Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

İzzet Can Bezircioğlu Tarafından Yapılan Yorumlar

Hernán Díaz’ın Güven’i, anlatının gücünü ve kırılganlığını aynı anda hissettiren, katman katman açılan bir roman. Her sesiyle başka bir dünyanın kapısını aralıyor; ama o kapılardan geçtikçe, kimin gerçeğini okuduğumuzu sorgulatıyor. Paranın, itibarın ve sessizliğin yankılandığı bu atmosferde kelimeler birer silah, sessizlik ise bir direniş biçimi hâline geliyor. Díaz, görünmeyeni göstermekten çok, duyulmayanı duyurmayı seçiyor. Güven, bir hikâyeden çok, bir yankı gibi zihinde dolaşan bir deneyim. Kimin anlattığına göre şekil değiştiren, sabırlı okurunu içine çekip uzun süre bırakmayan bir roman.
"Ben Ölümü O Gün Anladım", sıradan hayatların içindeki büyük kırılmaları anlatan, sade ve samimi bir ilk kitap. Yazarın gazetecilikten gelen keskin gözlem gücü, pişmanlık ve yalnızlık gibi temaları son derece gerçekçi işlemesini sağlıyor. Özellikle kitaba adını veren öykü, duygusal olarak sarsıcı ve unutulmaz. Bazı hikayelerin kısalığı derinliğe ulaşmasını engellese de, taşıdığı samimiyet ve içtenlikle yazarın gelecek vaat ettiğini düşündürten etkileyici bir eser.
Anne de Marcken, zombi temasını korkudan çıkarıp yas, bellek ve benlik üzerine şiirsel bir meditasyona dönüştürüyor. Kolunu ve geçmişini kaybetmiş, adsız bir anlatıcının gözünden, çürüyen bir dünyada kaybın bitmeyen iştahıyla yüzleşiyoruz. Parçalı anlatı, yasın zihinsel dağınıklığını yansıtırken; karga, sürü ve okyanus imgeleri kaybın güçlü sembollerine dönüşüyor. De Marcken'in sade ve çarpıcı anlatımı hikâyeyi finaldeki o teslimiyet anına taşıyor. Sonsuza Dek Sürüyor Derken Bitiyor, kıyamet sonrası öyküsünden ziyade, unutulmaz bir ağıt niteliğinde.
Şimdi Benim Psikolojimi Kim Düzeltecek? farklı hayatlara sahip insanların tesadüflerle kesişen hikâyelerini samimi ve akıcı bir dille anlatıyor. Karakterler; acı dolu geçmişleri, kırılganlıkları ve hayata bakışlarıyla birbirinden ayrı görünseler de aslında ortak bir paydaya bağlanıyorlar. Bu çeşitlilik, okura tanıdık bir his veriyor; çünkü bu insanlar hayatımızda bir şekilde karşılaştığımız veya kendimizde bulduğumuz kişiler.

​Roman kimi zaman dramatik, kimi zaman gülümseten bir tonda ilerliyor. Final bölümü ise karakterleri aynı salonda buluşturarak umutlu bir kapanış sunuyor. Bazı yan karakterlerin hikâyeleri daha yüzeyde kalsa da bu durum, hikayenin bütünlüğü bozmuyor.

Kısacası, ​toplumun çeşitliliğini ve insanların birbirine olan ihtiyacını anlatan bu eser, içtenliğiyle okuru yakalıyor. Yazar için oldukça etkileyici bir ilk adım niteliğinde.
Mariana Enríquez’in Yatakta Sigara İçmenin Zararları kitabı, gündelik mekânları tekinsiz alanlara dönüştüren öykülerden oluşuyor. Yazar, korkuyu büyük olaylardan değil, en basit anlardan, kokulardan veya bakışlardan yaratıyor ve okuru yüzeyin altındaki karanlığa çekiyor.

​Öykülerde aile sırları, travmalar, çürüyen bedenler ve lanetli mekânlar gibi temalar ön plana çıkıyor. Geçmişin yükü, nesilden nesile aktarılarak sırların saklanamayacağını vurguluyor.

​Kadın karakterler, yalnızlık ve toplumsal rollerle mücadele ederken psikolojik acıları, doğaüstü unsurlarla birleşerek somut bir korkuya dönüşüyor.

Enríquez, kişisel acıları Arjantin’in tarihsel travmalarıyla harmanlayarak bireysel ve kolektif dehşeti bir arada sunuyor. Kaybolan çocuklar ve şehirlerin hayaletleri gibi unsurlarla toplumsal hafızayı görünür kılıyor.