Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
İzzet Can Bezircioğlu Tarafından Yapılan Yorumlar
Andrew Jolly’nin Seni İçime Gömdüm adlı romanı, sade dili ve melankolik atmosferiyle okuru içsel bir yolculuğa davet ediyor. Dağ kasabasında başlayan hikâye, ana karakterin ölen eşini gömmek üzere çıktığı yolculukla birlikte, derin bir yas sürecini ve bu süreçte yaşanan zihinsel hesaplaşmaları gözler önüne seriyor. Kaybın yarattığı boşlukla baş etme çabası, geçmişin izleri ve içsel çatışmalarla birleşerek güçlü bir duygusal yapı oluşturuyor.
Jolly, insan doğası, toplumsal normlar ve bireysel özgürlükler gibi temaları sade ama etkileyici bir üslupla işlerken, doğayı hem atmosfer kurucu hem de metaforik bir unsur olarak başarıyla kullanıyor. Karakterin içsel karmaşasını çevresindeki doğayla iç içe geçirerek, okuyucuyu insanın kırılganlığı ve direnci üzerine düşünmeye sevk ediyor. Seni İçime Gömdüm, kayıplar üzerine düşünen, yoğun anlatımlardan hoşlanan okurlar için sessiz ama güçlü bir roman.
Eski usul bir dedektiflik hikâyesi okumak çok iyi geldi. Akıcı bir dilde yazılmış, insanı yormayan, cüretkâr ve heyecanlı bir olay örgüsü var. Mike Hammer karakterini çok sevdim. Umarım yeni baskılar da yapılır.
Bu, yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Konusu da dikkatimi çekince başlamaya karar verdim ve oldukça ilgi çekici bir hikâyeyle karşılaştım. Konusunu kısaca özetlemek gerekirse 19.yüzyılın başlarında Königsberg’deki bir genel evde dünyaya gelen hilkat garibesi Herkül ve onunla aynı gün aynı yerde dünyaya gelen güzeller güzeli Henriette’in kopmaz aşk hikâyesi anlatılıyor. Herkül’ün doğuştan gelen şekilsiz, canavarımsı vücuduna rağmen özel bir yeteneği var: Zihin okumak. Tabii tahmin edildiği üzere dünya böyle bir aşkı kaldıramadığı için bu iki âşık, zorlu bir hayat mücadelesiyle karşı karşıya kalıyor. Ben kitabı çok beğendim. Fantastik edebiyat türünde, muazzam bir anlatıma sahip rahatça okunabilecek bir roman. Yazarın hayal gücü dikkate şayan. Bu ikilinin kalıplara sığmayan, sıra dışı aşk öyküsünü okumak benim için güzel bir deneyimdi. Farklı tür kitaplara yönelmeyi sevenler mutlaka bir şans vermeli.
Yazarın okuduğum ikinci kitabı ve Brautigan kafası gördüğümü bir kez daha söylemek istiyorum. Yüz yaşında camdan atlayıp kaybolan adamı çok beğenmiş ve bunu da yüksek beklenti içinde okumaya başlamıştım lakin aynı etkiyi yaratmadığını söylemek istiyorum. Buna rağmen vakit kaybı olarak görmüyorum. Bir çırpıda okuyup bitirebileceğiniz türde, saf eğlence dolu absürt bir roman. İnançsız bir rahip, bir resepsiyonist ve hüküm giymiş bir tetikçiden oluşan bu tuhaf grubun maceralarını okumak keyifliydi. Tanrı ve İsa göndermeleri de beni benden aldı doğrusu. Eğlenceli vakit geçireyim, biraz kafam dağılsın diyen okurlara tavsiye ederim. Jonas Jonasson'ı sevmeye başladım. İsveç Kralını Kurtaran Kız adlı kitabı da yakın zamanda dilimize kazandırılır umarım.
Vay babam vay. Neresinden başlasam ki acaba. Adının hakkını veriyor bir kere, onu diyeyim. Başlangıçta adapte olmakta biraz zorlandım. Karakterler geçmişe de fazla daldığı için bir müddet olayın akışından kopuyor insan. Yine de inatla devam ettim ve ortalara doğru geldiğimde hikâye yerine oturmaya başladı. Üniversiteden tanışan dört arkadaşın yaşantısını anlatıyor kitap. Her birine ayrı ayrı ve bolca değinilmiş, belki aşırıya kaçıldığını düşünebilirsiniz ama bence iyi de olmuş. Bu adamların kurduğu dostluk gerçekten eşine az rastlanır türden. Özellikle Jude’un geçmişini okurken bir el uzanmış da kalbimi sıkıştırıyormuş gibi hissettim. Yazık vallahi yazık yahu. Kaç kişinin hayatı kararıp gidiyor böyle. Karamsar yapısı olsa da akıcı bir üslubu var ve bu rahat bir okuma deneyimi sağlıyor. Son satıra geldiğinde ise hüzünlü bir tebessüm kalıyor insanın yüzünde. Ben kitabı beğendim ama dengesiz bir ruh hâlindeyseniz şimdilik uzak durun derim.