Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Abdullah Tosun Tarafından Yapılan Yorumlar

11.01.2011

Çocukların sevebileceği ancak çok ama çok azını anlayabilecekleri harika bir kitap. Biz büyükler için yeniden ancak bilinçli bir çocukluk yaşayabilmek için, kısa bir süreliğine de olsa, biçilmiş kaftan. Her şeyin somutlaştığı ve ikide birde ''hayatın realiteleri'' diye saçmalanan böyle bir dönemde bu kitabın ikide bir tükenmesi de çok mantıklı geliyor bana. Sakın çok okunduğu, anlaşıldığı ve sevildiği için sanılmasın bu tükenme. Hiç bilgim olmadığı halde çok ama çok az basıldığı kanaatindeyim.
Lütfen şu kitap çocuk kiyabı, şu kitap kadın kitabı... saçmalığını da bırakalım. Bu kitaba yorum yazan kaç çocuk var veya yorum yazanların kaçı çocukken bu kitabı okumuş, beğenmiş ve şimdi yorum yazıyor? Ah, şu büyükler yok mu, şu büyükler? Sahi, kaç büyük, kapalı bir kutuda bir kuzu resmi tahayyül edebilir? Lütfen, çocukların'' çocuk'' kalması için uğraşalım. Biz büyüdük de ne oldu?
11.01.2011

Evvela şunu sorarak başlamalıyım: İnsan olmak suç mudur, neye ve kime göre? İkincisi insan kimdir, nedir? Bu sorulara verdiğimiz cevaplar kitabı okuduktan sonraki görüşlerimizi de büyük oranda etkileyecektir. Kitap insanın mukadder akıbet karşısındaki zavallılığını, bîçareliğini anlatıyor. Yazarın penceresinden bakarsanız ümitsizlik, gayesizlik, tesadüf, serkeşlik ve koyu bir karamsarlık karşılar sizi. (Burada yazarın görüşlerine haksız bir şekilde ipotek koyduğumun farkındayım. Affola...) İşte bütün mesele de hangi pencereden baktığımızda. Hakikaten insan kader karşısında zavallı bir b..böceği midir, yoksa dünyayı bir tramplen tahtası olarak kullanan eşref-i mahluk mu? Bu iki keskin ve zıt uç arasında debelenmek değil midir zaten hayat? İnsanı sadece beden olarak değerlendirdiğinizde, tıpkı romandaki gibi, karşınıza zavallı, ne yaptığını bilmeyen ve sürekli savrulan ve hiç hayat karşısında ''tutunamayan'' ''basit'' insanlar, hayatlar karşınıza çıkar ve siz koyu bir melankoliye, ümitsizliğe gark olursunuz. Peki, öyle düşünmeyen ne olacak? Onlar ''başka'' kitapların limanlarına yollanacaklar; tabii emin bir kaptanları ve sağlam bir rotaları varsa.
Kitap okunmalı mı? Dili akıcı ve kolay okunan bir kitap. Okunmalı, okunmalı mı? Bence...
03.01.2011

Bazı kitaplarla, kişilerle, olaylarla ilgili yazı yazmak, fikir ileri sürmek o kitabı, kişiyi yüceltmez, bilakis kırık dökük ifadeler o değerli eseri, kişiyi bilmeyenlerin nazarında küçültebilir de. Hani bir zat peygamberimizle(s.a.v) ilgili bir yazı yazdıktan sonra, ''Ben sözlerimle Hz. Muhammed'i(s.a.v.) yüceltmedim, belki O'nun(s.a.v.)adını kullanarak yazımı güzelleştirdim.'' demiş ya, işte Karamazov Kardeşler'le ilgili yazmak da aynen böyledir. Sakın ola ki birisi çıkıp da benim üç beş cümleyle ifadeye çalıştığım veya daha doğru ifadeyle tanıtımını, siz bunu reklam olarak da okuyabilirsiniz, yapmaya çalıştığım eser hakkında, ''Bu kadar mı yani?'' deyip okumaktan vazgeçmesin. Unutulmamalıdır ki her kitap kişisel bir serüvendir ve kişiye özeldir. Bazen öyle olur ki dünyanın gıptayla baktığı bir esere birisi çıkıp farklı bir yorum getirir ve kafası karışıkları ve kitap dünyasının emin mürşitlerini tanımayanları yoldan çıkarabilir. Burdan eleştirileri dikkate almayın manası da çıkmasın, lütfen. İyi de kitap, dediğinizi duyar gibiyim.
Gelelim kitaba... Efendim, at izinin it izine karıştığı, kavramların içinin boşaltılıp tepetaklak edildiğini bilerek ve düşünerek diyebilirim ki kitap kelimenin gerçek ve aslî anlamıyla tam bir klasik, tam bir baş yapıt. Neden diyenlere, işte öyle; demek de vardı fakat... Hayat nedir sorusu tevcih edilse ne deriz? (En güzeli bence sayın M. Kutlu'nun, ''Zafer yahut Hiç'' cevabıdır.) Ya uzun uzun konuşur hiçbir şey söylemeyiz, bu yazı gibi tıpkı, veya susar çok şey söyleriz. İşte Dostoyevski'nin bu kitabı da öyledir. Hayatın ta kendisidir; yani her şeydir veya hiçbir şey değildir. Mesele buysa bu gevezeliğin alemi nedir öyleyse, diye haklı olarak sorabilirsiniz. Ben de şunu derim: Bizim ki kendisi bir hiç olduğu halde ve alamayacağını bile bile, dünyalar güzeli ve paha biçilmez Hz. Yusuf'a köle pazarında talip olan ''şanslı'' kocakarı vefasıdır: ''Bilinsin ki ben de bu güzelliğin farkındayım.'' Vesselam.
04.05.2010

''Basit'' gençliğin, ''basit'' hayatını ''basit'' bir şekilde anlatan vasat bir kitap. Yazarlık yolunun başındaki yazarın ilk denemesi, ilk romanı. Mutlaka okunmalı mı, hayır. Vazgeçilmez bir kitap mı, hayır. Nedir önemi peki? ''Önemli'' yolun, ''önemli yolcusunun'' yola henüz çıkarken hissettikleri, üslubu ve buhran dönemininin silik ipuçları...
30.04.2010

''Önce hayallerde olan kötülüklerin fiiliyata döküleceğini,'' ilki işlendikten sonra da gerisinin geleceğinin şiirsel ifadesi. Bir kıvılcım olarak hayalde beliren ve daha sonra hayatı çepeçevre saran kötülük yangınının hazin ve ibret verici sonu. Küçük olan hata, günah, ihanet yoktur düsturunun beliğ bir ifadesi. Yangının, felaketin kontrolü zordur, hatta imkansızdır; döner döner bizi de yutar; Macbeth'i ve eşini yuttuğu gibi.
Kanı temizleyen, temizleyecek hiçbir madde yoktur; ancak dökücü, kanı kanla temizleme yolunu seçer. En son dökülen de ilk kanı dökenin kanı olur.
''Macbeth uykuyu öldürdüğü gün'' aslında kendi ölüm fermanını imzalamıştı. O, ''kral olmanın değil, kral olup sağ kalmanın'' daha önemli olduğunu çok iyi bildiğinden, ''Kötülükle başlayan kötülükle sağlamlaşır.'' yolunu seçti.
Kral olacağının müjdesini(!) kendisine veren cadılar hayatın sonunda ''acı üstüne acı, kan üstüne kan''nakaratını dillendirir ve Macbeth' i trajik kaderiyle baş başa bırakırlar.
Macbeth mutlaka ama mutlaka okunmalı, özümsenmeli; hele zorbalığın, zalimliğin, hırsın, gururun, bencilliğin gemi azıya aldığı bu modern çağımızda...