Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
Abdullah Tosun Tarafından Yapılan Yorumlar
Yazarın isminden ve yayınevinden yola çıkarak okuma kararı verdim; ancak hayal-i inkisare uğradım, diyebilirim. Basit bir onu ve basit bir bakış açısı. Köylü, şehirli ve aydın tipinin ele alındığı romanda hiç yeni ve farklı bir şey bulamadım. Yeniliği bir yana bu fikirler yaku Kadri'den, Reşat Nuri'den... çok tanıdı geldi bana. Köylülerin cahilliği ve inandıkları hurafelerle dalga geçilirken, takınan ideolojik bakış açısı beni rahatsız etti.
Hasılı ben beğenmedim. Aynı konunun daha özgün ve daha doyurucu olanları tercih edilmeli, diye düşünüyorum.
Yazar insanın iç haritasını Ömer'in şahsında ortaya koyuyor. Zaaflarla yoğrulan insanoğlu her nedense çoğu zaman bunun farkına varmaz veya bunu kabullenmez. Zaaflarına yenilip başına olmadık işler açtığı zaman da sorumluluğu üstlenmez; işte burada 'İçimizdeki Şeytan' devreye girer. 'İçimizdeki Şeytan' bir yönüyle can simidimizdir; çünkü bütün sorumluluğu ona yükleyip vicdanen rahatlarız. Kendimize hiçbir zaman toz kondurmaz, hep birilerine yükleriz suçumuzu. Bu, kimi zaman arkadaş(lar)ımız,kimi zaman amirlerimiz, kimi zaman da bizi yönetenler olur. Önemli olan kimi mesul gösterdiğimizden ziyade bizim masum olmamızdır. Halbuki yapacağımız ilk,belki de tek, şey aynaya bakıp yüzümüzdeki veya içimizdeki sivilceleri,çıbanları görüp bunları tedavi etme yolunda çaba göstermemizdir. Ancak tedavi süreci zorludur, bu nedenle daha kısa ve kolay yolu tercih ederiz:Beni bu hallere düşüren birilleri var. İşte Ömer bu garip ve iğrenç insan,okuduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız, her şeyi içindeki 'şeytan'a yükleyip kendisi asalak hayatı yaşamak zorunda kalan insanların prototipi. Silkinip kalkmak ve irademizin hakkını verip insanca bir hayat yaşamak için Ömer'in ibretli ve içler acısı sergüzeştini mutlaka çok iyi okumalıyız. Yazarın çok çarpıcı ve trajikomik bir şekilde sonlandırdığı roman bize: Suçlu olan biri varsa o da benim;çünkü tembelliğime,zaaflarıma,iradesizliğime 'dur' demedim, dedirtiyor. Yiğit düştüğü yerden kalkar deyip, yola yeniden başlayabilirsiniz.
Aydınlarımızın halipürmelali de enfes bir şekilde şerh edilmiş. Ömer ve Hafız'ı tanıktan sonra mutlaka Kürk Mantolu Madonna'daki Raif'i de tanımalısınız; çünkü...
Küçük, basit insanların büyük, temiz, saf aşklarının anlatıldığı Değirmen ve Viyolensel hikayeleri 'aşk'ın hiç de kolay olmadığını ve bir yönüyle, belki de tamamen, fedakarlık olduğunu güzel ve etkileyici anlatıyor. Konu sadece aşk değil tabii. Kurtarılamayan Şaheser hikayesi, bence, iyi bir yazarın, yazının ve eserin nasıl olması gerektiğini harika anlatmış.
Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen mutlaka okunması gereken bir kitap diye düşünüyorum. Yazarın baştaki yazısını okuyunca bugün yazar diye geçinenleri ve kitap diye lanse edilenleri ister istemez düşünceye daldım. Yazarın çocukça dediği bazı hikayelerinin gölgesi bile ol(a)mayan bugünkü bazı hikayelerin, romanların, eserlerin baştacı edilmesi okuyucu olarak beni üzüyor. Kitap kesinlikle okunmayı hak ediyor. Bugünün 'şaheser'lerini okumaktansa ustaların 'çocukça' eserlerini okumayı yeğlerim. Siz de okuyun pişman olmayacaksınız. Sahi sevdiğinde olmayan bir uzvunu hiç çekinmeden veren kaç 'çingene' kaldı ki günümüzde. Bu çingeneler kalmadığı gibi yerinmeyip,bilakis severek, çingenelerin iç paralayıcı aşkını terennüm eden yazar kaldı mı ki?...
Bizi biz yapan hassasiyetlerimizi kaybettiğimiz böyle bir dönemde keşke 'huzursuz bacak'lara sahip daha fazla kahramanımız, Mustafa Kutlularımız olsaydı. Bu roman toplumsal hastalıklarımızı tesbit eden,'tüketim ekonomisi' ve tedavi adına,kanaat ekonomisi' bu dertlere neşter vuran güzel bir roman. Deyim ve atasözleriyle süslü güzel dili harika. Yurt dışından gelip güzelim yurdunun içler acısı durumunu gören kahraman, haliyle okuyucu, nerden nereye sorusunu soruyor. Memleketi kurtarma hayalleriyle büyüyen akranlar ve abiler çoktan köşeyi dönmüş ve o dönemdeki köprüler altından çok sular akmıştır. Bu durum, ibret verici ve çarpıcı bir şekilde ifade edilmiştir. 'Pala Kahvehanesi'nin 'Palabar' olması; 'mücahitler müteahhit oldu' dedikodusu toplumsal değişmenin sadece birer örneği. Okuduğunuzda pişmanlıktan ziyade hoşnut kalacağınız güzel bir kitap. İp uçları verilen sorunların ve çözümlerin hakkıyla idrak edilip doğrusunun yaşanması dileğiyle...
Sınırlı, sıkıcı 'küçük dünyası' annesi tarafından çizilen ve sonradan farkına vardığı bu çıldırtıcı kıstırılmışlığa isyan eden ancak nasıl bir dünya istediğini de pek kestiremeyen Nur'un acıklı hayatı... Romanı okuyunca etramızda ne kadar çok Nur'la aynı kaderi yaşayan kadın olduğunu fark ettim. Pireye kızıp yorganı yakmak veya yağmurdan kaçarken doluya tutulmak gibi bir durum. Genelde kendisinin içinde bir ukde olarak kalan bir hayatı çocuklarına dayayan yufka yürekli annelerin sebep olduğu bir dram olarak da okunabilir bu roman. Uzun uzadıya düşünmeden Ferit'le evlenmesi sonra ideal eş olarak da Ferit'in arkadaşı Murat'ı görmesi Nur'un içine düştüğü içinden çıkılmaz etkileyici ve acıklı durumu. 'Küçük dünya'larırının farkında olan ve geniş bir dünya tasavvur eden okuyuculara etkili bir mesaj veren küçük hacimli, güzel bir roman.