Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

İzzet Eroğlu

1980'de doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Aynı Üniversitede doktora çalışmasına devam etmektedir. Anayasa hukuku ve özellikle parlamento hukuku ve insan hakları alanında çeşitli makeleleri ve "İnsan Haklarının Parlamenter Denetimi" adlı bir kitabı bulunmaktadır. Biri (Suistimalci Anayasacılık) bağımsız, diğeri (Otoriter Anayasacılık) birlikte olmak üzere iki eseri TÜrkçeye tercüme etmiştir. Hukuk-edebiyat ilişkisi, tarihî romanlar ve hukuk tarihini edebi eserler üzerinden okumak gibi okumaya dair ilgili alanları bulunmaktadır.

İzzet Eroğlu Tarafından Yapılan Yorumlar

04.11.2020

Türkiye’de ve İslam dünyasında hemen hemen son iki asırda siyaseti etkileyen önemli unsurlardan İslamcılık akımı Osmanlı ve Türkiye odaklı olmak üzere ve yer yer diğer İslam ülkelerindeki mukayeselere girilerek ele alınmıştır. Özellikle II. Meşrutiyet dönemindeki İslamcılık akımının gelişimi büyük ölçüde ilk elden kaynaklara dayanılarak hazırlanmış ve konuyla ilgili son derece geniş bir çerçeve çizilmiştir. İslamcılık’ın Türkiye’ye dönemine dair kısmı daha çok Kemalizm’in değerleri özellikle laiklik açısından değerlendirilmiştir. Bu döneme dair değerlendirme ve sonuçlar son derece ilgi çekici ve şaşırtıcıdır. Türkiye döneminde İslamcı düşünce sahiplerinin II. Meşrutiyet döneminin gerisinde olmaları, ilmi ve felsefi açıdan ülke ve dünya sorunlarıyla ilgili çözüm üretmeyerek konumlarını büyük ölçüde laiklik ve uygulamalarına cevap tarzında ortaya koymalarının tespiti büyük önemi haizdir. Güncellenme ihtiyacına rağmen konuyla ilgili değerli bir eser.
Hukukun üstünlüğü/hukuk devleti ideali yüzyıllardır insanlığın hedefi olmuştur. Olan ile olması gereken arasındaki farkın giderilmesi bununla giderilmeye çalışılmıştır. Hukukun üstünlüğü/hukuk devleti kavramı modern anlamda 19. yüzyılda ortaya çıksa da kökü Antik Yunan’a kadar uzanmaktadır. Konuyla ilgili kitapların önemli bir kısmı teorik açıdan çetrefilli ve anlaşılması zor bir çerçeve çizdiğinden bunlar genel okuyucu kitlesi tarafından kolayca anlaşılamamaktadır. Kitabın girişinde de belirtildiği üzere bu durumun farkında olan yazar genel okuyucu kitlesine hitap ederek siyaset ve hukuk teorisine dair bir dizi zorlu mesele içeren hukukun üstünlüğü/hukuk devleti kavramını ele almıştır. Bu açıdan eser ele alındığında amacına uygun olarak kaleme alınmış ve konu son derece anlaşılır bir şekilde ifade edilmiştir. Bu minvalde eserin tercümesinin de anlaşılır ve sade olduğunun altını çizmek gerekir.
Özellikle son on ila on beş yıl içerisinde bir kısmı ekonomik krizlerden kaynaklanan sorunlardan dolayı Batılı ülkelerin önemli bir kısmı da dâhil olmak üzere hukukun üstünlüğü/hukuk devleti ilkesinden taviz verme yoluna gitmekte ve akılla, hukukla değil demagojiyle ülkelerini yöneten liderlerin sayısının hızla artmakta olduğu gözlemlenmektedir. Bu bağlamda korona virüs tedbirlerinin de güç devşirme aracına dönüştüğünü düşündüğümüzde konunun arz ettiği önem daha iyi anlaşılır. Günümüz ülkelerinin hukukun üstünlüğü/hukuk devleti bağlamında karşı karşıya kaldığı sorunlar kitabın önemini ortaya koymaktadır. Yazarın Türkçe basım için Şubat 2020’de yazdığı önsözde de dünyanın dört bir yanında birçok ülkede hukukun üstünlüğünün kuşatma altında olmasının eserin değerini arttırdığına değinmesi de bu bağlamda son derece anlamlı ve değerlidir.
Kitapta hukukun üstünlüğü/hukuk devletinin Antik Yunan’dan başlayarak günümüze kadar geçirdiği değişimler, hukuk ve siyaset felsefesi bakımından konuyla ilgili eleştirel bakış açılarına da yer verilerek ele alınmıştır. Ayrıca konunun uluslararası boyutuna da yer verilerek daha geniş bir bakış açısı ortaya konulmuştur. Son yıllarda dünyanın hukukun üstünlüğü/hukuk devletinin aşınması bağlamında karşılaştığı duruma kitapta değinilmemesi bir eksiklik gibi görünse de kitabın İngilizce aslının 2004’te yayınlandığını dikkate aldığımızda bu durumdan yazarı sorumlu tutamayız.
Hukukun üstünlüğü ile hukuk devleti kavramları farklı felsefi temellere işaret etse de genellikle birbirinin yerine geçen kavramlar olarak kullanılmaktadır. Anglosakson bir kültürden gelen yazarın eserinin tercümesinde “hukukun üstünlüğü” tabirinin kullanılması son derece makul olsa da genel okuyucular bakımından konu hakkında kısa bir açıklama ile iki kavramdan hukukun üstünlüğünün tercih edilme nedeni hakkında bilgilendirme yapılması faydalı olacaktı.
Kitabın tercümesi anlaşılır ve sade olmakla birlikte bazı eksikliklerden azade değildir. Metin içerisinde geçen eser isimleri ve Latince ifadelerin sadece aslına yer verilerek tercümesine yer verilmemesi uygun olmamıştır. (s. 9, 77, 126, 154, 158) Ayrıca dipnotlarda yer alan eser isimlerinin tercümesine de parantez içerisinde yer verilmesi faydalı olacaktır. Az sayıdaki bazı terimlerin kullanılmasında Türkçede kullanımda olanların tercih edilmesi daha doğru olacaktır. (“dağıtımcı adalet” yerine “dağıtıcı adalet” vb.) Bazı hâllerde yabancı kelimenin tam karşılığı Türkçede olmadığından kelimenin orjinali de yer verilerek kelimenin ne anlama geldiğinin izah edilmesi gerekir. Yabancı sözcüğün Türkçe cümle içerisinde adeta çıplak bırakılması amaca hizmet etmemektedir. Örnek “oksimoron” (s. 154).
Kitapta önemli ölçüde yazım kurallarına riayet edilmiştir. Az sayıda gözden kaçan hususların da sonraki baskılarda düzeltilmesi faydalı olacaktır. Türkçede ve TDK Türkçe Sözlüğü’nde yer almayan “içerim” (s. 22, vb.) kelimesinin kullanılması isabetli olmamıştır. Bunun yerine “içerik” veya “muhteva” kelimesinden biri tercih edilebilirdi. “imanı serimlemek” (s. 44) tabirinin de ne anlama geldiği anlaşılamamaktadır.
Tercümanın kaynakçada yer alan eserlerden Türkçeye tercüme edilenlerin bilgisine yer vermesi son derece isabetli ve konu hakkında bilgilerini derinleştirmek isteyenler bakımından faydalı bir hizmet olmuştur. Tabii bunu yaparken kitapların tespit edilmesi makalelere nispeten daha kolaydır. Bu nedenle olmalı ki konuyla ilgili üç önemli makalenin Türkçe tercümelerinin bilgisine yer verilmemiştir. "Hukuk Devleti Hukuki Bir İlke Siyasi Bir İdeal" adlı eserde (Editörler: Ali Rıza Çoban, Bilal Canatan, Adnan Küçük, Adres Yayınları, 2008, Ankara) yer alan Joseph Raz’ın “Hukuk Devleti ve Erdemi”; Michel Rosenfeld’ın “Hukuk Devleti ve Anayasal Demokrasinin Meşruiyeti” ve Christine Sypnowich’in “Ütopya ve Hukuk Devleti” adlı makalelerinin künye bilgisine sonraki baskıda yer verilmesi okuyucular bakımından faydalı ve yol gösterici olacaktır.
Küçük eksikliklerine rağmen eser, özellikle hukukun üstünlüğü/hukuk devletinin karşılaştığı sorunların anlaşılması ve doğru bir değerlendirmede bulunulması bakımından önem arz etmektedir. Kitap zaten genel okuyucu kitlesine yönelik hazırlandığından sade ve anlaşılır bir anlatıma sahiptir. Geçmişten günümüze yönetimin nasıl olması ve iktidarın sınırlandırılması, daha iyi bir yönetimin ortaya konulması bağlamında insanlığın bu zamana kadar bulduğu en iyi yöntemlerden biri olan hukukun üstünlüğü/hukuk devletinin anlaşılması bakımından son derece faydalı bir eserdir.
01.11.2020

Osmanlı Devleti’indeki anayasal gelişmeler bağlamında Sened-i İttifak’tan Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasına kadar olan süreç demokrasi, seçim ile meclisin kompozisyonu ve faaliyetleri üzerinden ele alınmıştır. Konu alanı son derece geniş olduğundan bir bakıma eser konunun özetlenmiş hâlidir. Eserin konu alanının genişliği dolayısıyla ilginç bilgilerle karşılaşılabilmektedir. Meclis kürsüsünde Rumca ve Ermenice yemin edilmesi ve konuşma yapılması teşebbüsünden Meclisin çalışma yaptığı altı ayrı bina ile Mecliste miladi takvimin kabulüne kadar ilginç ve dönemin özelliğini yansıtan gelişmelere özetle yer verilmiştir.
24.10.2020

Almanya’nın Friedberg adlı küçük bir kasabasında doğan Hirsch’in ilk çocukluğundan başlayarak Hitler Almanya’sından ayrılmak zorunda kalması neticesinde Türkiye’ye gelmesi, İstanbul ve Ankara üniversitelerinin hukuk fakültelerinde geçen yirmi yıllık hayatı ve 1953’te Almanya’ya dönmesine kadar döneme ilişkin anıları farklı yönleriyle akademik bir titizlikle kaleme alınmıştır. Almanya’daki eğitim ve özellikle de hukuk eğitimin niteliği ile mesleğe giriş aşamaları canlı bir şekilde betimlenmiştir. Güvenceli ve azledilemez hâkimlik mesleğine sahip Hirsch’in Hitler Almanya’sında kendisini bir anda “muhriç” olarak bulmasıyla başlayan Türkiye hayatı, özellikle akademik camia ve hukuk eğitiminin durumu açısından 1933-1953 dönemine ait ilk elden önemli bilgiler içermektedir. İlmi tecessüs duygusu ve çalışmaları fevkalade olan Hirsch’in anılarını içeren bu eseri, özellikle Ankara ve İstanbul hukuk öğrenci ve mezunları olmak üzere hukukçu ve yakın tarihe ilgi duyanların okuması tavsiye olunur.
15.10.2020

Ölümle yüzleşene kadar belki de her şeyin kendine göre bir anlamı var ya da ölümü düşünmeyen ve sonrasına hazırlanmayan kendisini dünyada sürekli kalacağı düşüncesine kolaylıkla kaptırmakta. Maalesef hemen hemen hepimizin hayatı öyle. Önemli veya önemsiz konulara kendimizi öyle bir kaptırıyoruz, ta ki ölüm gelene kadar. Sanki ölüm görmüyor muyuz ibret alacak? Haddinden fazlasına şahit olsak da çoğumuz mezarlığa bile ibret almaktan ziyade “sosyal bir işlev”le gidiyor ve ibret almaya başlayan çok azımız ise mezarlıktan dönüş yolunda yeniden dünya işlerine dalmaktan kendini alamıyor. İstediği yüksek gelirli makama atanan hâkim İvan İlyiç de her şeyi tam yoluna koymuşken yakalandığı müzmin hastalık onu ölüme götürdü. Ölüm denilen, keyfiyeti belirsiz gerçekle karşılaşan İvan için hayat artık farklıydı. İstemese de yaşadığı hayatın boş olduğunu kabul etmek zorunda kaldı ve müthiş bir nefis muhasebesine başladı. Kesin ancak vadesi meçhul gerçekle karşılaşmadan okunması faydalı bir eser.