Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

İzzet Can Bezircioğlu Tarafından Yapılan Yorumlar

“Dünya tehlike altındaki bir başyapıta dönüştü.”

Jean-Louis Fournier’in Ne Düşünüyorsun? adlı kitabı, ilk bakışta hafif ve oyunbaz bir fikirden yola çıkıyor gibi görünür. Kısa, sakin, yer yer şakacı metinler… Ama bu hafiflik aldatıcıdır. Fournier büyük cümleler kurmaz; küçük bakış açılarıyla rahatsız edici bir gerçeği işaret eder.

Metinler hayvanları konuşturur gibi yapar ama asıl olarak insanın şiddetini, korkularını ve kendini merkeze koyma hâlini açığa çıkarır. Hayvanlar birer anlatıcıdan çok, insanın yaptıklarını yansıtan aynalara dönüşür. Kekliğin mezarlıkta güven araması ya da eşeğin sırtına yüklenenleri hatırlaması, doğrudan bir eleştiri değil; sakin ama sert bir teşhistir.

Fournier’in dili her zamanki gibi sadedir. Cümleler kısa, boşluklar bilinçlidir. Söyleyebileceğini söylememeyi seçer; okur yönlendirilmez, acımaya değil bakmaya çağrılır. Ne Düşünüyorsun? hayvanları anlatıyor gibi yapar, insanı işaret eder. Yüksek sesle konuşmaz.
Jean-Louis Fournier, Kuzeyli Annem’de annelerle ilgili anlatılara yerleşmiş duygusal refleksleri bilinçli olarak geride bırakıyor. Anlatı duyguyu yükseltmiyor, dramatize etmiyor, okurdan acıma beklemiyor. Fournier her şeyi olduğu gibi bırakıyor. Bu mesafe metni soğutmuyor; aksine, kitabın en güçlü dürüstlük alanını kuruyor.

Bu mesafeli anlatı, kitabın merkezindeki anne figüründe de karşılığını buluyor. “Kuzey” burada sadece bir yön değil; ketum, mesafeli bir karakter hâli. Fournier annesini savunmuyor ya da açıklamıyor; geçmişi yumuşatmıyor, eksikleri kapatmıyor. Bu yüzden kitapta yapay bir duygu yok; okurken insanda kalan şey daha çok saf bir gerçeklik hissi.

Kuzeyli Annem duygulandırmak isteyen bir kitap değil. Ama dürüstlüğüyle insanın içinde kalıyor. Fournier bu kitabı annesini savunmak ya da suçlamak için değil; sessiz ve eksik kalan bir ilişkinin gerçeğini saklamadan, olduğu gibi anlatabilmek için yazıyor.
İnsan ne için yaşar? Bu Senin Şansın, bu sorunun etrafında dolaşan; bireysel hikâyeler üzerinden toplumsal meselelerle temas kuran bir roman. Özlem Köse’nin ikinci romanı, gündelik hayatın içinden konuşan, sade ama dikkatli bir anlatı sunuyor.

Parçalı yapısıyla farklı zamanlarda, farklı karakterlerin gözünden ilerleyen hikâyeler; kadınların toplumdaki konumu, eğitim sorunları, savaşlar, iletişimsizlik ve aile içi gerilimler gibi güncel meselelerde ortaklaşıyor. Roman, bu temaları didaktik bir tavra başvurmadan, hayatın doğal akışı içinde görünür kılmayı tercih ediyor.

Anlatı; sakin, net ve odağını kaybetmeyen bir çizgide ilerlerken, anlamı muğlaklaştıracak kapalılıklardan bilinçli olarak uzak duruyor. Metnin etkisi, küçük temasların ve sıradan ilişkilerin yarattığı sessiz huzursuzlukta ortaya çıkıyor.

Bu Senin Şansın, okura kesin cevaplar sunmak yerine onu atmosferine davet eden; gündelik hayatta fark edilmeden geçilen davranışlara başka bir gözle bakmayı öneren bir roman.
Dag Solstad’ın Akıl Almaz Olanı Anlatma Girişimi, okura net cevaplar sunan bir roman değil. Daha adından itibaren, kesinlikten uzak bir alana davet ediyor. Bu, bir hikâye anlatma iddiasından çok, modern hayatın içindeki geçirimsizliği ve anlaşılması güç olanı betimlemeye yönelik bilinçli bir deneme.

Roman, mimar Arne Gunnar Larsen’ın bir zamanlar ideallerle tasarladığı Romsås’a taşınmasıyla başlıyor. Ancak bu mekân, kolektif bir yaşam umudundan çok, yalnızlık ve hayal kırıklığıyla ilişkilendiriliyor. Solstad, olayları bilerek muğlak bırakıyor; anlatı sık sık askıya alınıyor.

Yazarın zaman zaman anlatıcı olarak metne dahil olması, romanı sadece anlatılanlarla değil, anlatma eyleminin sınırlarıyla da ilgilenen bir metne dönüştürüyor. Sonuçta bu roman, çözmekten çok düşündüren; modern hayatın kapalı ve geçilmez yanlarını hissettiren bir okuma deneyimi sunuyor.
Ebru Ojen’in Belgrad Kanon’u, göç ve mültecilik temasını dramatize etmeden, daha içe dönük ve kırılgan bir yerden anlatıyor. İhsan ve Sedat’ın yalnızca bir güne yayılan hikâyesi, fiziksel bir yolculuktan çok insanın geçmişiyle ve belirsizlikle kurduğu yıpratıcı ilişkiye odaklanıyor. Yeni bir başlangıç umudu, zamanla insanın içine çöken ağır bir belirsizliğe dönüşüyor.

Belgrad, romanda sadece bir mekân değil; karakterlerin aidiyetsizliğini yansıtan psikolojik bir alan. Şehrin soğuk ve geçici atmosferi, karakterlerin iç dünyasıyla paralel ilerliyor. Ojen’in anlatımı mesafeli ama derin. Duyguları büyütmeden, sezdirerek aktarıyor ve söylenmeyenler; okurun zihninde tamamlanıyor.

Belgrad Kanon, benim için yazarın önceki kitaplarına göre daha doğrudan ve sarsıcı. İhsan’ın iç hesaplaşmaları ve kumarhanedeki diyaloglar, romanın akılda kalan anlarını oluşturuyor. Çözüm sunmaktan çok insanın taşıdığı ağırlığı izleyen bu anlatı, sessiz ama güçlü bir etki bırakıyor.