Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
İzzet Eroğlu
1980'de doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Aynı Üniversitede doktora çalışmasına devam etmektedir. Anayasa hukuku ve özellikle parlamento hukuku ve insan hakları alanında çeşitli makeleleri ve "İnsan Haklarının Parlamenter Denetimi" adlı bir kitabı bulunmaktadır. Biri (Suistimalci Anayasacılık) bağımsız, diğeri (Otoriter Anayasacılık) birlikte olmak üzere iki eseri TÜrkçeye tercüme etmiştir. Hukuk-edebiyat ilişkisi, tarihî romanlar ve hukuk tarihini edebi eserler üzerinden okumak gibi okumaya dair ilgili alanları bulunmaktadır.
İzzet Eroğlu Tarafından Yapılan Yorumlar
Milli Mücadele'de askerlere yardım eden Halime Kaptan'ın macerasını bir solukta okuyacaksınız.
Yapmaları gereken kötülükleri yerine getirmek için dilek şurubunu hazırlamaya başlayan kötü cadı ve büyücüyü, kedi ve karganın durdurmaya çalışmasını zevkle okuyabilirsiniz.
1800’lü yıllarda yazılan bilim kurgu romanlarının öncüsü eserde bilime meraklı Victor’un yaptığı yaratık eksenindeki olaylar ele alınmaktadır. Sevgisiz ve tek başına yaratığın arz ettiği tehlike ile, günümüz bilimsel gelişmelerinin tayin edilemeyen neticeleri hakkında mukayese yapmak ve bu durumun insanlık ve dünya için öngörülemeyen tehlikelerini ve belki de dünyayı ve hayatı sonlandıracak ivmeye sahip bu gelişmeleri değerlendirmek gerekmektedir. Günümüzün etkileri ve neticeleri kestirilemeyen devasa bilimsel gelişmeleri, insanı düşündüğünde dehşete düşürmektedir. Yaratığın insan kanunlarına atıfla savunma hakkına değinmesi dikkat çekicidir. Günümüz yargısız infazları ve peşinen suçlu ilan etme hadiseleri bakımından bu husus son derece manidardır. Ayrıca Türkiye’ye kadın hakları eleştirisinin yöneltilmesi son derece ilgi çekicidir. Tercümesi akıcı, konusu fevkalade ilginç eserin okunması tavsiye olunur.
Eserde tehcire giden yolda önce Ermeni toplumunu sindirmek ve başsız bırakmak üzere toplumun ileri gelenlerinin basit bir gözaltı süreciyle başlatılan ancak çoğu ölümle sonuçlanan Ayaş ve Çankırı yolcularının dramı ele alınmaktadır. Yargılamaların bile kukla tiyatrosuna dönüştüğü günümüzden bir asır evvel herhangi bir muhakeme faaliyetine girişmeksizin kişilerin toptan suçlu ilan edilmeleri ve ardından ölüme sürüklenmesi. Asırlar geçse de zulme uğrayanların kimliği değişse de, zulüm tüm boyutlarıyla devam etmektedir. Yöntemler de genelde benzeşmektedir: Keyfi gözaltı ve suçlu ilan etme, sosyal tecrit, sürgün, “sakıncalı görülenlerin” kamu görevinden ihracı, yurt dışı yasağı ve benzeri. Hukuka uygun muhakemenin ve savunma hakkının tanınmadığı yerde haklı/haksız ayrımının da anlamı bulunmamaktadır.
1970’lerde ideolojileri için yola çıkan bir arkadaş grubunun 1980 sonrası serencamını mevcut siyasi koşulları da kısmen irdeleyerek ele alan eser; bir Ankara romanı olarak anılar, aşk, dostluk ve hayatın gerçekleri ile, kelimenin tam anlamıyla, boğuşmaktadır. Kararsızlığın, boşluğun, tamamlanamamanın ve hayata tutunamamanın romanı. 1980 sonrası uygulamaya konulan Türk-İslam sentezi bağlamında belirtilen hususlar sathi ve aynı zamanda geleceği kavramaktan uzak. Yaratıcı’nın “Sanatkâr” olarak adlandırılan sıfatının “Sani” değil de, “Sami” olarak belirtilmesi de, eğer bu baskı hatası değilse, ciddi bir bilgi eksikliğine işaret etmektedir. (s. 206) Eserin teknik bakımdan da kusurlu olduğu söylenebilir. Tüm bunlara rağmen arayış ve sorgulamanın romanı okunmayı hak ediyor.