Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

aspırıne Tarafından Yapılan Yorumlar

19.08.2010

Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkıp kurtuluş savaşımımızı başlattığı tarih olan 19 mayıs 1919 gününden önceki 6 aylık dönemi anlatmış bu kitabında Alev Coşkun. Bu dönemin, günümüz tarih kitaplarında pek önemsenmeyen bir dönem olduğunu söylüyor yazar. Bence de bu dönem hep gözardı edilmiştir. Atatürk'ün Samsun'a çıkmasındaki amacın ne olduğu ve onu bu kararı almaya zorlayan etkenlerin neler olduğu gibi daha bir çok sorunun cevabını bu kitapta bulabilirsiniz. Dönem, derinlemesine bir incelemenin sonucu olarak bu kitapta anlatılmaya çalışılmış ve bence Alev Bey bu konuda oldukça başarılı. Mustafa Kemal'in bu dönemdeki yapmaya çalıştıkları, çevresindeki kişilerle olan ilişkileri ve tam bağımsızlık yolunda savaştan önce daha barışçıl yollar denenerek sonuca ulaşılmaya çalışılan bir dönem anlatılıyor. Kurtuluş Savaşı'nın ideolojik temellerinin atıldığı bu 6 aylık dönemde neredeyse gün gün Mustafa Kemal'in ne gibi girişimlerde bulunduğu ve genel olarak sonuçsuz kalan bu girişimlerinde izlediği yollar anlatılarak, savaşın kaçınılmazlığı ortaya konulmuştur. İktidar sahiplerinin içerisine düştüğü gafletin, dalaletin ve de hıyanetin sonucu olarak ortaya çıkmış bu bağımsızlık mücadelesinin hangi şartlarda oluştuğunu, mütareke döneminde yapılan alçakça uygulamaları, Türk halkına çektirilen eziyeti, mütareke basınının faaliyetlerini ve daha bir çok konuyu etraflıca ele alan yazarın bu kitabını herkese ama herkese tavsiye ederim. Şunu da belirtmeliyim:yazar tarihi, belgeler üzerinden bir mantık çerçevesinde ele alıyor. Malum günümüzde tarih kitapları duyumlarla ve kaynakça olmadan yayımlanmaya başlandı. Bu açıdan bakarak kitapta 700 civarında kaynakça bulunduğunu da belirttikten sonra değerinin daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum. Kitabın dili oldukça akıcı ve duru bir Türkçe kullanılmış. Okuduğum akıcı tarih kitaplarından biri olduğunu söylemeliyim. Bu değerli araştırmada emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler . BOL BOL OKUMALAR...
13.08.2010

Feyza Hepçilingirler'i okumaya başlamam Cumhuriyet Kitap'ta yazdığı Türkçe Günlükleri'yle beraber başladı. Türkçe'ye verdiği önemi de burada anladım. O yüzden " Türkçe Off" u okumak ta biraz geç kaldım sanırım. Ancak okuduktan sonra şunu söyleyebilirim ki bizim için Feyza Hanım gibi dilimize sahip çıkan insanların varolduğunu bilmek Türkçe'mizin geleceği açısından belki de tek olumlu gösterge. Dildeki yozlaşmanın ne boyutlarda olduğunu çok çarpıcı bir şekilde anlatmış bu kitabında Feyza Hepçilingirler. Siyasetçilerin, "sanatçıların", spikerlerin, köşe yazarlarının dilimizi kullanırken yaptıkları yanlışları tek tek inceleyerek, yanlışlıklarını belirtip aynı zamanda bu sözlerin yada tümcelerin doğrularına da kitabında yer vermiş. Kitabı okuduktan sonra bende yazdığım ve okuduğum cümlelere daha fazla dikkat etme içgüdüsü oluştu. Bana kalırsa kitabın yazılma amacıda zaten tam olarak budur. Dilimizi düzeltme konusunda herkese görevler düşüyor, Feyza Hanım'ın burada yaptığı şey toplumu bu konuda bilinçlendirmek. Kitapta bir çok yanlıştan bahsediliyor ancak benim en çok üstünde durmak istediğim konu Türkçe dublaj meselesi. Hem artık bu hatalar günlük hayatımıza o kadar girmiş ki bunların farkında bile değiliz. " ne yapmak istediğimi düşünmek istemiyorum " gibi aslında günümüzde pek de yadırganmamaya başlayan sözler bence Türkçe'mizin geleceği açısından önemli sorunlardan biridir. Şunu da belirtmem gerekiyor: yabancı dillerden Türkçe'ye giren sözcüklerin kullanımı konusunda Feyza Hanım'a katıldığımı da bir okur olarak belirtmem gerekiyor, zira kitabın sonundaki eleştiriler kısmında bu konu çok tartışılmış. Bence de dilimize giren sözcükleri kendi dilimize uygun hale getirmeliyiz.
Kitabın dili oldukça akıcı, çok duru bir Türkçe'yle yazılmış. HERKESE TAVSİYE EDERİM.
08.08.2010

12 yıl Atatürk'ün kütüphanecisi olarak bilfiil yanında bulunmuş olan Nurettin Ulusu'nun anılarından derlenen bu hatıratta, hem Atatürk'ün insan yanını hemde o dönemlerdeki gelişmeleri, olayları bulacaksınız. Nuri Bey'in hatıralarındaki Atatürk sevgisine hayran olmamak mümkün değil. Genel olarak anı türündeki eserlerde maalesef yazan kişi kendisinden fazlaca bahseder ve farklı bir yerde göstermek ister. Ancak Nuri Ulusu'nun anılarında bunu görmüyoruz, o kendisini hiç bir zaman öne çıkarmak ister bir dille kaleme almamış anılarını, bunu her kelimesinde bulabilmek mümkün. Bazı yerlerde belki de o olaydan fazlaca etkilendiği için biraz fazlaca vurgu yapmış o kadar . Her kelimesinde Atatürk sevgisi olan bu insanın hatıralarını okurken duygulanmamak mümkün değil, ki özellikle kitabın sonu haliyle oldukça duygusaldı. Atatürk'ün kütüphanecisi olması hasebiyle Atatürk'ün kitap sevgisini de çok güzel anlatmış. Özellikle tarih konusunda Atatürk'ün yaptığı çalışmaları etraflıca anlatmış, bu çalışmalar esnasında saatlerce durmak bilmeksizin çalıştığını anlatıyor. Kuşkusuz ki burada Atatürk'ün tek bir amacı vardı: gelecek nesillere tarih bilincini aşılayabilmek, Bunu ne kadar başarabildiğimizin cevabı sanırım şu anki idare şeklimiz göz önüne alınırsa daha bir anlam kazanacaktır. Bu konuda bizzat Nuri Ulusunun anılarından bir alıntı yapayım "O hep 2000'li yıllarda Türkiye'yi düşünür ve hayal ederdi. Onun görmesine imkan yoktu, herhalde bende göremeyeceğim. oğlum, torunlarım görecekler ve kendim gibi biliyorum, tarihimize ilgisizliğin artmasıyla üzülecek, ama çok üzülecekler. İnşallah büyük Atamın, Paşamın kemiklerini sızlatmazlar."
Bütün bunları düşününce acıyla söylemek gerekir ki tarih konusunda pekte istenilen yerde değiliz.
Şunu da söylemek durumundayım, Anı türündeki eserlerde objektiflik beklemek biraz zor. Bu yüzden bu hatıratta da Nuri Ney kendince bazı çıkarımlar yapmış, bazı konularda çarnaçar yorumlar mevcut. Bunların doğruluğu konusunu herkesin kendi düşüncesine bırakmak bence en güzeli. Benimde çok gerçekçi bulmadığım yerler olmuş olabilir, bunu belirtmek durumundayım ancak genel olarak güzel bir hatırattı herkese tavsiye ederim. BOL BOL OKUMALAR...
06.08.2010

Türk siyasal tarihinde malumunuz 12 Mart negatif dönüşümünün -başlangıcı diyemiyecem ama bu gidişi hızlandıran darbelerden önemli olanlardan- simgelerinden birisi olarak günümüzde hep anlatılıyor. 12 Mart tan nemalanan çevreler o günler olduğu gibi bu günlerde de bu darbenin gerekliliğini savunurlar. Bu konularla ilgili siyasal tarih kitaplarından oldukça geniş bilgiler elde edilebilir.
Hürriyet Yaşar'ın yayına hazırladığı bu antolojide ise 12 Mart'ı tarihsel bir bakış açısıyla değilde o dönem yaşananların edebiyat çevresinde nasıl algılandığını anlatmıştır. O dönemde yaşanan acıların, haksızlıkların yine o dönemleri bizzat yaşayan yazarlarımızda kimi zaman ironiyle kimi zaman sa geçeğin ta kendisiyle dışa vurumunu görüyoruz bu öykülerde. 68 gençliğinin açtığı yolda ilerici ve daha demokratik bir Türkiye'ye gidişin önüne set çekildiği bu dönemde, en çok acı çekenlerin de bu çevreler olması sizi şaşırtmasa gerek. Bu ülkede düşünmek zor zanaat ama bunları yazıya geçirmek ve hatta bunları okumanın bile güç olduğu dönemlerden bahsediyor bu öyküler.
kitabın içerisinde o dönemin çeşitli boyutlarını ve aşamalarını ortaya kayan öyküler mevcut. Genel olarak hepsinin mükemmel olduğunu söyleyebilirim ancak, bazıları vardı ki ayrıca anlatmak gerekir diye düşünüyorum. Özellikle Erdal Öz'ün o mükemmel anlatımını yine bu seçkide görebiliyoruz, Ferit Edgü'nün o mükemmel öyküsü hani " köpek burcundan olmalıyım" diye başlayan ve Necdet Ökmen 'in kitaplara olan sevginin neleri göze alabildirdiğini anlattığı öyküsü " FIRTINA". Bunların dışındaki biliyoruz ki bu dönemde Mahir Kaynak olayı var , bu olayda Uğur Mumcu'nun kendine özgü anlatımıyla seçkideki yerini almış. Büyük usta Muzaffer İzgü'den de yine bir öykü olduğunu anımsatmadan geçemiyecem.
Son olarak çok güzel bir baskıyla yayıma hazırlanmış bu antolojiyi 12 Mart yıkımını gerçek boyutlarıyla anlamak isteyen herkese tavsiye ederim. BOL BOL OKUMALAR...
02.08.2010

Kurtuluş Savaşının ideolojisini, hangi şartlarda nasıl geliştiğini, " tarihin bu en haklı savaşına*" hangi şartlarda girildiğini, bu savaşın önderi ile burjuvasının (orta sınıfının) savaştaki rolünü, Tanzimat ile meşrutiyet gibi milletin hakimiyetine ufak ta olsa bir kapı aralayan gelişmelerin bu mücadeledeki önemini BÜLENT TANÖR, bu kitabının ilk bölümü olan KURTULUŞ ta işlemiştir. Bülent bey ikinci bölüm olan KURULUŞ ta ise yapılan devrimlerin boyutlarını, aslında ne amaçlanmıştı sonuçta nelerin başarabildiğini, bu devrimlerin başat faktörlerinin hangi alanda yapılmak istendiği(özellikle kadın konusu, hukuk, laiklik, ekonomi vb.), bu devrimlerdeki önder ve önderliğin rolünün neler olduğu, getirilen yeni rejimin esaslarının ne olduğu ile ne derecede benimsenebildiği, demokrasi- cumhuriyet ilişkisinin ne boyutta olduğu ve bütün bu devrimlere karşı çıkan KARŞI DEVRİMCİLERİN ( 2. cumhuriyetçiler, muhafazakar- milliyetçiler, köktendinci (radikal islamcı) ile bir kısım "liberaller") gerçekte ne istediklerini de o mükemmel anlatımıyla işleyerek ortaya tam bir başyapıt çıkarmıştır.
"kurtuluş ve kuruluş " taki bu olaylar o kadar güzel sınıflandırılmış ve anlatılmış ki hayran olmamak mümkün değil. ayrıca şunu belirtmek durumundayım: kitapta o dönemlerdeki hemen hemen bütün bakış açılarından alıntılar ve bunların ne derecede gerçekçi olduğuyla ilgili çok derin tahliller mevcut. tek bir bakış açısından değil bir çok bakış açısından beslenen kitap, bu dönemlerle ilgili en tarafsız kalabilmiş yapıtlardan birisi olarak ta dikkat çekiyor. Kitabın yazılışındaki genel kural daha çok yorum dayalı değil, hemen hemen tamamında o dönemin şartlarını ortaya koyarak nelerin yapılabileceği ve nelerin yapıldığı, genel kanı neydi bunları ortaya koyarak, bu olgulardan bir vargı çıkarıp bunlar üzerinden analiz yolu seçilmiştir.
Şunuda belirtmem gerkiyor: Kitap kurtuluş savaşı ve devrim tarihini anlatmıyor, kitap tam olarak Türk devrimini anlatıyor. Bu açıdan bakılınca bu alanda yazılan kitaplar o kadar da fazla değil o yüzden bence bu kitap kendi alanında tam bir başyapıttır. bu kitabı herkese ama herkese öneriyorum. bence alıp okumanız o dönemi gerçek manada kavramanıza yardımcı olacaktır. HERKESE TAVSİYE EDERİM...

*TURGUT ÖZAKMAN, ŞU ÇILGIN TÜRKLER.