Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Özgür Balmumcu Tarafından Yapılan Yorumlar

27.09.2010

ZORU SEVEN OKUYUCULAR İÇİN... Psikolog Geoffrey Miller zekanın, tıpkı tavus kuşunun kuyruğu gibi, kur yapmak ve eş bulmak için evrimleştiğini ve bunun da insan doğasını şekillendirdiğini ileri sürüyor bu kitabında. Alırken daha sosyo-kültürel örneklerle okuyucuya ulaşacağını zannettiğim kitap salt bilimsel kitapları aratmayan bir yoğunlukta Darwin'den başlayarak teori üstüne teori yanlışlamanın ya da doğrulamanın peşine takılmış. Böyle olunca da en azından benim gibi bilim kitaplarına çok da meraklı olmayan okuyucular için zor bir okuma deneyimi ortaya çıkmış. Kitabın insanın gelişim tarihi üzerine ilginç bir bakış açısı ortaya koyduğu aşikar ancak bunun keyifli bir okumaya dönüştüğünü söylemek zor!
25.09.2010

Yazar'ın daha çok kendine yönelik olan; kendini anlattığı, beslendiği yazarları ve eserleri betimlediği, yazdığı romanların ilham kaynaklarından ve araştırma süreçlerinden bahsettiği bu eseri keyifli bir şekilde okuyabilmeniz için yazarın külliyatına biraz olsun hakim olmanız gerekir. Bir romanını bile okumadıysanız böyle bir kitaptan alabileceğiniz hiçbir şey yok demektir. Kendi adıma, neredeyse bütün romanlarını okumuş bir okur olarak Manzaradan keyif aldığımı belirtmeliyim. Özellikle yazarın bir roman yazmadan önce nasıl detaylı bir araştırma sürecine girdiğini görmek ilginçti. Son romanı Masumiyet Müzesi'ni yazmadan önce Avrupa'nın neredeyse bütün müzelerini gezmiş olması diğer ilginç detay. Yazarın mesleğine olan aşkını görmeniz de mümkün bu eserde. Aksi takdirde bir insan günde minimum 10 saat nasıl çalışır ki?
15.09.2010

ZORU SEVEN OKUYUCULARI BİLE BEZDİREBİLECEK BİR ROMAN...
Orhan Pamuk bir söyleşisinde "Beni okumaya başlayacak olanlar Kara Kitap ile başlamasın!" demişti. Kendi adına çok doğru bir tespit çünkü bir Orhan Pamuk sever olarak hiç ısınamadığım tek romanı ile karşı karşıyayım. Geçen yıl Savaş ve Barış için hayatımın en zor okuma deneyimlerinden biri demiştim. Lakin o bile bir yönüyle kendinden nefret etmeme yol açarken diğer yönüyle keyif almamı sağlamıştı. Kara Kitap ise biraz abartılı olacak ama salt bir eziyet. Belki romanı birkaç hafta içinde bitirmek özünü daha derli toplu kılabilir okuyucu için. Ancak benim gibi kitabın içine bir türlü girememenin getirdiği zorunluluklar nedeniyle okuma serüveniniz 3 ayda biterse ortaya son derece dağınık bir eser çıkıyor. Hikayenin genel akışı içinde sürekli araya giren köşe yazılarının romanın gidişatına katkısını bir türlü anlayamadığım gibi romanın tarihi kişilikler ve olaylara ilişkin göndermelerini de çözemedim. Sonu gelmeyen monologlar, bitmek bilmeyen ve hedefi olmayan kimlik bunalımları romanı okunmaz kılıyor. Belli ki yazar, bu romanı yazdığı 1985 ve Beyaz Kale'yi yazdığı 1990 döneminde "birinin yerine geçme" ekseninde kimlik bunalımına takmış. İki romanın da ana teması benzer çünkü. Kitabın en dikkat çekici yanı, Tolstoy ve Dostoyevski gibi yazarların etkisinin en çok hissedildiği eserlerden biri olması. Aynı Rus edebiyatında olduğu gibi bu eserde de sonu gelmeyen, bitmek bilmeyen uzun cümlelere rastlamanız mümkün. Zoru seven okuyucuları bile zorlayacak bir roman var ortada.
15.09.2010

YAYDIKÇA YAYMAK BU OLSA GEREK...
Mario Levi romanının sonunda aynı zamanda kitabın anlatıcısı da olan baş karakterinin ağzından bir itirafta ya da saptamada bulunmuş. Okurun çok kapsamlı (deyim yerindeyse kalın) kitaplardan hoşlanmadığını, bu nedenle hikayesinin çok uzamış olmasından ötürü kaygı duyduğunu araya sıkıştırmış. İnsanın eserinin zaafını bilmesi bu olsa gerek.
Mesele eğer romanın baş karakterinin iç dünyasına yönelik monologları ise şahsen Mario Levi'nin Dostoyevski ya da Oğuz Atay'dan çok şey öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Hikayenin ta en baştan kendini çok belli eden seyri ve tam da bu nedenle çok klişe bir finalle son bulması, en önemli eksileri... Hikayenin akışını, karakterlerin diyaloglarını sıkça kesen içsel monologlar da son derece başarısız. Dahası bir romancının yarattığı karakterlerden hiçbirini okuruna benimsetememiş olması ayrı bir tartışma konusu.
Mario Levi'nin bu kadar kapsamlı romanları bu kadar sık aralıklarla nasıl yazdığını merak edenler bu romanı okuduklarında nedenini anlayacaklardır. Kendi adıma çok yüzeysel ve sığ buldum romanı.
07.04.2010

Nerden başlasam, nasıl anlatsam bilemiyorum. Bu bir edebiyat eseriyse edebi yönünü tartışmamız gerekir öncelikle ancak yapılan yorumlar beni ister istemez "Ermeniler" ve "Türk Düşmanlığı" meselelerine sürüklüyor. Bir romanı ne tip önyargılarla okuduğunuzu bilemiyorum ya da hangi konularda hassas olduğunuzu; fakat bu romandan "Türk Düşmanlığı" sonucunu çıkarıyorsanız sizleri "okuduğunu anlama" derslerine göndermek istiyorum. Romanın ana teması geçmişi unutmak isteyen karakterlerle geçmişi ısrarla hatırlamak isteyen karakterler arasındaki tezat üzerine kurulu. Geçmişi unutmak isteyenler öyle özgürleşeceklerini, omuzlarındaki yüklerden öyle kurtulacaklarını umuyorlar (yani biz Türkler); geçmişi ısrarla sıcak tutmak isteyenler ise geçmişteki acılarından besleniyorlar (Ermeniler)! Bu tezatlığı anlatan bir roman varsa ortada bunu en iyi ifade edecek toplumlar Türkler ve Ermeniler olsa gerek. O yüzden kimse sırf Ermenilere dikkat çekmek için bu romanı yazmış ya da ajitasyon yapıyor demesin. Üstelik ben sen ve birçok Türk soykırıma inanmıyor ve reddediyor olabilir ancak Ermeniler belli ki bizim gibi düşünmüyor. Hal böyle olunca Türk ve Ermeni karakterlerin olduğu bir romanda tezatlıklar havada uçuşurken Ermeni karakterlerin "Soykırım" kelimesini kullanmalarına Türk Düşmanlığı demek de ne oluyor? Dahası bu roman Ermeniler üzerine değil ki; biz Türklerin geçmişimizi unutmaya nasıl meraklı olduğumuz üzerine. Büyük bir aile dramının üzerini nasıl kapatabildiğimiz ve hiçbir şey olmamış gibi davranabildiğimiz üzerine. Bunun altını çizmek için yan hikaye olarak Ermenilerden daha iyi bir malzeme olabilir mi? Roman içinde "narın parçalanması ve içinin dağılması ile birlikte yaşamayı unutmamız" arasındaki benzetme muhteşem! İlk başlarda hikayenin akışı içinde geçen belli başlı unsurların tarihçesine dalması bir kusur gibi görünse de romanın sonuna geldiğinizde anlıyorsunuz ki bu gerekliymiş. İyi bir roman...Tabi önyargılarından arınmış okuyucular için...