Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
aspırıne Tarafından Yapılan Yorumlar
12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak olan referandumda evet çıkması halinde ortaya çıkan yeni durumun, ülkedeki erkler ayrılığı ilkesine ters düşeceği, hukukun üstünlüğü ilkesinin çiğneneceği, yargıç bağımsızlığından artık söz edilemeyeceği gibi konularda Alev Coşkun'un kitabında verdiği bilgilerin önemli olduğunu düşünüyorum. Alev Coşkun ülkemizde hem önemli bir hukukçu hemde çok önemli bir tarih araştırmacısıdır. Verdiği bilgiler hem güncel hemde tarih süzgecinden geçirerek günümüze aktardığı görüşlerini içeriyor. Kitapta "cumhuriyet" gazetesinde yayımlanmış olan Anayasa ve ülkenin yönetim şekli ile ilgili yazılarını tarihlerini de belirterek tekrar yayımlamıştır. Alev Coşkun'un bende bıraktığı en olumlu yanı dilinin akıcılığı ve tarihi olayların geçtiği yılları göz önüne alarak değerlendirebilmesi olmuştur hep. Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmış olan bu yazılarında dikkati çeken bir başka noktada şu dur ki: bu yazıları okuduktan sonra insanın hafızasından kolay kolay silinmiyor. Bu yazıların bir çoğunu "cumhuriyet" de okumuş birisi olarak, bu yazıları tekrar bu kitapta okuyunca aslında bir çoğunun bizzat aklımda kaldığını fark ettim. Bence bu, bir yazar için önemlidir, zira günümüzün bazı yazarlarının yazılarının sabun köpüğü gibi olduğunu düşününce bu daha da önem kazanmaktadır.
Türkiye Cumhuriyetinde şuanda iktidarı elinde bulunduran partinin, bütün güç sahiplerinin içerisine düştüğü bir yanılgıdan bahsediyor aslında kitap. İnsanlar ellerine belli güçleri geçirince doyumsuzlukları artıyor ve işte bu noktada bütün bir gücü ele geçirme isteği beliriyor. Bu iktidarda bunu yapma yoluna gitmiştir. Türkiye Cumhuriyetinde yasama, yürütme yetkilerini elinde bulunduran RTE, yargı erkinin üzerindeki baskıyı arttırarak bu erki de kendi kontrolüne almak istemektedir. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandumun özü de budur. Bu gidişe bir yerde dur demek gerekiyor ve sanırım bu fırsat 12 Eylül 2010 dur. Bu bağlamda, bu kitabı tam bağımsız Türkiye özleminde olan tüm yurttaşlara tavsiye ederim.
Hasan Pulur'un "olaylar" ve insanlar" köşesindeki yazılarından derlenen, serinin 3. kitabı 1979-1984 yılları arasını kapsamaktadır. Türk siyasi hayatında-aslında yalnız siyasi değil toplumun her alanında- önemli bir değişimi başlatmış olan 12 Eylül askeri darbesinin hangi şartlarda geliştiğini bu yazıları okuyunca daha iyi anlayabiliyorsunuz. Kitaptaki yazılar adeta o dönemlerin bir günlüğü gibi. Hemen hemen her konuda döneme ışık tutan, sadece siyasi değil toplumsal olgulara da bol bol değinen bir yazar olan Hasan Pulur, aynı çizgisini bugün Milliyet gazetesinde devam ettirmektedir. Yazılarda en çok dikkati çeken unsur sayın Pulur'un "Sezarın hakkı Sezara" anlayışıdır. Yani iktidarda olan partiye herhangi bir yaranma amacı gütmemiştir. Beğenmediği, yanlış olduğunu düşündüğü, toplum olarak bize bir şey kazandırmayacağını aksine kaybettireceğini düşündüğü olayları hiç lafını esirgemeden birazda ironik bir şekilde anlatmıştır. Tabi ki anlayana... Kitabı okuyup bitiren herkes de sanırım şu duygu oluşmuştur: o dönemlerde küçük bir gezinti yapıp günümüze gelmenin şaşkınlığı. Bunda şaşılacak ne olabilir ki diyebilirsiniz. Eğer o dönemde iktidardakilerin içerisinde bulunduğu gafletle şu ankilerin içerisinde bulunduğu gaflet düşünülünce aslında şu kanıya varıyorsunuz: zaman ilerliyor, dünya gelişiyor ancak, Ülkemiz yöneticileri aslında pek farklılık göstermiyorlar. buradaki kastım anlayış olarak tabi ki... ülkemizin içerisinde bulunduğu sorunların da pek fazla değişmediğini görmek sizleri şaşırtacak bir diğer öğe olacaktır.
Hasan Bey'in köşesine aşina olanlar bilirler, onun o ironiyle örülü ama aslında gerçeğinde ta kendisi olan hikayeleri bu ülkenin gerçekleridir. Ayrıca şunu da söylemeliyim Türkçe'ye çok hakim bir dili var düşüncelerini bol bol deyimlerle ve atasözleriyle çeşitlendirebilmektedir. Deyim yerindeyse taşı da gediğine oturtmaktadır. Kitabı herkese ama herkese tavsiye ederim. Bol bol okumalar...
" EFENDİ TERÖRİSTLER" de Yılmaz Dikbaş İsrail Devleti'nin hangi şartlarda, hangi ideoloji üzerinde yükselerek ve kimler tarafından kurulduğunu anlatmış diyebiliriz. Theodor Herzl'den başlayarak İsrail Devletini oluşturan siyonistleri tek tek inceleyerek, bu kişilerin asıl amaçlarının ne olduğunu ortaya koymuştur. 19. yy sonlarından başlayarak günümüzde de etkinliği hala devam etmekte olan siyonist düşünce sisteminin neleri amaçladığını da yine derinlemesine anlatmıştır. Yılmaz bey in "Efendi Terörist" olarak nitelediği kişiler aynı zamanda İsrail Devletinin başbakanları, devlet başkanları ve çeşitli bakanlıklarını yapmış kişilerdir. Bu kişilerin Filistinli Müslümanları nasıl katlettiklerini tek tek araştırarak ortaya koymuştur. Kendi dönemlerinde yaşanmış olan katliamları da bir bir anlatarak, bu katliamlardaki sorumluluklarını anlatmıştır. Yılmaz bey her bir efendi teröristin görüş ve düşüncelerine yer vermiş ve bu görüşler çerçevesinde düşünerek çıkarımlar yapmıştır. Bu yaptığı çıkarımlara katılmamak mümkün değildir, günümüzde de devam eden bu terörün durdurulması gerekliliğini ortaya koymuştur. Şunu da söylemem gerekiyor: günümüzde İsrail'le ilgili kitaplara bakılınca daha çok antisemitist söylemlerin çokluğu ilk dikkat çeken konu oluyor. Yılmaz bey kitabında da belirttiği gibi bu duruma düşmemek için, kitabında kullandığı görüş ve yorumların çok büyük bir kısmını bizzat Yahudi gazeteci ve akademisyenlerden derlemiştir. Zaten kitabına da çok önemli bir ayrımı ortaya koyarak başlıyor. "Tüm siyonistler Yahudidir ancak, tüm Yahudiler siyonist değildirler". Yahudiler günümüzde potansiyel suçlu olarak görülüyorlar, ancak şunu bilmeliyiz ki potansiyel suçlu olanlar yurt dışındaki Yahudi lobileri ve Siyonistlerdir. Şu anda Yahudiler dünyada Siyonizm den en çok zarar görenler arasındadır. Körü körüne bağnazca Yahudilere düşman olmanın saçmalığı günümüzde su götürmez bir gerçektir.
Yılmaz Dikbaş'ın titiz araştırmacılığı sonucunda ortaya çıkan bu kitapta başta Theodor Herzl, Haim Weismann ve David Ben Gurion olmak üzere daha bir çok siyonistin gerçek düşünceleri ortaya konulmuştur. Filistinli Müslümanlara uygulanan soykırımın ve terörün anlatıldığı bu kitabı herkese tavsiye ederim. kitabın dili oldukça akıcı, 528 sayfa ama ne ara bittiğini bile anlamadım. Güzel, bilgilendirici bir kitaptı...
Gezi- inceleme türünde kitaplar denilince benim aklıma ilk olarak Mustafa Balbay gelir. O muhteşem diliyle o yerin tarihine de tanıklık ederek anlatır izlenimlerini. Mustafa Balbay'ı okumak benim için çok büyük bir zevk olduğu için bu kitabını da diğerleri gibi bir çırpıda okudum. Yemen hakkında bir şeyler bildiğimi zannederdim ama, Mustafa beyi okuyunca aslında Yemen'in ne kadar bilmediğim yönünün olduğunu gördüm. Mustafa Balbay'ın gezi kitaplarında her zaman dikkati mi çeken bir şey vardır: o her zaman gideceği yerle ilgili ön araştırmasını yapar, gerekli bilgileri toparlar, nerelere gideceğinin planını kafasında yapar ve öyle gider. Gittiği yerdeki gördükleriyle, araştırmalarından çıkan bilgileri harmanlayarak okurlarına sunar. Genel de bu harmanlama zaman süzgecinden de geçer, o yerin tarihi özelliklerini bir bir anlatır okurlarına. Bu kitabında Yemen'i anlattığı için tarihle iç içe geçmiş bir gezinceleme olmuş. Yemen'in başkenti Sana, osmanlı zamanında - ve şuanda- önemli bir liman şehri olan hudeyde, yine önemli bir deniz kenti aden ve bunların yanında Taiz, Tila gibi şehirlerde yaptığı gezilerden kesitler sunuyor Balbay. Yemen tarihindeki osmanlının rolü aslında yeni nesillerce pek bilinmemekte, işte bu kitabı okuyarak en azından ufak ta olsa bilgi sahibi olunabileceğini düşünüyorum. sonuç olarak kitabı herkese ama herkese tavsiye ederim. Başta da söylemiştim Mustafa Balbay'ın dilini burada anlatmaya gerek yok bilenler bilir,mükemmeldir. mutlaka okunması gereken bir eser olmuş, tıpkı Balbay'ın diğer kitapları gibi. yalnız şunuda söylemek gerekiyor, bütün bunları yazan insan şuan da hapishanede tutuklu ve dolaylı olarak yazması engelleniyor. bu konuda fazla bir şey söylemeye gerek yok ama şu bilinmeli ki Türk aydınlanması her zaman devam edecektir. Düşünen insana düşman olan bir hükümetle karşı karşıyayız, ama bu yolla aydınlar baskı altına alınamayacaklardır. bu da böyle biline. bol bol okumalar...
Öner Yağcı'nın Aydınlık Aşkıyla'da anlatmak istediği tam olarak " aydınlanma" dır. Aydınlanmadaki esas faktörün akıl olduğunu anlatıyor aslında kitabın her paragrafı. Dogmatik düşüncelerin olduğu yerde aydınlanmanın olamayacağını, mantık süzgecinden geçmeyen düşüncelerin aydınlanmayla ilgili olamayacağını anlatmış tam olarak. Günümüzün neoliberallerinin ne kadar "Aydın" olduğunu bu kitabı okuyunca daha iyi anlayacaksınız. Aydın olabilmek öncelikle özveri ister ancak, bu özveri kendisine bir şeyler katma amacında olmamalı, yaşadığı toplumu daha ileriye götürme amacında olmalıdır. Bu ülkenin Aydın'larına bu ülkenin ihtiyacı olduğunu kimse unutmamalıdır fakat, günümüz "Aydın" larının aydınlanma adına ortaya attığı fikirleri görünce şunu anlıyorum ki : orta çağ karanlığının ülkemiz için çok da uzaklarda olmadığı, aksine bir geri gidişin sürdüğünü görmek 21. yy da yaman bir çelişki olarak önümüzde durmaktadır.
İşte bu yüzden bir anlamda aydınlanmanın ülkemizde gelişiminde etkili olan kişilerin anlatıldığı bu kitapta kimler yok ki: vatan ve hürriyet şairimiz Namık Kemal'den Tevfik Fikret'e, Ulu Önder'den Sabahattin Aliye, Sabahattin Eyüboğlu'ndan Aziz Nesine kadar bir çok aydın düşünceleriyle ele alınmış bu kitapta. Klasik bir biyografi kitabı değildir bu kitap, daha çok aydınlanmaya bakış açıları ve bu uğurdaki çileleri ele alınmış. Kitaptaki anlatılarda aydınlarımızın eserleri de her bölümün sonunda ilk basım yılına göre tasniflenmiş durumda. Bununda özellikle yeni nesiller için önemli olduğunu düşünüyorum. Önemli bir yapıt olduğunu vurgulamam gerekiyor. Ayrıca yazarın kitabın başındaki emperyalizm, aydınlanma ve küreselleşme ilişkilerini ortay koyduğu yazınında önemli olduğunu düşünüyorum. Kitabın dili genel olarak güzel ancak, bazı yerlerde cümlelerin uzunluğu okuru anlamakta zorlayabilir diye düşünüyorum. Zira bu cümleler virgüllerle daha güzel bağlanarak yazılabilirdi diye düşünüyorum. bunun dışında çok fazla devrik cümle var. Bunlar da naçizane bir eleştirilerim olsun. Kitabı herkese tavsiye ederim mutlaka alın okuyun derim .Ülkemizde aydınlanmanın düşünmeyle ve sorgulamayla gelişeceğini unutmamalıyız...