Biri Şah,biri Sultan.Biri çocuk denebilecek yaşta bir şah,diğeri olgunluk çağlarında bir sultan.Biri tahta çıkmak için babasını bile öldürebilecek kadar gözü pek,kara,diğeri annesini bile infaz edecek kadar gözü dönmüş.Biri yeniçerilerin himmetiyle tahta çıkmış bir sultan,diğeri tarikattan şahlığa yükselmiş bir hükümdar.Biri şah taraftarlarını kılıçtan geçirirken,diğeri kaynar sularda insan haşlayacak kadar zalim.Biri Farsça şiirlerle hasmının halkının gönlünü kazanmayan çalışan bir sultan,diğeri Türkçe şiirlerle Sultan'ın tebasının gönülünü fethetmeğe çalışan bir şah.İkisi de Türk, ikisi de Müslüman.Birbirlerine bu kadar benzeyen iki Türk cengaverinin talihi kime gülecekti?Bunun kararını Çaldıran Ovası verecekti ve verdi de.Sonunda Sultan Şah'a galebe çaldı üstüne üstlük Sultan Şah'ın karısını da Taçlı Hatun'u da alarak.Kitap çok güzel kurgulanmış,şiirlerle,edebi yüklü anlatımlarla benzenmiş,objektif bir tavırla kaleme alınmış.Ne Sultan göklere çıkarılmış ne de Şah yerilmiş.Genelde bizde Sünni kesim Yavuz'u göklere çıkartır,sever,sayar -ki hakediyordur o ayrı bir bahis- Alevi kardeşlerimiz Yavuz'un Anadolu'da yapmış olduğu kızılbaş avından ötürü yerer,eleştirir,Şah'ı göklere çıkartır.Bu kitapta aslında Şah'ında Yavuz'dan kalır yanının olmadığını görüyoruz.Ayrıca kitapta iki Toroslu ikizin kaderin bir cilvesi olarak,nasıl birbirlerinden ayrıldığını birinin Şultan'ın yanında yer alırken,diğerinin Şah'ın yanında yer aldığını çok acıklı,dramatik bir şekilde müşahit olmaktayız.Ben daha önce bir tarihçi gözüyle yazılan,Alevi kökenli Reha Çamuroğlu'nun İsmail romanını da okumuştum, o da güzeldi ama İskender Pala'nın romanının edebiyat yönü biraz daha ağır basmış -ki normal kendisi bir edebiyatçı- farklı bir tat vermiş,romanı daha lezzetli kılmış.Hasılı lafı fazla uzatmayayım,Türk okuyucusunun kaçırmaması gereken,mutlak surette okuması gereken bir tarihi roman...