özgür olduğu şartlandırıldığından birey köleliğinin farkında bile değildir.

Eserin dünyasında insanlar piramidi andırır şekilde kategorilere ayrılmış durumda: Üsten alta doğru insanlar Alfa, Beta, Gama, Delta ve Epsilonlar şeklinde kategorize edilmiştir. Sınırsız yetkili Mustafa Mond’un ismi dikkat çekmektedir. İsmin Mustafa kısmının eserin yazıldığı yıllarda hüküm süren Mustafa Kemal Atatürk’ten, Mond’un ise İngiliz sanayici, finansör ve siyasetçi Alfred Mond’dan mülhem olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Kanımca, George Orwell’ın Türk Devrimi’nden etkilenmesi 1984’te varlığını, özellikle oluşturulan yeni dil konusunda, daha fazla hissettirmektedir.

Modern toplumlarda, diğer konulardan farklı olarak şartlandırma ve algı konusunun ele alınış tarzı son derece ilgi çekicidir. Her ne kadar ülkelerin demokratik şekilde idare edildiği belirtilse de, şartlandırma ve algı konusu değerlendirildiğinde, yönetim konusunun da bir şartlandırma ve algıdan ibaret olduğu ve bireylerin gerçek iradelerinin tecelli etmesine asla ve asla imkân verilmediği net bir şekilde görülecektir.

Modernizm eleştirisi bile modernizmin temel veri kabul edilmesiyle sorunludur. Modernizme alternatif sistem önerisi bulunmadığı gibi modernizmin dışına çıkma gayretleri de ucube olarak gösterilmektedir. John’un sonu ve “Vahşi” olarak nitelendirilmesi de bunu göstermektedir. Modernizm eleştirisi de bir bakıma modernizm verileri ile yapıldığından gerçek anlamda alternatif ortaya koyamamaktadır. Yazarın kafasının bu anlamda çok da net olmadığı söylenebilir.

Sanal yaşam ve tüketim çılgınlığı ve bu dürtünün canlı tutulmasında kadınların ağırlıklı olarak kullanılması artık bu dünyanın bir gerçeği. Yaklaşık yüz yıl önce düşünülenlerden daha fazla gerçekleşmiş hâlde. Maalesef bu gidişatın kimin lehine işlediği de pek sorgulanmıyor. Ama şu muhakkak ki bu yönlendirme, kendiliğinden olan bir hadise olmayıp bir yapının planlamasının neticesidir. Muhalefette dünya sorunlarını geniş vizyonla ele alanlar, dünya nimetlerine kavuştuğunda eleştirdiklerinden daha iyi konumda değiller. İnsanlık her yerden dökülüyor. Ufukta bir kurtuluş umudu da pek gözükmemektedir.
03.07.2021

Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayatının anlatıldığı eser maalesef detaylı bir çalışmanın ürünü olduğu izleniminden ziyade ısmarlama bir eser olduğu izlenimi uyandırmaktadır. Tarihî şahsiyetlerin üzerinde gereği gibi çalışma yapılmadan tüketilmesi ne yazık ki çok acı bir durum. Yunus Emre’nin anlatıldığı Bin Ben Vardır Bende Benden İçeri adlı eser yazar maharetini ortaya koymuşken bu eserde Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayatının ele alınışı sathi ve yüzeysel kalmıştır. Detaylı bir tarihî araştırma neticesinde daha geniş kapsamlı ve doyurucu bir eserin hazırlanması mümkündür. Zaten eserin ilk sayfalarında belirtilen eserin Makalat, Vilayetname ve Tarih Boyunca Bektaşilik eserleri üzerine kurulu olduğu bilgisi de kaynakların sınırlı olduğunun itirafı niteliğindedir. Eserde anlatılan dönemin sosyo, kültürel ve ekonomik yapısı hakkında genel geçer bilgilerin ötesinde yeni bir şey ortaya konamamıştır. Bunun yanı sıra eserde görülen yazım yanlışları da özensizliğin alametlerindedir.