Roman, 'sürü'nün tekdüze hayatına ve insanlara biçilen şablonlara karşı bir baş kaldırış olarak okunabilir. Bu yönüyle herkesin, hepimizin okuması gereken bir kitap olarak değerlendiriyorum. Toplumda karşı çıkılması gereken birçok saçmasapan, hurafelerden mütevellit gelenek var, bu kabul. Ancak bu, roman kahramanı C.'nin karşı çıktığı her şeye 'biz' de karşı çıkacağız anlamına gelmez, gelmemeli. C.'nin özgürlük ve özgünlük olarak bakabileceği her meseleyi aynı şekilde değerlendiremeyiz, değerlendirmemeliyiz. Mesela, roman kahramanı sokakta simit yemeyi bir özgürlük olarak görüyor ve buna kota koyan, güya, toplumu, 'bizi', eleştiriyor. Ancak 'biz', sokakta alenen bir şeyleri yemeyi kesinlikle özgürlük olarak görmeyiz; göz hakkı deyip, alamayan, yiyemeyen var deyip bunu yapmayız; yapmamakta yerden göğe kadar da haklıyız... Buna ne kadar şiddetle karşı çıkıyorsam, dilencilere bakışını da o kadar destekliyorum. Yine evliliğe bakışını ve toplumun çizdiği çerçevenin dışına çıkmaya çalışmasını da can-ı gönülden destekliyorum...
C. gibi yaşayabilir miyiz, sorusundan hareketle diyebilirim ki, 'aylak adam'ın 'biz'deki karşılığı rindâne bir yaşamadır. C. zengindir,kimseye eyvallahı yoktur ve dilediğince yaşıyor. Herhangi bir dünyevi bağla mukayyet olmaması bize tanıdık olsa da taşıdığı sorumluluk ve kıstaslar yönünden aramızda dağlar kadar fark vardır. Biri,C., kriter olarak nefsinin rahatını alırken diğeri, derviş,rind,deli,veli,vs.vs., nefsi ayaklar altına almayı kriter yeğler...
Sonuç olarak kitap okunmalı; monoton ve mekanik hayatımız kesinlikle ama kesinlikle sorgulanmalı. Beşeriyetin dar sınırlarını aşıp insanlığın sonsuz dünyasına yelken açmalıyız,vesselam.
Muhabbetle...