Kitabın ana hatta neredeyse tek karakteri olan Hacı Ağa, İran siyasetinin her dönemine ayak uydurmuş, babasından miras kalan bu yeteneği sayesinde de her dönem kendine iyi bir yer edinip parasına para katmış, aşırı cimri bir insan. 90 yaşlarında ve çeşitli hastalıkları olmasına rağmen sürekli siyasetinde içinde olan ve evinin bahçesindeki makamında sürekli insanlarla görüşüp siyasi ve ticari ilişkilerini sürdüren birisi.
Diktatörlük zamanı diktatör yanlısı, demokrasi zamanı demokrasi yanlısı gibi görünüp her devirde zenginleşmeye devam eden bir insan.
Yazar kitabında Hacı Ağa özelinde İran'ın 1900-1940'lı yıllardaki yönetimini, siyasetini, dini yaşamını, yabancı ülkelerle olan ilişkilerini çok ağır bir dille eleştiriyor. Kitabın büyük bir kısmında Hacı Ağa'nın her dönem nasıl ayakta kalıp kendini her kesime iyi bir insanmış gibi kabul ettirdiğini ve bunun içinde özellikle dini duygularla nasıl oynadığını anlatıyor.
Kitabın sonlarına doğru yazar muhalif bir şair olan Münadilhak'ın ağzından Hacı Ağa ve benzerlerinin gerçek yüzünü çok ağır bir dille haykırıyor. Kitabın son bölümünde ise, Hacı Ağa'nın ağzından bir mollaya kurdukları düzenin her daim devam etmesi için yapılması gerekenleri çok açık bir dille aktarıyor.
Kitap, Aziz Nesin'in Zübük romanının İran versiyonu gibi adeta.
Yazar, 50. sayfada yalan dolan ile para kazanan insanların vicdanlarını rahatlatmak için dini nasıl kullandıklarını; "Böylece kendisine Hac vacip oldu, Mekke'ye bir sefer yaptı, gidip parasını helalledi." cümlesiyle çok güzel anlatırken romanın da ana fikrini vermiş oluyor.
Sabahattin Ali'nin Değirmen isimli öyküsünde "Bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır." cümlesinde anlatıldığı gibi Hacı Ağa da nefsini bu şekilde rahatlatmış oluyor.
"Dilin her yana dönebilen bir et parçası olduğunu düşünürdü." (s.62)