Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Abdullah Tosun Tarafından Yapılan Yorumlar

27.04.2010

İnsanı anlatan kitaplar eskimez. İnsanî nitelikler az çok şahsî olsa da zaaflar genellikle ortaktır. Kimi insanlar tahakküm etmeyi, kimi de mahkum olarak yaşamayı sever veya buna alışır, alıştırılır. Kimi insanlar da her iki taraftan uzak durup insanca yaşamayı yeğler. En zor grup üçüncüsüdür; çünkü bu hayat tarzı sorgulamayı, direnmeyi, mücadele etmeyi ister. Buna hayatı pahasına da olsa katlanmak ve insanca yaşamayı başaramazsa da insanca ölmeyi göze almak kolay değildir. Roman kahramanı da bu üçüncü gruptadır; ancak akıbeti her iki anlamda da moral bozucudur. Buradan kimilerinin kastettiği gibi kitabın insanı ümitsizliğe sevk ettiği anlaşılmasın, belki dönemin şartları,1940-60, yazarı böyle bir son yazmaya mecbur bırakmıştır.
Her ne kadar bu kitap falan ülkeyi, filan kişileri anlatıyor dense de bu tür düşüncelere kulak asmamalıdır; insan yerde insan, zalim her yerde zalimdir. Zaten kitap okunduğu yapılanlar çok aşina gelecektir; hatta siz de asıl kitap şunu anlatıyor diyeceksiniz.
Kitabın ismi de sizi yanıltmamalı; zira kitap belli bir dönemin kitabı da değildir. Haddim olmayarak kitabın isminin ''İnsan ve Sonra'' diye olması gerektiği kanaatindeyim.
Son olarak bu kitaptan önce yazarın ''Hayvan Çiftliği'' adlı kitabının okunması gerektiğini düşünüyorum. Bu yapıldığında kitap daha fazla şeyler anlatabilir. Bu konulara meraklı olanlar için biraz daha da ileriye gidip İttihat ve Terakki'den başlayarak, Bolşevik İhtilali'yle beraber 1950'ye kadar olan iç ve dış gelişmeler arka fona alınarak okunursa kitabın çok ama önemli ip uçları ve ufuk açıcı açılımlar sağlayacağını düşünüyorum.
Sahi,neden artık düşünce suçlusu insanlar yok veya çok azaldı? Neden bütün ülkelerde iddia, loto vb şans oyunları oynayanlar günden güne çoğalmakta? Şaşırdınız mı? Kitabı okuyun; asıl o zaman şaşıracaksınız.
27.04.2010

Akıl ''beşeri'' insan yapan önemli bir ''araçtır.'' Bu önemli araç insanı beşerden de beter hale de getirebilir.(Esfeli safilin) Akıl tek başına hareket ettiğinde dünyayı zifiri zindanlara çevirir. Aklın öncelikli görevi nakıs olduğunun idrakine varmak ve gönlün kılavuzluğuna başvurmaktır. Bunu yap(a)mayan akıl sahibini yazarın bahsettiği zindanlarda bir ömür boyu süründürür. İşin enteresan tarafı insanı zindana düşüren de zindandan kurtaran da aklın kendisinin olması. Zindandan çıkaran akıl gönülle iş birliği kurmak zorunluluğunu akleden akıldır. Şurası muhakkak ki laf, kelime çoğaldıkça anlam muğlaklaşıyor, müphemleşiyor; yazar hacim olarak kısacık kitapta bir hayatın, ömrün amacını ve kurtuluşunu muştuluyor. Zaten sade ve yalın olan hayat ve insan ''sonradan'' kalabalıklaşıyor.
Kitap hakkıyla anlaşıldığında zindanlarımız saraya dönebilir. Bu da ancak yine yazarın hitam'ül misk olsun diye kitabın sonunu bağladığı ''aşk''la mümkün olabilecektir. Aşkı tatmayan, anlamayan akıl ''kör ve topaldır.'' Aklı munis bir binek, sonsuz mutluluğa eriştiren bir mürşit yapan da yine ''aşk''tır. Bugün aşkı ayağa düşüren de ''aşk''tan bîhaber olan kuru akıldan başkası değildir.
Kitap mutlaka okunmalı; okunmalı ki nice zatların, ''Allah bizi insan eyleye!'' niyazı hakkıyla anlaşılsın ve zaman kaybetmeden insan olmak için yollara düşülsün. Muhabbetle...
14.04.2010

Ancak masallarda olabilecek ve karşılaşabileceğimiz ülkemiz gerçeklerinin enfes bir yorumu. Herhangi bir meziyeti olmayan ve ancak ulusal gururla kendini ifade edebilen zavallıların itinayla kaçması gereken bir kitap. Kendini bilen, insanı ve insanî vasıfları ve özgürlükleri her şeyin üstünde tutan aklı başında olanların da özenle okumaları gereken güzel bir kitap. Cellatla kurbanın aynı kaynaktan yetiştiğini görüyor ve irkiliyorsunuz. Yakın tarihimizin alışık olmadığımız ve çoğu zaman da öğrenmek istemediğimiz iğrenç yüzüyle karşılaşacak ve eğitim sisteminden başlayarak yeniden düşünmeye başlayacaksınız. Hayatımızın belli döneminde işkenceye tabi tutulduğumuzu öğrenip üzülürken diğer yandan azılı bir işkenceci olduğumuzu öğrenip irkiliyoruz. Doğruların yanlış, yanlışların doğru diye yutturulduğu bir zeminde sağlıklı bir yaşamın mümkün olmadığını kavrıyor ve ''ezberletilen'' doğruların peşine düşüyoruz. Ülkemizdeki ''yanlış doğruları'' atıp doğruları öğrenmek hayatının son demlerinde okumayı bilmediğinin farkına varan aydının düşeceği bir durum gibidir. Neden İşkenceci alfabemiz veya alfabeye götüren kılavuzumuz olmasın ki?
14.04.2010

Hayat güneşinin saniye saniye guruba kayması ve insanın bu batış karşısındaki çaresizliği... Acı veren güneşin batışına sebep olanların ''senin gibi''insanlar olması. Ecelin gizliliği biz ölümlü insanların en büyük talihi. Eğer ölümlü insanlar ecelin gizliliğini aşikar ederse işte buradaki yürek paralayıcı trajedi ortaya çıkar. Ölüm karşısında tüm suçlar ve suçlular masumlaşıyor ister istemez. Suç ne kadar büyük olursa olsun insan yine de bir şans daha diye düşünebiliyor. Hem zaten canı veren canı alabilir; insan kendini can alan yerine koyduğunda ölüm daha korkunç gelebiliyor. Cezalar caydırıcı olmalı, yapanı aynı şeyi yapmaktan alıkoymalı ve yanlış hareketi düzeltmelidir. Öldürülen kişi tüm bu olanaklardan ve şanstan ebediyen mahrum ediliyor. ... Kitabı okuduğunuzda bunun gibi daha nice sorular soracak, hayatın, cezanın, suçun mahiyeti üzerinde bolca düşünme fırsatı bulacaksınız. İnsanların, yakını da olsa, başkaları yüzünden zora düşmesi açıklanması zor bir durum olsa gerek.
İdam mahkumunun kızıyla buluşması insanın içini hakikaten sızlatıyor. İnsan, katil de olsa, acımayı, merhameti içinden söküp atamıyor demek ki.
Önsöz okumak sizi kitaptan soğutuyorsa atlamalısınız uzun önsözü; ancak dönemin bir panoraması niteliğindeki önsözü sabırla okumanızı tavsiye ederim.
13.04.2010

Ebuzer korkmaz, çekinmez; eğip bükmez söyleceklerini. Bu bir üslup hatası mıdır? Değildir; zira muhatabın zihni, kalbi delinmezinden ve ıslanmazından öyle bir kabuk bağlamış ki onu ancak Ebuzer uyandırabilir derin uykusundan. Ebuzer -mış gibi yaptıklarımızı yapmadığımızı ve yapmamamız gerekenleri yaptığımızı şamar gibi yüzümüze vuruyor. Ebuzer ''düz'' ve ''basit'' adam olduğundan kimseye eyvallahı olmadığından ''doğruları'' söyler, ''doğruları'' sever. Ah, insanlık! Ah, müslümanlık ve müslümanlar! Ah, samimiyet! Ah, riyakarlık! Ve ah, Ebuzer; gel de içimizde usul usul büyüyen urları, her iki dünyamızı mahvetmeden bizi uyar ve ''Doktor''a yönlendir.
Kabuk bağlayan ve nasırlaşan kalplerimizi aslına çevirmeye, evirmeye çalışan Ebuzerlerle arkadaş olma ve onların söz dinleyip aslına rücu eden muhatplarından olmak ümidiyle...