Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

SALVAMEA Tarafından Yapılan Yorumlar

15.10.2012

İstanbul'da 7 günde işlenen 7 cinayeti çözmeye çalışan komiser Nevzat'ın macerasını anlatan bu romanda, ilk cinayetlerden başlayarak ağır bir Melekler ve Şeytanlar kokusu aldım. (Da Vinci Şifresi değil) Kurgu inanılmaz bir şekilde Melekler ve Şeytanlar'ı çağrıştırıyor, ancak tabiiki eksik kalan çok nokta var:
1. Katillerin hangi algoritmaya göre cinayet işledikleri net değil: Örneğin, kimi öldürecekleri ve cesedini nereye koyacaklarını düşünemiyorsunuz. Dan Brown, Melekler ve Şeytanlar'da algoritmayı net olarak veriyor, ancak uygulamada hata çıkıyor. istanbul Hatırası'ndaki eksiklik bütün roman boyunca hissediliyor, roman bitiyor, hala o boşluk devam ediyor.
2. Meşhur komiser Nevzat, cinayetleri çözerken ilk bakması gereken yerlerden birisine bakmıyor. Bıraktım bakması gerekeni, bir zamanlar aşık olduğu kızın olduğu yer bile ezberinde yok. Korkunç bir hata diye düşünüyorum.
3. Romanda Türkiye'deki elitlerin Türkiye'ye bakışlarından da çok fazla doneler bulabilirsiniz. Örneğin, İslamiyeti kabul etmemek için kendine referans olarak "hak yiyen ve yobaz" müslümanları alan, ve yine İslamiyet'in hiçbir kuralına uymamamak ve Kur'an'ı hayatında bir kez olsun okumamak için "dünya tatlısı" meyhanecileri "iyi ve cennetlik" insan yapan Türkiye'nin sözde elitlerinin yansımalarını bolbol bulabilirsiniz.

Keşke daha iyi bir kurgu olsaydı da Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi polisiye hikayesi olsaydı, Melekler ve Şeytanlar'dan esinlenilmesine rağmen. Kurgu ve dehşet mantık hatalarına rağmen, yine de içinde İstanbul ve İstanbul'un tarihi var, ve bu ikisi kitabı kurtarıyor. Ahmet Ümit'in Patasana ve Kavim'ini okudunuz ve beğendinizse bunu da beğenebilirsiniz. Tavsiye ederim.
12.10.2012

William Morris'in kaleme aldığı bu ütopya romanı'nın diğer ütopya romanlarının pek çoğundan (örnegin, Thomas Moore'dan veya Francis Bacon'dan) farklı bir yapısı var:
Bu ütopyada, kahraman uyandığı anda kendini bir anda bir ütopyanın içinde buluyor. İngiltere'de yaşadığı yerlerin kapitalizm ve endüstri devriminden, hangi süreç sonunda bu kadar uzak olabildiğini anlamaya çalışan kahraman, yeni ütopyadaki yaşayanların mutluluklarına hayran oluyor.
Ancak, bu yeni ütopya'da da sıkılan, yarış yapmak isteyen, eski düzenin hayata getirdiği kompleksiteden acaba memnun olur muyduk diye soran insanlar var. Yazar, yenisini övmekle beraber, eskisinin de getirdiği hayat mücadelesiyle hayatı doldurduğundan bahsetmek istemiş.
Sizde de insan sıkılır mı? İstanbul'a veya bir büyük şehire alışan insan bir köye/dağ evine gidince bir süre sonra sıkılır mı? Özler mi kiri, pası, trafiği, gürültüyü? Özlerse bu insan, gerçekten insan mıdır, yoksa robot mu? İnsan dünyada niye vardır? gibi soruları sosyalist William Morris'e sormak isterdim.
12.10.2012

This is the 33rd word of the book named "The Words".
It briefly explains the universal beauty in different dimensions and proves that there is a God, who is the owner/creator of all the beauty in the universe.
Based on the past experience, everyone can enjoy a different view of "The Words".
Having the best inductive reasoing ever done on earth, this word is like a pearl found in Kur'an.
12.10.2012

Bir insan, bugünkü dünyaya tek başına gelse ne yapar? neye önem verir? nelere takılmaz? konusunda bir beyin fırtınası gibi bu kitap.
Walden Gölü'nün uzunluğu derinliği değil mesele, esas olay bu hayatta ne önemlidir üzerine bir deneme. Dışardan bir bakış: kente, kenterliğe, ticarete, haberlere vs.
Bundan dolayı da Gandi'ye ve Tolstoy'a ilham vermiş.

Kur'an'a göre yaşıyorsanız bence bu eseri okumanıza gerek yok, ama örneğin dedikoduya önem veriyorsanız, sizden alakasız olaylar hakkında saatlerce konuşabiliyorsanız, bu kitabı okumanız sizi düşündürebilir, hayatı gerçekten yaşamanıza vesile olabilir diye düşünüyorum.
11.10.2012

George Orwell'in bu kolay okunabilir romanı, çok önemli bir eserdir.

Yaygın kanı, bu romanın Stalin'i eleştirdiği yönündedir. Ancak, hem Hayvan Çiftliği hem de 1984 detaylı okununca, George Orwell'in basit bir komünizm eleştirisi yapmadığı ancak, komünizm'in nereye varacağını çok iyi tahmin ettiği ve varacağı günü de eleştirdiği gözükmektedir.

Romanda geçen herşeyi günümüze uyarlayabilirsiniz. Arka bahçelerinde bitmeyen proje GAP'a nasıl da benziyor. Dünyadaki gelişme ümidi olmayan bütün ülkelerde senelerdir devam eden, ümit bağlanan, benzer projeler mevcut. En güzeli ise şudurki, arada bir gözüken bir sahip var. Acaba o muydu filan derken sanırız bunlar bizim iyiliğimizi istiyor, yanlış gördük diye bağlıyorlar. Ve en sonda, bu sahip mi domuz oluyor, yoksa zaten o domuzdu da, çiftliğin başına geçen insanlar mı domuza çekiyor, düşündürücü.

Böyle tefekküri eserlerin yayınlanması bile mucize bence bugün. Sosyalist yazar, Stalin'i eleştiriyor diye çamur atmayalım, büyük çapından düşürmeyelim böyle eserleri. Her olayda bizi/kendimizi/milletimizi düşünelim.
Kitapyurdu'na teşekkür ediyor, herkese hayırlı okumalar diliyorum.