Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
İlker Tarafından Yapılan Yorumlar
Tarihin belki de en kötü davrandığı Osmanlı Sultanıdır. Maalesef hiç hazırlanmadığı ve kendisine çok uzak gözüken Osmanlı tahtını bir anda önünde bulup o tahta zorunda kalan sultan Osmanlı Devleti'nin son 2 asrının tüm yükünü üzerine almıştır. Omuzlarına yüklenen bu yükü kaldıramamış, bir devleti yönetme kapasitesine sahip olamamış ve nihayetinde 1. Dünya Savaşı'nda neredeyse yenilginin kesinleştiği son 4. ayda tahta çıkmış olan sultan belki de garabetsizliği ve az da olsa korkaklığı yüzünden Anadolu'daki mücadeleye destek vermemiştir. Kitap, Vahdettin'in hain olmadığını örnekleriyle açıklamakta olup ve sultanın yanında yer alan hatıratlarından alıntılar yaparak sultanın kararlarında aslında elinin kolunun bağlı olduğunu göstermektedir. Yazar mümkün olduğu kadar tarafsız bir şekilde yazmış olup kendi görüşlerini de yer vermiştir. Kitap sürükleyici ve okuyucuya gerçek bir hayatla karşılamaktadır. En acısı Vahdettin'in, kendi ülkesini terk etmesiyle beraber sıkıntılı bir hayat yaşaması.
Türkiye'nin kurucu kadrosunda yer alan İsmet Paşa'nın uzun yıllar savaş meydanlarında geçen hayatından bahseden kitap İnönü'ye atılan iftiraya varan söylemlere çok güzel yanıt vermiştir. Onun savaş meydanlarındaki aşırı dikkati ve ölçümü sayesinde kazanılan İnönü Savaşları başta olmak üzere tüm Kurtuluş Savaşı boyunca devleti için yapmış olduğu gayretler ve özverileri ve canını hiçe sayarcasına bizzat savaş meydanının ön saflarında katılması, nihayetinde devletin geleceği için babasının cenazesine dahi gidememesi, hatta oğlunun ölümünden dahi 6 ay sonra haber alması bu millet ve devlet için hem kanını hem canını vermeye hazır bir asker İnönü'yü anlatmaktadır. Bu kitap aynı zamanda üzülerek söylemeliyim ki bizimkilerin yok saymaya çalıştığı İnönü için onun karşısında savaşmış olan düşmanları dahi O'na saygı göstermektedir. General Harrington'un ''Bu adama dikkat edin'' sözü, İnönü'nün 3 adım ötesine plan yapabilecek kabiliyete sahip olduğunu göstermektedir.
John Verdon'un en sevdiğim yanı diğer polisiye romanlarına nazaran baş karakterin ruhsal çöküntüsünü çok iyi işlemesi ve insani duyguları inanılmaz derecede güzel aktarmasıdır. Baş karakterimiz dedektif Dave Gurney'in eşi ile olan sıkıntılarını, yaşadığı ruhsal bunalımları, kafasına çöken sorunları betimlerken sanki siz oradaymış gibi hissediyorsunuz. Ayrıca yazarın diğer polisiye romanlarından farklı olarak baş karakter hep sorunlarla uğraşırken hata da yapabiliyor ve bu hatalar bazen yoğun bakımlık olmasına bile sebep olabiliyor. Bu gerçekçilikten ötürü kitap inanılmaz derecede sürükleyici. Bunun akabinde olaylar hep beklemediğiniz şekillerde gelişirken size verdiği detaylar sizi bir taraftan alıp bir başka tarafa götürüyor bu da kitabı elinizden düşürmek istememenize sebep oluyor.
İki Şehrin Hikayesi, İngiltere ve Fransa vatandaşlarının Fransa'da yaşamış oldukları yoksulluk ve dramı ele alan bir kitaptır. Eser, Fransız İhtilali döneminde yaşanan yoksulluk, dramı anlatırken betimleyici bir dil kullanmış olup şahsen betimlemelerin bazen olayın akışından koptuğunu düşünmekteyim. Lakin yazar dönemin şartlarını olabilecek en iyi şekilde aktarmıştır. Bunun akabinde Giyotin denen çılgınlığın, insanların vahşet duygusunu tatmin etmek için nasıl pervasızca, masum-suçlu ayrımı yapmadan kullanıldığını görmüş olmaktayız. Zamanın efendileri, şimdilerin ezilenleri haline gelmiş bu dönemde insanlar günde 52 kişinin giyotine gitmesini az bulmakta olup vahşet ve intikam duygularını tatmin etmek için canlara kıymaktadır. Kimin masum, kiminse suçlu olduğu kimsenin umurunda değildir. Fransız Devrimi bir yandan beraberinde hak ve özgürlük getirirken aslında bunların ne kadar acılı süreçlerin akabinde geldiğini en dokunaklı şekilde okumaktayız.
ABD büyükelçisi olarak bizzat bulunduğu konumdan kaynaklı olarak kişiler hakkında edinmiş olduğu izlenimleri aktaran yazar yer yer kendi devlet başkanını ön plana çıkaran bir dil kullanmıştır. Lakin bu salt olarak kendi devlet başkanını övmek olarak göz batmamaktadır. Bunun yanında yazar devlet başkanlarının çocukluk yıllarından tutunda ölümlerine kadar, ağaçlara bakış açısından tutun da imara kadar, dine bakış açılarından milli sermayeyi değerlendirmeye kadar, içinde bulundukları çetrefilli durumlarda takındıkları tavırdan verdikleri karara kadar aklınıza gelebilecek her konuda her devlet başkanını kendi anında değerlendirmiş ve izlenimlerini anlatmıştır. Bunu yaparken devlet başkanları ile olan sohbetleri ve aynı ortamda bulunmalarından ötürü elde ettiği deneyimleri son derece yalın bir şekilde bizlere aktarmıştır. En çok dikkatimi çeken husus ise henüz Soyadı Kanunu kabul edilmediği için kitabın neredeyse tamamında Atatürk yerine Kemal diye kitabı kaleme almasıdır.