Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Özgür Balmumcu Tarafından Yapılan Yorumlar

07.04.2010

Yaşam bilinci ya da romanın tabiriyle ölüm bilinci üzerine bundan daha iyisini okuduğumu anımsamıyorum. Hayatında gözle görünür hiçbir sorunu olmayan ama hayattan da tat alamayan, sanki hergünü aynı yaşıyormuş gibi hisseden genç bir kadının çıkmazını, intihar girişimini ve sonrasını anlatan başarılı bir roman. Hele ki romanın, sonlara doğru günümüz yaşam şeklinin gruplaşma ve ötekini dışlama, farklı olanı öteleme eğilimi üzerine tiradı okumaya değer...
07.04.2010

Bir roman düşünün, iki küçük kardeş ve ortak bir arkadaşlarının yaz tatili üzerineymiş gibi görünürken ikinci yarısında okuyucuyu ters köşeye yatırıp insanoğlunun önyargıları, ırkçılığı ve de sırtını dönme kabiliyeti üzerine delici bir hikayeye dönüşsün. Bunu yapmak hem de çok sade bir anlatımla yapmak büyük bir yetenek ister. Harper Lee bunu başararak edebiyat dünyasının en önemli eserlerinden birine imzasını atmış. Tekrar tekrar okunacak, okurken çocukluğun yaz maceraları anımsanacak, sonra ainden ayrımcılığımız, ırkçılığımız, iki yüzlülüğümüz bir tokat gibi yüzümüze inecek.
07.04.2010

Orhan Pamuk'un ilk romanı. 1905'de başlayan ve 1970'de son bulan içinde bir ailenin üç kuşağını da barındıran uzun bir aile hikayesi. Herkesin hem fikir olduğu şey, romanda kuşak geçişlerinin çok başarılı olduğu. Gerçekten de öyle. Bir ailenin nasıl oluştuğu, aile büyüdükçe birbirlerine ne kadar yabancılaştıkları, zamanla aile birliğinin nasıl bireyselliğe dönüştüğü anlatılmış romanda. Meşrutiyet dönemiyle filizlenen ve Cumhuriyet sonrası ayyuka çıkan burjuva özentisi yaşamlar ve insanlar... Özellikle Refik, Muhittin ve Ömer karakterleri ekseninde anlatılan iç çatışmalar, içsel monologlar ve hayatın anlamı üzerine tiratlar Dostoyevski romanlarını ve karakterlerini aratmıyor. Kitabın ikinci yarıdaki Ankara bölümü gerçekten eserin temposunu fazlasıyla düşürüyor. Ancak bunun dışında son derece akıcı, etkileyici ve iç burkan bir roman olmayı başarıyor. Romanı bitirdiğimde geride kalan hayatlar, amaçlar ve rayından çıkan yaşamlar üzerine düşünmekten kendimi alamadım. Çünkü eserde geçen karakterlerin içine düştüğü düşünce çukurlarına, yanlışlara insan olarak hepimiz zaman zaman düşüyoruz. Eserin ektinliğini artıran biraz da bu zaten...
07.04.2010

Hikâye ilk ağızdan anlatılıyor. Yazar öyle bir üslup kullanıyor ki, bir süre sonra kendi otobiyografisini yazdığını düşünüyorsunuz. Holden Caulfield`ın üç gününü kapsayan kitap, Holden`ın okuduğu Pencey Prep`ten yılbaşından hemen önce kovulmasıyla başlıyor. Daha önce, üç okuldan daha kovulmuştur ve bu sefer ailesiyle yüzleşmemek için eve gitmek istemez. Bu nedenle oradan oraya savrulurken kendi iç dünyasının dağınıklığına da tanık olur okuyucu. Caulfield, sürekli olarak etrafındaki her insanın "samimiyetsiz/yapmacık" olduğunu söyler. Sonunda bir otele çekilir. Tanıdığı bütün insanlardan kaçıp vardığı yerde sağır taklidi yaparak bambaşka bir hayat sürecektir. Roman buradan yola çıkarak genç bir insanın ruhundaki dehlizlere başarıyla ışık tutuyor. Özellikle ilkgençlik yıllarının herkes tarafından bilinen sendromlarını anlatmakta çok başarılı. Genç Holden'ın kullandığı ağzıbozuk dil romana öylesine başarılı işliyor ki bir anda kendizi Holden'a eşlik ederken buluyorsunuz. Nereye giderse siz de peşindesiniz. Kimi zaman bunları ben de düşünmüştüm vakti zamanında diyorsunuz, gülüyorsunuz, üzülüyorsunuz.
Müzisyen Teoman romanın en büyük hayranlarından. Eserin ilk baskısının Gönülçelen ismiyle çıktını bilenler hemen Teoman'ın Gönülçelen albümünü hatırlayacaklardır. O albüm bu kitaptan etkilenmiştir. Yine Mel Gibson'ın Komplo Teorisi filminde paranoyak baş karakterin aynı kitabın yüzlerce baskısından oluşan tek kitaplık bir kütüphanesi vardır. Ve kitabı hangi kitapçı da görse almaya devam etmektedir. O kitap "Çavdar Tarlasında Çocuklar" dır. Kitabın isminin nereden geldiğine gelince, bunu kitaptan bir alıntı ile açıklamak yerinde olur: "Her neyse, hep büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta – yetişkin hiç kimse,yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum,uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nerye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yanlızca bu işi yapıyorum.Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan birisi olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yanlızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey."
07.04.2010

DEMOKRASİNİN KIRILGANLIĞI ÜZERİNE...
Saramago geç keşfettiğim yazarlardan biri. Üstelik de yaşını başını almış bir yazar olmasına rağmen. Bu keşfe vesile olansa sinema oldu. Geçen yıl sinemaya uyarlanan kitabı Körlük hakkında birçok övgüye rastlayınca okuyayım demiş, bayılmıştım. Özetlemek gerekirse, Körlük insanlık üzerine bir taşlamaysa Görmek'de demokrasi üzerine bir taşlama. Ancak iki roman birbiriyle bağlantılı olduğu için önce Körlük romanını okumanız gerekiyor. Görmek, bu romandaki bazı karakterlerle ilintili çünkü. Görmek, yağmurlu bir seçim gününün detaylı tasviriyle başlıyor ve kitabın üçte biri bittiğinde hala hikayenin ya da karakterlerin oluşmamış olmasının sıkıntısını bir okuyucu olarak yaşıyorsunuz. Sabırlı olursanız bunun karşılığını kitabın son bölümünde alacağınızı temin ederim. Bu nedir dediğiniz roman finalde bir anda vurucu bir etkiye dönüşüyor. Burada temel bir özellik de yazarın yazı dili; Körlük'deki tuhaf (?) üslubu Görmek'de aynen devam ediyor. Bunu tarif etmek zor; sanki romandaki bütün karakterler yazarın kaleminden konuşuyor, bir nevi monolog gibi. Okuduğunuzda anlayacaksınız... Ancak şunu belirtmek gerekir ki, Görmek politik yönü ağır basan bir roman ve politik taşlamalara ilgi duymuyorsanız kitabın ilk bölümünde göstermeniz gereken sabrı gösteremeyebilirsiniz.