Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
Abdullah Tosun Tarafından Yapılan Yorumlar
''Dönemeçte''teki Türkiye'nin taşradan görünümü.Baş döndüren bir değişimin görenleri şaşkınlığa düşürdüğü 1940'ların sonu.Bir avuç 'aydın'ın(doktor,eczacı,öğretmen...) içler acısı durumu ve Şehir Kulübü'ndeki tekdüze, bunaltıcı ve ümitsiz hayatları.Bu alelade hayatın farkında olan ve bunu kulübün önündeki fıskiyenin mika bir topla mütemadiyen oymasına benzeten, harika bir benzetiştir,doktorun acizliği...Paralı ancak paraya değer vermeyen, toplumdaki topyekün değişikliğin farkında olan ve buna oldukça şaşıran; ''Fakir'' lakaplı zengin ve halktan biri:Halid. Kendi halinde, gösterişsiz bir hayatı yeğleyen donanımlı bir kişidir, Fakir Halid. Paranın değiştirdiği, değerlerinden çok uzaklara savurduğu toplumun içinden, içine kapanarak ve derinleşerek onlardan ayrılan Fakir Halid takdire ve dikkate şayandır.
Objektif,farklı,güzel ve okunası bir roman. Olaylara farklı kişilerin penceresinden bakan yazar, ülkenin trajikomik panoramasını sunuyor bize. Ben çok istifade ettim. Küçük Ağa gibi ancak farklı bir yönden ''ezberbozan'' bir kitap.
İnsan büyüdükçe, öğrendikçe ve kalabalıklara karıştıkça 'yalnızlaşıyor.' İnsan geçmişini bir çırpıda unutup, kendini farklı görebiliyor ve küstahlaşabiliyor.(Doktor Rıza Candaş) İnsan kendini melankolinin kollarına bırakıp, sahip olduklarının farkına varmadan yıllarını beyhude harcayabiliyor.(Murat Kervancı)İnsan ne aradığını bilmeden, bulduğu ilk şeye, sanki arayıp da bulamadığı buymuş gibi, sarılabiliyor ve sonradan düşünmeye, iş işten geçtiken sonra, başlayabiliyor.(Hurrem) İnsan yıllarca bir ümit uğruna bekleyebiliyor.(Şükriye)
Bencil, küstah,melenkolik, mürereddit, mütevekkil kişilerin kaynaştığı ve yalnızlıklarını alabildiğine derinleştirdikleri hüzünlü bir serüven. Muhteşem ve trajikomik bir tespitle sizi kitapla baş başa bırakıyorum. ''(Rıza) Elindekileri de kaybetmek istemiyorsan akışa uyman lazım. O zaman sürüye katıl, sürüye. '' ''Çoban'' olmak isteyenler için...
''Hızın köleleştirdiğini anlamıştı. Yaşamdaki bütün değerli şeyler zaman istiyordu:Aşk, dostluk,düşünce, okuma, merak, bakış...sıkıştıkça us yassılaşıyor, yürek sıkışıyor, ruh daralıyordu. Ne bizim sevmeye vaktimiz vardı ne de başkalarının. Saatin yalnız köleleri olan bizler güle oynaya hiçliğe doğru koşuyorduk.''
Bu cümleler asansörde mahsur kalmadan önce, tamamen yalan düzenin, hızlı yaşayan bencil reklamcısı Charles'e ait. Daha önce hiçbir şekilde hayat üzerinde düşünme fırsatı bulamayan(!) ve gereği duymayan kahraman kendi elleriyle kendini kıstırınca o güne kadar yaşadığı hayatın anlamsızlığını ayan beyan görür.''modern hayatın katılığıyla örselenmiş ruhlarımız'' dediğinde kendisini kandırılmış hayatın sokaklarında yapayalnız bulur. Başka bir yerde,''yaşamımda büyük bir boşluk olduğunu sizden saklamayacağım:Yazgım beni bu asansöre kapatmadan önce, boyutlarından habersiz olduğum bir boşluk. Yüreğimdeki boşluk.'' diyerek bu musibeti hayra yorar, ancak sonuç onun da beklemediği bir şekilde gerçekleşir. Her şey olduğunu sandığı ve paranın gücüne taptığı dönemden rahibin, İncil'den mülhem olarak, ''Artık hiçbir şey olduğunuzda ne kadar iyi olacaksınız, bir bilseniz!'' eşiğine geldiğinde iş işten geçmek üzeredir. Romanın sonu enfes ve trajik. Uğrunda savaşmak için ''aradığında bulamadığı bir mukaddesi'' olmayan bir adamın sonu ancak bu kadar etkileyici olabilirdi.
Modern çağın insanlarının,bizlerin, kaybettiklerinin,mutluluktan uzaklaşmasının tarihselliği. Çayın serencamı anlatılırken aslında insanlığın nereden nereye geldiğini veya düştüğünü anlatıyor yazar. Kitabın ismi sizi yanıltmasın;konu sadece çay değil,hayatın kendisidir. Çay seremonisinde 'şarkı söyleyen çaydanlık'ı dinlerken; az sonra Zen'in, Taoculuğun engin deryasında kendinizi bulabiliyorsunuz. Doğu felsefesinin sahiciliği ve Batılıların yapaylığı çay sohbetlerinde göz önüne seriliyor. 'Çay Usta'larının inceliğini, nezaketini okudukça günümüz insanının ne kadar kabalaştığını görebiliyoruz. Gülistandan bir demet cümleyle sizi kitabın davetkar sayfalarına davet ediyorum.
''Neden çiçekler bu kadar güzel ve bir o kadar da çaresiz yaratılmışlar?... Can havliyle bağırsalar bile, bizim taşlaşmış kulaklarımız bu çığlıkları duyamaz. Bizi seven ve bize sessizce hizmet edenlere karşı her zaman zalimizdir; ama, bu zalim davranışımız yüzünden, günün birinde bu iyi dostlarımız bizi terk edebilir.Nadide yabani çiçeklerin her yıl biraz daha azaldıklarının farkında değil misiniz?'' Beton ve demir yığınları arasında güzel çiçeklerin mis kokusunu duymak isteyenlere duyurulur.
Uyuşuk, tembel ve düşüncesiz 'sürü'ye baş kaldırışın kitabı. Hayata özgürce gözlerini açıp, köleliğe sonradan alışan insanlara hayatın amacını hatırlatan hacmi küçük, muhtevası büyük bir kitap, Martı. Martı Jonathan'ın bütün olumsuzlukları, dışlanmışlıkları göze alarak çizilen sınırları aşma mücadelesi ve azmi. Aslında herkesin içinde varolan özgürlük ve cesaretin Jonathan'ın şahsında temessül edişinin romanı. Özgürlüğün,yaşamın yepyeni ve özgün yorumu. Koyun olmaktan bıkıp, çoban olmayı kafasına koyanların yol rehberi. Özgürlüğe uçuşun şiirsel ifadesi. İşportacılarda bir liraya satılan ancak okuma aşkını baltalayan basit çevirileri okumamanızı tavsiye ederim; çünkü bu kitap hakkıyla okunmayı hak ediyor.