Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

İzzet Eroğlu

1980'de doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Aynı Üniversitede doktora çalışmasına devam etmektedir. Anayasa hukuku ve özellikle parlamento hukuku ve insan hakları alanında çeşitli makeleleri ve "İnsan Haklarının Parlamenter Denetimi" adlı bir kitabı bulunmaktadır. Biri (Suistimalci Anayasacılık) bağımsız, diğeri (Otoriter Anayasacılık) birlikte olmak üzere iki eseri TÜrkçeye tercüme etmiştir. Hukuk-edebiyat ilişkisi, tarihî romanlar ve hukuk tarihini edebi eserler üzerinden okumak gibi okumaya dair ilgili alanları bulunmaktadır.

İzzet Eroğlu Tarafından Yapılan Yorumlar

19.12.2020

Cemil Meriç Bu Ülke’de ‘Tercümede lafza teslimiyet ihanetlerin en büyüğü.’ der. Bu bağlamda kaynak dilde yazılanların hedef dile aktarılması büyük önem arz etmekte ve karşımıza diller arasında eşdeğerlik sorunu çıkmaktadır. Genel olarak tercüme ve özel olarak da Arapça-Türkçe tercüme akademik bakımdan çalışmaların az olduğu bir alan. Eserde genel olarak bilim dalı olarak tercüme ve konuyla ilgili yaklaşımlar ele alındıktan sonra örnekli bir şekilde kelime ve kalıplaşmış ifadeler düzeyinde eşdeğerlik sorunu ve ardından genel tercüme stratejileri ele alınmıştır. Eser tercümede eşdeğerlik sorununu büyük ölçüde Arapçadan Türkçeye tercüme örnekleri üzerinden ele almıştır. Tercüme düzeyine gelmiş Arapça bilenler eserden istifade edebilir. Eser akıcı, sadece ve anlaşılır bir dille kaleme alınmış olup eserde büyük ölçüde yazım kurallarına riayet edilmiştir. Bununla birlikte bazı yerlerdeki zorlama öz Türkçe kelimeler (sözce, sözcükleme, değiştirim, derlem vb.) eseri anlamayı zorlaştırmaktadır.
12.12.2020

Modern Arap edebiyatının önde gelen şairlerinden Nizar Kabbani’nin Belkıs ve Kudüs ile tartışmalara sebebiyet veren “Ekmek, Esrar ve Ay” gibi birçok şiirinin yer aldığı eser. Kabbani her ne kadar “Arap” veya “kadın” şairi olarak bilinse de şiiri politik bir araç kullanarak toplumun yaşadığı acılar, muhafazakâr ve mütevekkil bireylerin iktidar karşısında sessiz tutumları, din sömürüsü gibi çeşitli konulara değinmiştir. Örneğin bir terör saldırısında kaybettiği eşine yazdığı “Belkıs” şiirinde bile çok sayıda politik eleştiri yer almaktadır. Nesrin bile tercümesi zorken şiirin tercümesinin zorluğu, belki de imkânsızlığı söz konusudur. Bizde Cemil Meriç’in nazımla yazılmış beş perdelik oyun olan Hernani tercümesi, nazım tercümelerinde en başarılı örneklerdendir. Bu bağlamda eserin mütercimi Mehmet Şayir de Kabbani’nin şiirlerinin tercümesinde mümkün olabildiği ölçüde eserin şiirselliğini, tınısını Türkçeye aktarmıştır. Eser; sade, akıcı ve anlaşılır bir anlatımla Türkçeye kazandırılmıştır.
11.12.2020

Ulus devletler çağında diğer konuların yanı sıra özellikle tarih yazımı ulusçuluk anlayışından fevkalade etkilenmiş ve adeta tarih yeniden yeni bir bakış açısıyla yazılmıştır. Mehmet Ali Paşa’nın Mısır Valiliğini ordu üzerinden ele alan yazar; resmî/ulusçu tarih yazımına somut ve sağlam dayanaklarla meydan okuyarak tarihin okunmasının özellikle insan üzerinden okunmasını sağlayacak ufuk açıcı bir bakış açısı getirmektedir. Zahiri parlak muvaffakiyetlerin arkasındaki hakikatlerin anlaşılması bakımından yeni bir anlayış ortaya koyan eser, bazı eserlerde görülen birkaç somut olay üzerinden sonuca varma kolaylığına da gitmemekte olup Mısır’daki ordu kurumunu sistematik olarak ikna edici somut delillerle ele almaktadır. Eseri akıcı, sade ve anlaşılır bir şekilde Türkçeye çeviren tercüman esere büyük bir takdiri hak eden emek harcayarak önemli bir başarıya imza atmıştır. Belki de Türkiye’deki tarih yazımına da yeni bir perspektif sağlayacak eser konunun ilgililerine şiddetle tavsiye edilir.
06.12.2020

Modern hikâye ve romanın menşeinde ileri sürülen tezlerden biri de “makâme” olup bu türün ilk örneği X. yüzyılda Bedîüzzaman el-Hemedânî tarafından verilmiştir. Eserde 51 adet makâme Arapçadan Türkçeye tercüme edilmiştir. Makâmeler bir anlatıcı tarafından anlatılmakta ve genellikle dilenci olan kahramanın maceralarını içermektedir. Yarıdan fazlasının konusu dilencilik olan makâmelerde kurnazlık, kahramanlık ve aşk gibi çeşitli konular ele alınmıştır. Hikâye ve romanla mukayese edildiğinde basit olarak nitelendirilebilecek makâmeler türünün ilk örneği olması ve hikâye ve romana ilk esas teşkil edebilecek bir edebi tür olması bakımından önem arz etmektedir. Eserin girişinde el-Hemedânî’nin eserleri ve hayatı ile genel olarak makâme edebi türü hakkında bilgi verildikten sonra tercüme edilen 51 makâme yer almaktadır. Makâmelerin dili genel olarak sade ve anlaşılır olup gerekli yerlerde birçok dipnotla gerekli izahat yapılmıştır. Eserde yer yer yapılan yazım yanlışları dikkati çekmektedir.
II. Dünya Savaşı’nda Yugoslavya’da savaş koşullarının, bir köyün dışındaki çiftlikte yaşayan şehirli bir kadının beklentileri üzerinden ağırlıklı olarak psikolojik tahlilinin anlatıldığı bir eser. II. Dünya Savaşı’nın şartlarını yaşamış yazarın iç dünyasına yönelik önemli unsurlara eserde ulaşılabilir.
Eserin olay örgüsü son derece basit olup köyün dışındaki müstakil çiftliklerinde kendi hâlinde yaşayan mutsuz bir çiftin, Luba ve Yovan çiftinin, Partizanların gelip gitmeleriyle başlayan ve sonrasında Nazilerin gelmesiyle sonlanan hayatlarından bir kesit sunulmaktadır. Luba şehirde yetişmiş ve sonra bir köylü ile evlenen düşünceleri, konuşması, hâl ve hareketleri köylü kadınlardan ayrılan bir kadın. Şehirdeki hayatından sonra sosyallikten uzak son derece monoton bir hayatın içerisinde. Aynı zamanda kendi hâlinde tarla ve hayvanlarıyla uğraşan Yovan’ın içine kapanık hâleti ruhiyesi ise Luba’yı daha da yalnızlaştırmakta. Partizanların evlerine sık sık geldikleri zorunlu ziyaretlerin birinde yaşadığı şehirle ilgili anlatılan bir hatıra Luba’yı alır ta uzaklara götürür. Kalbinin gizemli bir dehlizindeki hatıralar tekrar canlanır ve bu hatıralar kendisini adeta esir alır. Luba’nın iç dünyasındaki aşk ve savaşla ilgili korku, beklenti ve ümidin anlatıldığı tahlillerle bezenmiş bir eser.
Eser; Luba üzerinden savaşı, kadın bakış açısıyla ele almaktadır. Zaman ve atmosfer eserin anlattığı dönemi aşmaktadır. "Derviş ve Ölüm" adlı eserinde olduğu gibi yazar bu eserde de kendi şahsi hayatından hareketle evrenselliğe ulaşan bir bakış açısıyla konuyu ele almıştır.
Luba, sakin köy yaşamının aksine aktif olup geleceğe yönelik hayallerle doludur. Ayrıca eserde çok sayıda iç konuşma/diyalog mevcuttur. Zaman zaman tasvirler ve detaylar monotona dönebilmekte ve eserin genel bakışını anlamayı zorlaştırabilmektedir. Buna ilaveten diyalogların nasıl gerçekleştiği ve diyaloğa kimin nasıl geldiği zaman zaman karışabilmektedir.
İç dünyalardan ayrı olarak yazarın kadını resmetmesi dikkati çekmektedir: “Bir kadının aklından geçenleri kim bilebilir ki! Kapalı ve dipsiz bir mağara gibidir,…” (s. 18). Esasında bu ibareden kadın ve erkek yapılarının farklılığı, kadının kendine özgü bir yapısının olduğu, ancak erkeğin de her şeyi kavramak istediğine dair bir isteğinin olduğu sonucuna ulaşılabilir.
Yazarın hayata dair tecrübelerine ilişkin sevgi ve nefretle mukayese edildiğinde yok sayılmanın muazzam ağırlığından, sosyal mesafenin izafiliğinden ihanete kadar farklı konularda görüşler ortaya konulmuştur. İnsanlardaki sahiplenme duygusunun başka bir dünyanın var olduğuna inanamamalarına bağlanması da (s. 48) bu bağlamda zikredilebilir.
Kadına karşı ataerkil bakış açısıyla ilgili toplumdaki yaklaşıma dair izlenimler az da olsa eserde yer almaktadır. Eşlerinin kadınları dövmelerinden ve onlara bağırıp çağırmalarından köy yaşamının türlü zorluklarına kadar ataerkil yapı eserden anlaşılmakta, ancak yazar bilgeliğiyle kadının dövülmesiyle ancak erkeklerin kendi ruhlarını öldürdükleri sonucuna varmaktadır.
Eserinin ismindeki sis ve ay ışığı çeşitli metaforları ifade eden anlamlar taşımaktadır. Sanki, gün geceden oluşmakta ve aydınlık (ay ışığı) ile karanlık (sis) olmak üzere iki parçadan meydana gelmektedir. Eskilerin aşina oldukları ay ışığına odaklı çalışma ve hayatı tanzim etmeye dayalı hayat tarzına dair önemli çıkarımlar eserde bulunmaktadır. Geceden hareketle esere genel bir sessizlik duygusu hâkim. Belki de sessizliğin romanı olarak niteleyebiliriz eseri. Eserin sonunda da Luba’nın karanlığa ve yalnızlığa yürümesi de eserin genel atmosferini destekler niteliktedir.
Eser, Türkçenin kullanımı ve imla kurallarına uyum bakımından genel olarak iyi. Eserin tercümesi sade, akıcı ve anlaşılırdır. Bu bağlamda eserin yazıldığı dil olan Boşnakçadan tercüme edilmesi de metnin doğrudan Türkçeye aktarılması bakımından önemlidir.
Bir hatıranın anlatılmasının anlamından gözyaşına kadar çeşitli ve anlamlı duyguların yüklü olduğu ve psikolojik tahlillerin ağırlıklı olarak yer aldığı güzel bir eser.