Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Kürşad Göktürk Tarafından Yapılan Yorumlar

20.06.2013

Mustafa Kutlu hayranı kitapkurtlarının her sene büyük bir iştiyakla beklediği, dört gözle yolunu gözlediği, gözünde tüten; çıkar çıkmaz Türk edebiyatı çevresinde akis uyandıran, belki de o yılın kültür-sanat-edebiyat alanında en önemli hadiselerinden birisi olan eserlerdendir Mustafa Kutlu kitapları..İyi ki Türk Edebiyatı'nda Sayın Kutlu gibi yazarlar var ve iyi ki her yıl bize birbirinden lezzetli, içimizi ısıtacak, sımsıcak hikayeler sunuyor ve son olarak iyi ki kitaplar var.Kitapla yaşayın, esen kalın ey sevgili kâri! Keyifli okumalar.
17.06.2013

Selçuklu'nun tarih sahnesinden çekilişine tekaddüm eden devrede Bizans uc'unda küçük bir aşiret olan Kayı boyu'nun ileride ulu bir çınar olacak Devlet-i Âliyye'nin kuruluşunu anlatan bir roman.Romanda Osmanlı'nın kuruluşundaki iktidar mücadelesi Osman Bey ile amcası Dündar Bey arasındaki çekişmeyi, Bizans tekfurlarıyla olan mücadeleler, diğer taraftan Germiyanoğlu Beyliği ve Moğol baskısını görüyoruz.Öte yandan Aydoğmuş' la Aydoğdu arasındaki aşka da tanıklık edeceksiniz.Bu kitap benim okuduğum ilk Bekir Büyükarkın romanı.Ben beğendim. Tarihî roman seven okuyucularında beğeneceğini düşünüyorum.Diğer Büyükarkın romanlarını da okumak istiyorum. Keyifli okumalar.
13.06.2013

Türk tarihî romancılığı denilince akla ilk gelen isimlerden -Nihal Atsız,M.Necati Sepetçioğlu, Bekir Büyükarkın ilh...- birisidir Abdullah Ziya Kozanoğlu.Gerçekten bir döneme damgasını vurmuş, o dönemin gençliğinde Türklük gururu ve tarih şuuru kazanmasını sağlamış filhakika tarihi sevdiren yazar vetiresine yükselmiştir.Romanlarında mübalağa, hamasilik var mıdır? Kuşkusuz buna hayır, yoktur denemez.Yazarda zaten milliyetçi bir dünya görüşüne sahiptir ve amacı da Türk insanına atalarıyla kıvanç duymasını, kendine güvenmesini aşılamak istemiştir.Bu veçhile her millî eserde olması gereken mübalağa, hamasiyet ve övünç ne kadar varsa Kozanoğlu romanlarında da o kadar vardır.Bu roman İstanbul'un Fethi döneminde geçen bir roman.Romanın baş kahramanı Ankara Cenk'inde Âmir Timurlenk'e yenilerek,esir düşen Yıldırımhan oğlu Şehzade Mustafa'dır.Biz onu tarih kitaplarında daha sonra esaretten kurtulup taht mücadelesi veren ve kaybeden Düzmece Mustafa namıyla biliyoruz.İşte bu Şehzade Mustafa'yı yazar kurgulayarak İstanbul'un fethi sırasında yeğeni II.Mehmed Han'a yardım eden bir kahramana dönüştürmüş. Yeri geliyor Şehzade Mustafa İstanbul surlarının zayıf noktaları hakkında padişah'a bilgi veriyor, yeri geliyor top döküm ustası Macar Orban'ı bulup Fatih Mehmedhan'a gönderiyor, yeri geliyor Rumelihisarı'nın yapımında çalışıyor, yeri geliyor Fatih'in fenerini buluyor.Kitabı okurken aklınızda Cüneyt Arkın'ın başrollerini oynadığı Malkoçoğlu, Kara Murat, Battalgazi filmlerinin sahneleri gözünüzün önünde canlanıyor.Bütün bunların ötesinde yazar bence Bizans' ın ve Hristiyan dünyanın içinde bulunduğu şeraiti çok güzel bir şekilde okuyucunun gözünde canlandırıyor.Son olarak bu kitabın bir tarih kitabı değil bir tarihî roman olduğunu ve içinde yazarın hayal gücüne bağlı olarak kurgusal ögelerinde bulunduğunu gözden kaçırmamanız hatırlatmasında bulunmak isterim.Keyifli okumalar.
09.06.2013

Ben bu romanı büyük boy olarak okumuş ve çok beğenmiş, soluksuz okumuştum.Şimdi cep boyunun çıktığı görünce yorum yaparak yayinevini kutlamak istedim.Everest Yayınları'nın yayın politikasını, cep kitap serisini destekliyorum. Bu sayede hem kaliteli hem de ucuz kitap sayesinde dar gelirli ama okumayı seven insanlarımızın korsana meyl etmesini önleyeceğini düşünüyorum hem de kitaplar pahalı bahanesinin, argümanınında geçerliliğini kaybedeceğini düşünüyorum. Ne diyelim darısı Can, İletişim, Doğan gibi yayınevlerinin başına.
09.06.2013

Size katilin kim olduğunu söyleyeyim mi? :-)) Şaka, şaka size bu kötülüğü yapamam merak ediyorsanız 590 sayfa okuyup, öğrenirsiniz. Hem öyle hazıra konmak olur mu? Yazarın bu kitabı yazarken harcadığı kadar olmasa da emek vereceksiniz.İnanın verdiğiniz emeğe de değecek.Keşkeleriniz olmayacak, kitabı okurken harcadığınız zamana hayıflanmayacaksınız ya da verdiğiniz paranın karşılığını alamamanın ıstırabını yaşamayacaksınız.Hakikaten yazar polisiye roman tekniği, üslubu açısından ciddi emek sarf etmiş bu açıdan takdire şayan.Sadece sürükleyici, heyecan verici, soluksuz akıp giden bir roman okumuyor aynı zamandaki "Boğaz'ın İncisi", bir büyük şairimizin şiirinde dediği gibi:"Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar" şehrimiz İstanbulumuzun tarihi hakkında da bilgi sahibi oluyorsunuz.Gerçi ben İstanbullu değilim (Muğla/Fethiyeliyim), ömrümde de hepi topu bir iki kez gitmişliğim vardır ama haberlerde gördüğüm, okuduğum kadarıyla İstanbul'da doğup, büyüyüdüğü halde hiç deniz görmeyen insanlar olduğu öğrendiğim de dehşete düşmüştüm.Milyonlarca insan var İstanbul'da yaşayıp fakat bunun idrakinde, bilincinde olmayıp ta sanki Anadolu'nun herhangi bir kasabasında yaşıyormuş gibi bir hayat süren...Roman dünyanın tek iki kıtayı biribirine bağlayan, pek çok uygarlığa başkentlik yapmış, uğruna pek çok savaşlar yapılmış, canlar yitmiş bu büyük kentin -sadece niceliksel değil- günden güne nasıl katledildiğine de dikkat çekmiş.Romanı eleştireceğim noktalara gelecek olursak bir sikke de yer alan Bizans parasındaki bayrağımızdaki kutlu ay yıldızımızınsanki Bizans' tan -daha doğrusu Doğu Roma- alındığı gibi bir fikir uyandırması.Oysa ki bu çok normal bir durum.Çünkü bugün İtalya'da Büyük Roma İmparatorluğu'nun kurucusu kabul edilen Etrüsk'lerin Türk kökenli olduğu pek çok tarihçiler tarafından ciddi ciddi dile getirilmektedir.Gayet muhtemeldir ki Büyük Roma bu figürü Etrüsklerden almış ordan da pek âlâ Doğu Roma/Bizans' a geçmiştir.Kitabın bir yerinde de yazar İstanbul şehrini kuran, Bizans' ın başşehri yapan Konstantin'in heykelinin dikilmesi gerektiğini dillendirmiştir ki evlere şenlik.Bugün çok popüler olan 3. Boğaz köprüsünün adı gündem de.Yazara kalsa köprünün adını Konstantin koyacak.Birkaç yerde de kiliselerin camiye çevrilmesi eleştirilmiş, olumsuzlanmış.Bilindiği gibi Büyük Osmanlı/Türk Cihan Devleti yeni feth eylediği yerin en büyük kilisesini camiye çevirir ki bu şekilde bu toprağın artık Darül İslam olduğu göstermek ve hakimiyetin, egemenliğin Müslümanlara geçtiğini göstermek için bunun dışında gayri müselmanların ibadethanelerine dokunmazdı.Keşke o pek medeni, uygar, hümanist "Batı" da atalarımız gibi yapsaydı sonrasında tekrar salibin -Haç'ın- eline geçen yerlerdeki camileri yine " Tanrı evi" olarak kullansa kendi ibadethaneleri haline irca etse de yıkmasaydı, amacının dışında kullanmasaydı.Bugün Atina camisi olmayan tek Avrupa baskenti olduğunu söylüyor ve bununla övünüyor. Sözümona bu ülke Avrupa Birliği üyesi.Neyse söylenecek çok şey var ama söylesem tesiri olmaz.Ha bu arada biz kendi eserlerimize çok mu saygılıyız çok mu sahip çıkıyoruz bu da çok tartışmalı.Herhalde bahsettiğim bu hususlar ve tenkitlerim birazda yazarın dünya görüşünden kaynaklanıyor.Binnetice polisiye roman olarak soluksuz okuyacağınız bir roman olmuş şahsen ben elimden bırakamadım.Keyifli okumalar.