Toplam yorum: 3.285.275
Bu ayki yorum: 6.801

E-Dergi

ismail_atan Tarafından Yapılan Yorumlar

29.08.2007


"Tûtî-i mûcizegûyem ne desem laf değil
Çerh ile söyleşemem âyînesi saf değil"

Şüphesiz ki mücizeleri söyleyen diller değil onları söyleten gönüllerdir. Bir papağanın dilinden eşsiz güzellikte masallar, öyküler dinlemek ne kadar hoşsa, bunu söyleten Süleyman Tevfik'in gönlü de bir o kadar değerlidir bizim için. Klasik Doğu edebiyatının en güzel öreneklerinden biri olan bu yapıtı özellikle eski edebiyatı sevenlere şiddetle tavsiye ederim. Batılılar doğunun bu gizemli edebiyatına hayranken Türk gençliğinin pek çoğu bu tattan yoksun olarak yetişiyor. Keşke okullarımızda bu ve bunun gibi güzel örneklere fazlasıyla yer verilebilse.
29.08.2007


"Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı" adlı yapıtıyla tanıdım onu. Üstü kapalı kalmış ya da gerçekten kapatılmak istenmiş pek çok olayı gün ışığına çıkaran bir araştırmacı yazar. Yalanları, yanlışları, eksik kalmış ve unutturulmaya çalışılan yanlarıyla bir tarihin kara delikleri...Sultan Vahdettin ve Adnan Menderes gibi yakın tarihimizi çok fazla meşgul eden cevapsız kalmış sorular...Lozan'daki durumumuz ve Menemen olayları. Kimine sünger çekilmiş, kimi karalanmış kimisi de bambaşka bir boyutta gösterilmiş bize. Yakın Tarihin Kara Delikleri gerçekten okunmaya değer bir kitap. Bazı konularda ve bazı şahıslarda biraz taraflı olduğu kanısında olsam da hiç değilse tek taraflı bakmıyor olaylara. Mantıklı bir yan bulmak için araştırma yapıyor. Ne kimseyi gökelre çıkarıyor ne de kimseyi yerin dibine batırıyor. Mustafa Armağan kitaplarımı merakla takip ettiğim yazarların başında geliyor. Kaleminin mürekkebi bol olur inşallah.
29.08.2007


Minik Serçe'nin şiirleri hep eksik; çünkü yetmiyor onun şiirleri. Yetmiyor onun şarkıları. Her birinde bir anlam yoğunluğu ve her birinde bir başka mevsim. Hangi derinlikten çıkıyor tüm bunlar, ilhamlar nerde, nerde besliyor bu kadar duyguyu. İç içe geçmiş karmakarışık ve bir o kadar da düzenli. Bir bakıyorsun ağlıyor serçe, bir bakıyorsun şakıyor durmaksızın. Kimseden gidemiyor ya da tutuklu kalıyor sarı sardunyaların arasında. Alına al, moruna mor bir hüzün çöktürüyor ve yakıyor gemileri. Limanlara uğramadan bir çileye çıkıyor engin denizlerde. Kardelenlere kar gibi beyaz bir gönül uzatıyor sıcaklığı eksilmemiş gülşeninden. keskin bıçaklara gelmiyor yüreği ağlamak güzeldir dese de. İstanbul İstanbul olalı görmüyor Sezen gibisini. Vazgeçiyor gözlerden; ama sözlerden hiç vazgeçmiyor...

Yüreğin dert görmesin. İkili Deliliklerin ve Bahanelerin tükenmesin Minik Serçe. Sen hem neşe hem hüzünsün bizim için. Neşemizi hüznümüzü eksik bıkarıp gitme...
29.08.2007


Süleyman Nahîfî...Hangi yönünden bahsetmeli? Arapça ve Farsçaya hakkıyla vakıf olduğundan mı, yoksa hüsn-ü hatt ustalığından mı..? Öyle ya! Bir insanın hocası ünü Endonezya'ya kadar uzanan hüsn-ü hatt ustası Hafız Osman olur da güzel hattından bahsedilmez mi? Yaşamını Mevlânâ'nın öğretilerine adayan bu yüce gönüllü insan belki de en büyük hizmeti bu eseriyle yapmış. Elbette pek çok kişi tarafından Mesnevi-i Şerif Türkçeye tercüme edilmiş; ancak sanırım onun kadar güzel ve temiz bir dille çevirene rastlamak mümkün değil. günümüz Türkçesine çeviren Amil Çelebioğluna da teşekkür etmek boynumuzun borcudur. Hz. Mevlânâ'dan bahsetmek bize düşmez. O'nu anlatanlar kendi dilinden anlatmış:

Âh mine'l-aşkı ve hâlâtihî
Ahraka kalbî bi harâratihî
Mâ nazara aynî ilâ gayrikum
Uksimû billâhi ve âyâtihî

"Âh o aşktan ve onun hallerinden. Hararetiyle kalbimi yaktı. Allah'a ve O'nun ayetlerine yemin ederim ki gözüm senden başkasına bakmadı."
29.08.2007


"İskender Çelebi" demiştim ona bir kitabını bitirdiğimde. Hâk ile yeksân olmuş bir kültürün sac ayaklarından biri gibi dikilmişti karşıma. Geç tanıdım Çelebi'yi. Bilsem şimdi, eserlerini ikinci defa baştan okumaya girişmiştim bile. Henüz dokuz ya da on eserini okuyabildim; ama gerisini de okuyacağımdan adım gibi eminim. Her yorumumda gönülden dua ediyorum ona. Allah ömrünü uzun etsin. O yazsın biz okuyalım. O Kırk Ambar'ın sonlarına doğru "Hüdâî diliyle tazarru" ediyordu. Biz de kendi dilimizden onun adına münacaata kalkalım. Selam gönderelim onun diliyle bu diyardan geçmiş sultanlara. Onun diliyle "Merhaba" diyelim bize unutturulmaya çalışılan kültürümüze ve geçmişte bıraktığımız tozlu sayfalarımıza. İskender diliyle söz verelim ambarlarımızda saklı kalmış sırlı devletlilerimize. Selam olsun İskender'e, selam olsun onun dilinden dökülüp bizim zihnimizde yer edenlere...